Dr. Eyad Qunaibi
Allah yolundaki kardeşlerim, hepimiz namazda huşu eksikliğinden şikayet ediyor ve bunun günahından korkuyoruz. Arzuladığımız huşu mertebesini ulaşılmaz, hatta neredeyse imkansız gördüğümüz için bazen ümitsizliğe ve karamsarlığa kapılabiliyoruz. Burada, günaha girmeyeceğimiz kabul edilebilir en alt huşu sınırını bilmemiz önemlidir. Böylece bu sınırı korumaya özen gösteririz ve sonrasında -Allah'ın izniyle- gönlümüz ferahlamış ve namazdaki performansımızdan nispeten razı bir şekilde kemal mertebelerine yükselmek daha kolay olur.
Ancak bu alt sınırdan bahsetmeden önce şunu hatırlatmak isterim: Namazda huşu, gün boyu ibadetlere devam eden ve kendisini haramlardan koruyan kula Allah'ın verdiği bir hediyedir. Rabbi, huzurunda durduğu zatın azametini kavrayan, zihni uyanık ve Allah'a bağlı bir kalp ile onu nimetlendirir. Şunu kavramak huşu duymaya yardımcı olur: Huşu, çaba sarf edilen bir görevden ziyade, itaatle elde edilen bir ödüldür.
İbn Kayyim (Allah ona rahmet etsin), "El-Vabilü's-Sayyib" adlı kitabında insanların namazdaki mertebelerini beş grupta zikretmiştir; bunları burada biraz sadeleştirerek anlatalım:
Birincisi: Namazın abdestinden, vakitlerinden veya rükunlarından eksilten, namazda acele eden kişinin mertebesidir.
İkincisi: Abdestini tam alan, vakitlerine ve zahiri rükunlarına riayet eden, ancak namazdaki düşüncelere karşı koymaya çalışmayan, aksine onlara kapılıp giden, örneğin namazdan sonra ne yapacağını hesaplayan ve planlayan kişinin mertebesidir.
Üçüncüsü: Namazın rükunlarını koruyan, vesvese ve düşünceleri savuşturmak için nefsiyle ve şeytanla cihat eden kişinin mertebesidir. Şeytan, dünya işlerinden birçok şeyle onun dikkatini dağıtmaya çalışır, ancak bu kardeşimiz dizginleri nefsinin eline bırakmaz; her seferinde bu düşünceleri uzaklaştırmaya ve okuduklarına odaklanmaya çalışır. O, hem namazda hem de cihat halindedir.
Dördüncüsü: Namaza durduğunda onun haklarını ve rükunlarını eksiksiz yerine getiren, tüm derdi namazı tam ve mükemmel kılmak olan kişidir. Kalbi tamamen namazın ve Yüce Allah'a kulluğun bilinciyle dolmuştur; vesvese ve düşüncelerle sürekli mücadele etme aşamasını geride bırakmıştır.
Beşincisi: Namazında Allah'ı görüyormuş gibi ihsan mertebesine ulaşan kişinin mertebesidir.
İbn Kayyim şöyle demiştir: Birinci gruptakiler cezalandırılır, ikinciler hesaba çekilir, üçüncülerinkine kefaret olur (günahları silinir), dördüncüler sevap kazanır, beşinciler ise Rablerine yaklaştırılır.
Birinci grup cezalandırılır çünkü rükunları, şartları (abdest gibi) veya secdeler arasındaki sükuneti (tadil-i erkan) ihlal etmiştir; sanki hiç namaz kılmamış gibi ondan sevap alamaz.
İkinci grup farzı yerine getirmiş sayılır ancak düşüncelerin peşinden sürüklenip onlarla mücadele etmediği için hesaba çekilir.
Üçüncü, dördüncü ve beşinci gruplar için günah yoktur, aksine farklı derecelerde sevapları vardır.
Öyleyse kardeşlerim, günahtan kurtulmak için abdesti tam almalı, ardından namazın zahiri rükunlarını acele etmeden ve namazdaki saygıya (kunut) aykırı çok fazla hareket yapmadan tamamlamalıyız. Sonra da namazda zihnimize gelen düşünceleri her belirdiğinde savuşturmalıyız. Bu üçüncü mertebeyi gerçekleştirdiğimizde, sonrasında dördüncü ve beşinci mertebelere yükselmeye gayret ederiz.
En doğrusunu Yüce Allah bilir.