Kalplerimiz Şeriata Teslim Olana Dek
Broşür
Broşür
Dr. Eyad Qunaibi
Şeriatı "uyguladığını" söyleyen şu veya bu modelle fikir ayrılığına düşebilir veya katılabiliriz. Buradaki amacımız beşeri modellerden herhangi birini desteklemek veya ondan beri olduğumuzu ilan etmek değildir; aksine amacımız, Allah'ın şeriatına olan sevgimizi korumak, onun zamanımıza artık uygun olmadığını bir an bile düşünmemek veya adaletinden ve merhametinden şüphe etmemektir. Kim onu "uygulamada" hata yaparsa, günahı kendisinedir ve bu durum Allah'ın şeriatına mal edilemez.
Buradaki hedefimiz; şeriatı seven, onun hakimiyeti için can atan, bu yolda çabalayan, onunla izzet bulan ve Allah'ın huzuruna, O'nun bizim için seçtiği şeriata karşı selim bir kalple çıkmaktır. Bahsettiğimiz şeriat; "Yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilendir, her şeyden haberdardır" buyuran Rahman, Rahim, Rauf ve Halim olan Allah'ın şeriatıdır. O şeriat ki, onu indiren Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O şeriat ki, Allah kullarının zayıflığını bildiği için onlara bir hafifletme olarak indirmiş ve şöyle buyurmuştur: "Allah sizden yükü hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır."
Bahsettiğimiz şeriat, sanki kendileri muhatap değilmiş gibi ve sanki başlarının üzerine yukarıdan atılıyormuş gibi sadece yöneticilerin yönetilenlere "uyguladığı" bir şey değildir! Aksine Müslümanların, her birinin gücü yettiğince hayatlarında "ikame ettikleri" bir nizamdır; çünkü o onların davası, ruhu ve Allah'a yakınlaşma vesileleridir. Onlar bu nizamın yönetim düzeyinde de kurulması ve bir devlete sahip olması için çabalarlar.
Şeriat; babaya çocuklarına merhamet etmeyi, çocuklara ebeveynlerine iyilik yapmayı ve annelerinin ayaklarının dibinden ayrılmamayı, yöneticiye ise tebaasına yumuşak davranmayı ve adaleti onlardan önce kendi nefsinde tesis etmeyi emredendir.
O şeriat ki, ümmetin tek bir vücut haline geldiği, kendisini köleleştiren, aşağılayan ve zenginliklerini yağmalayan küresel sistemin zincirlerinden özgürleştiği yoldur...
O şeriatın devletinde, Müslüman bir bireyin değeri başka hiçbir devlette olmadığı kadar yücelir. İslam devleti tek bir birey için yardıma koşar, onun hakkını almak, onu esaretten kurtarmak ve kanının hesabını sormak için ordular hareket ettirir. Tıpkı Allah'ın Elçisi'nin (Allah'ın selamı onun üzerine olsun) Mute ordusunu harekete geçirmesi, Kaynuka oğullarını sürgün etmesi, Rıdvan Beyatı'nda sahabesiyle ölüm üzerine sözleşmesi ve Üsame ordusunu hazırlaması gibi... Tüm bunlar bireyler içindi.
Bahsettiğimiz şeriat, bozguncuların Müslümanların mallarını yağmalayıp İsviçre'de depolamasını, komşuları ise çöplerden yemek yemesini engelleyen şeriattır. O; kadının, erkeğin, küçüğün, büyüğün, Müslümanın ve Hristiyanın yiyecek, içecek, tedavi, güvenlik, onur ve eğitim ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan şeriattır.
O; kadına değer veren ve bedeninin ucuz bir meta haline getirilmesini engelleyen, toplumdaki erkekler ve kadınlar arasında sadece hayvani bir dürtüyü değil, iman kardeşliği ilişkisini, iyilik ve takva üzerine yardımlaşmayı ve ümmetin şanını inşa etmeyi yayan şeriattır.
