Bölüm 14
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Kıymetli kardeşlerim, önceki bir bölümde batıl ehlinin, hak ehlinin delillerinden kaçmak için kullandıkları yöntemlerden birinin, hak ehlinin takipçilerini zayıf, fakir ve basit meslek sahibi kişiler olmalarıyla kınamak olduğunu belirtmiştik. Buna karşılık batıl ehlinin, kendi yollarının doğruluğuna neyi delil gösterdiklerini görürsünüz? Allah'ın onlara verdiği dünyalık nimetleri! Oysa bu nimetlerin, izlenen yolun doğruluğuyla hiçbir ilgisi yoktur. Allah Teala şöyle buyurmuştur: ((Kendilerine ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o inkar edenler iman edenlere dediler ki: 'Bu iki topluluktan hangisinin makamı daha hayırlı, meclisi daha güzeldir?') (Meryem: 73)). Onlara içinde hüccetler ve deliller olan apaçık ayetler okunuyor... Onlar bunu duyuyorlar ve müminler onlardan bir cevap bekliyor... Peki onların tepkisi nedir? ((Hangi iki topluluktan hangisinin makamı daha hayırlı, meclisi daha güzeldir))! Yani; ey Muhammed'in takipçileri, biz mi yoksa siz mi daha iyi evlere ve meclislere sahibiz? Hangimizin daha yüksek evleri, heybetli ve süslü erkek toplantı yerleri var? Bizim açıkça forumlarımız mı var, yoksa birinin size saldırmasından korkarak Erkam bin Ebi'l-Erkam'ın evi gibi basit evlerde gizlenen sizler mi? Bu –Seyyid Kutub'un (Allah ona rahmet etsin) dediği gibi– 'Yeryüzünün mantığıdır; her zaman ve mekanda yüce ufuklardan mahrum kalanların mantığıdır. İnancın süsten ve boyadan arınmış, cazibe unsurlarından yoksun bir şekilde durması Allah'ın hikmetidir ki, onu isteyenler sadece Allah rızası için, insanların değer yargılarından ve cazibelerinden uzak bir şekilde kabul etsinler; dünya menfaati, süs, şatafat, mal ve mülk peşinde koşanlar ise ondan uzaklaşsınlar.'
Kardeşlerim, Kur'an bu argümanı birçok yerde zikreder. Bunlardan biri Allah Teala'nın şu buyruğudur: ((Firavun kavmine seslenerek dedi ki: 'Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve altımdan akıp giden şu nehirler benim değil mi? Hala görmüyor musunuz?')) Sanki bu nimet, iddialarının doğruluğuna bir delilmiş gibi.
Ve Allah Teala'nın şu buyruğu: ((Dediler ki: 'Biz malca da evlatça da daha çoğuz ve biz azaba uğratılacak da değiliz')). Muhammed'in dediği gibi biz batıl üzere olup da Allah'ın bize azap etmesi mümkün mü, oysa biz onun takipçilerinden mal ve evlatça daha fazlayız? Eğri ve garip bir mantık. Allah onlara, dünyevi nimetin, kişi mümin olmadıkça ve bu nimeti Allah'ın rızası yolunda kullanmadıkça Allah katında bir keramet (değer) ifade etmediğini belirterek cevap verdi: ((Sizi huzurumuza yaklaştıracak olan ne mallarınız ne de evlatlarınızdır. Ancak iman edip salih amel işleyenler müstesna. İşte onlara yaptıklarının kat kat mükafatı vardır ve onlar cennet odalarında güven içindedirler (37))) (Sebe).
Hatta onlar, zenginliklerini ve mallarının çokluğunu, Allah'ın sevdiği dini seçmesi için bir sebep sayıyorlardı. Allah Teala buyurdu ki: ((İnkar edenler, iman edenler için dediler ki: 'Eğer bu iş bir hayır olsaydı, onlar bizi geçemezlerdi')). Yani eğer Muhammed'in dini bir hayır olsaydı, Muhammed'in bu zayıf ve fakir takipçileri bizi geçemezdi ve biz soylular ondan mahrum kalmazdık. Oysa Peygamberimiz (Allah'ın selamı ve salatı onun üzerine olsun) bize bunun bir bağlantısı olmadığını, asıl ölçünün iman olduğunu öğretmektedir. O (sav) şöyle buyurmuştur: ((Şüphesiz Allah dünyayı sevdiğine de sevmediğine de verir, ancak imanı sadece sevdiğine verir)).
Dolayısıyla dünyevi nimet, Allah'ın kulu sevdiğine, ne de dininin ve yolunun doğruluğuna bir delildir. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.