Bölüm 1 - Allah'ın Kelamını Anlamak Bir Nimettir
Kardeşlerim, Allah'ın kelamını anlamak bir nimettir... Çünkü bu anlayış kalpte Allah sevgisini, O'na duyulan özlemi, O'nunla huzur bulmayı ve ünsiyeti meyve verir... Kur'an'ı anlamak zihin huzurunu, gönül ferahlığını ve Allah'ın takdirine rızayı meyve verir... Kur'an'ı anlamak yakini (kesin imanı), Allah ile izzet bulmayı, ahirete bağlanmayı ve en kamil mükafatı beklemeyi meyve verir. Bunların hepsi, Kur'an'ı anlamaktan doğan yüce meyveler ve imani hallerdir. Bu yüzden Kur'an'ın manalarını kavramak bir saadettir ve bu saadet her hak etmeyene verilmez... Kur'an'ı anlasalar ve imani halleri tatsalar bile, dünyanın değersiz menfaatlerini Kur'an'ın nimetine tercih edecek olan o boş gezenler bunu hak etmezler... Bu yüzden Allah Teala, kelamının bu tür kişiler tarafından anlaşılmasını kıskanır! Evet... Allah, kelamının bunlar tarafından anlaşılmasını kıskanır. Zira manaları anlamak ve tatmak, onların hak etmediği bir nimettir. Bu mana Allah'ın kitabında nerede geçer? Allah'ın, kelamını anlamayı hak etmeyenlerden kıskandığı manası nerededir? Bu manada birçok ayet vardır, bunlardan biri de İsra Suresi 45 ve 46. ayetlerdeki şu buyruğudur: ((Kur'an okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanlar arasına gizli bir perde çekeriz (45). Kalplerine, onu anlamalarına engel olacak kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyarız.)) Es-Seri arkadaşlarına şöyle dedi: Bu perdenin ne olduğunu biliyor musunuz? Bu, gayret (kıskançlık) perdesidir. Allah'tan daha kıskanç kimse yoktur. Allah, kafirleri kelamını anlamaya, Kendisini tanımaya, birlemeye ve sevmeye ehil kılmamıştır. Bu yüzden, ehil olmayanların ona ulaşmasını kıskandığı için, Resulü ile kelamı ve tevhidi arasına gözle görülmeyen gizli bir perde çekmiştir. Yani sanki Allah, Kur'an'ın bu gafil kalplere girmesini kıskanıyor ve onunla onlar arasına gözle görülmeyen bir perde –engel– koyuyor, kalplerine kılıflar –örtüler– geçiriyor ve kulaklarına bir ağırlık –sağırlık– veriyor; tüm bunlar anlamayı hak etmedikleri içindir. Allah kelamını neden bunlardan gizledi?... Allah Teala bu ayetlerden sonra şöyle buyurmuştur: ((Onlar seni dinlerken neyi dinlediklerini, kendi aralarında fısıldaşırken de o zalimlerin, "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediklerini biz çok iyi biliyoruz (47). Bak, senin için ne türlü benzetmeler yaptılar da nasıl saptılar! Artık bir yol bulamazlar (48).)) Onlar, yalan söylediklerini ve zalim olduklarını bildikleri halde Resulü "büyülenmiş" olarak nitelendirdiler. ((Onlar yoldan sapınca, Allah da onların kalplerini saptırdı)) ve onları kelamını anlamaktan mahrum bıraktı... ((Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler)). İbn Kayyim şöyle demiştir: Senin hidayet davetine icabet etmeyeni bırak, Azgınlığa çağıran her sese icabet etsin. Ondan mahrum kalana de ki: Ceza olarak sana yeter, Eğer farkında olsaydın, bu şereften uzak kalman. Yani Kur'an'ın manalarını anlamaman ceza olarak sana yeter. Güzel bir kadının, görmeyen ve arzusu olmayan, Duygusuz bir adama gelin gitmesi ne büyük bir çiledir. Düşünün ki güzel bir genç kız, kadınlara arzusu olmayan kör bir adamla evlendiriliyor, o adam onu hak eder mi? İşte Kur'an'ın manaları da kadrini bilmeyenler için öyledir. Eğer kadrini biliyorsan onu sakın, Ta ki ona layık, uygun birini görene dek. Bugünkü nükteden çıkarılacak dersler nelerdir?: 1) Kur'an'ı anlamak bir nimet, bir kerem ve bir şereftir. 2) Hak davetten yüz çevirmekten sakın; yoksa Allah seninle kelamını anlaman arasına gizli bir perde çeker. Zira Allah, kelamının bu anlayışı hak etmeyenler tarafından anlaşılmasını kıskanır.