O; akılların korunduğu, yeteneklerin yeryüzünü imar etmek, bilim alanlarında seçkinleşmek ve insanlığa fayda sağlamak için teşvik edildiği sistemdir.
O; Müslümanların kendilerini Allah'ın şeriatıyla yönetecek kişiyi seçtiği, yöneticinin onlara merhamet ettiği ve sertliğini sadece savaşçı kafirlere yönelttiği düzendir.
O; hüsnüzannın yaygın olduğu, muteber bir şer'i delil olmaksızın kimseye hainlik veya kafirlik sıfatlarının yakıştırılmadığı, sanığın kendisini savunma fırsatı bulduğu adil bir yargılamadan geçtiği sistemdir.
O; insanların içgüdülerini helal yoldan tatmin etmeleri için gereken imkanların sağlandığı, bu yüzden cezaların (hadlerin) ancak nadiren, helal olanla yetinmeyip ille de bozgunculuk çıkarmak ve haram kapılarını zorlamak isteyenlere uygulandığı sistemdir.
İşte şeriat budur efendiler; insanların içinde yaşadığı, çocukların yetiştiği ve herkesin korunmasına katkıda bulunduğu temiz bir atmosferdir.
İşte şeriat budur; temizlik, iffet, izzet, iyilik, hilim, yumuşaklık ve berekettir.
Eğer şeriatın uygulanmasında zirveye ulaşan Nebevi toplum, Peygamber'e eziyet etmesine ve Müslümanlara tuzak kurmasına rağmen nifakın başı Abdullah bin Ubey bin Selül gibilerine tahammül edip onları barındırdıysa -ki o küfrünü açıkça ilan etmemiş, zahiren şeriatın hükmüne boyun eğmişti- bizim toplumlarımız şeriat ikame edildiğinde, ne kadar hata yaparlarsa yapsınlar burunlarındaki tozun bile İbn Selül'den hayırlı olduğu günahkar Müslümanlara tahammül etmeyecek mi?
Bazı akılsızlar, paylarına düşenden fazlasını tamah ederek Peygamberimize (Allah'ın selamı onun üzerine olsun): "Adil ol ey Muhammed, çünkü sen adil davranmadın!" derlerdi. Buna rağmen o sabreder ve şöyle buyururdu:
"Yazıklar olsun sana! Eğer ben adil olmazsam, benden sonra kim adil olur?!"
Bahsettiğimiz şeriatta, bazı cahiller Müslüman yöneticiye alenen hakaret edebilir, yönetici ise kendi nefsi için intikam almadığından onları affeder ve onlara sabreder; o ancak Allah'ın sınırları çiğnendiğinde öfkelenir.
İşte bahsettiğimiz şeriat budur. Eğer tüm bunlardan sonra, bu temiz atmosferde nefesi daralan, şeriatın nurundan burnu sızlayan ve gözleri yanan, tıpkı Lut kavminin temizlenmekten rahatsız olduğu gibi temizlikten rahatsız olan biri varsa -çünkü o ancak dört şahitle ispatlanması kolay olan aleni bir zina ile, kokusu ağzından, davranışlarındaki dengesizlikten ve pantolonundaki pislikten belli olan içki içmekle veya şeriat onun ihtiyacını karşılamasına rağmen başkalarının rızkını çalmakla yaşayabiliyorsa- o kişinin şeriattan korkmaya hakkı vardır! Ancak bizi feryatlarıyla, çığlıklarıyla ve şeriatla korkutmasıyla rahat bıraksın. Çünkü o, Allah veya Resulü (Allah'ın selamı onun üzerine olsun) anıldığında gözleri yaşaran, kalplerinin derinliklerinde bahsettiğimiz şeriatı seven ve hatta onun ikamesine katkıda bulunacak olan günahkar Müslümanları bile temsil etmemektedir.