Mümin Said
Kardeşim Dr. Abdurrahman Zakir'in yaz tatiliyle ilgili ailelere yönelik tavsiyeler içeren bir gönderisinde, şu gibi ifadeler kullanması dikkatimi çekti: 'Oğlunuzu iyi ve mutlu bir arkadaş çevresine bağlamaya özen gösterin' ve 'Çocukların zararlı şeylere bağımlı olmamaları için evde mutlu mümin ebeveynler görmeleri gerekir' (anlam olarak). (Mutlu) kelimesine yapılan vurgu, bana (İslam Gerçekten Hüzün Dini mi?) başlıklı eski bir konuşmamda ele almaya çalıştığım bir anlamı hatırlattı... (Mutlu) bir mümin olduğunuzda, bu imanı doğru bir şekilde anladığınızı gösterir... O zaman örnek bir baba/anne, örnek bir arkadaş ve örnek bir rehber olmaya layık olursunuz. Samimi gülümsemeniz ve huzurlu ruhunuz, çevrenizdekiler için en iyi davettir... Çünkü insanlar kendilerine mutluluk getirecek bir din/yol ararlar. Yüce Allah, müminlere güzel bir hayat vaat etmiştir: 'Erkek veya kadın, kim mümin olarak salih bir amel işlerse, ona mutlaka güzel bir hayat yaşatacağız'... Dolayısıyla güzel hayatınız, salih amelinizin doğruluğunun bir kanıtıdır. Aramızda nice kimseler vardır ki, İslam'ın zahiri ibadetlerine bağlıdır, Allah'a yönelişinde ve itaatinde samimidir, ancak psikolojik bir dengeye sahip olmadan ve her hak sahibine hakkını vermeden yaşar. Bu yüzden tükenmişlik sendromu ve sürekli kaygıdan muzdariptir. Bütün bunların övgüye değer olduğunu düşünür, çünkü bu (Allah yolunda), (ümmetin derdiyle dertlenmekten) ve (kalbin canlılığının bir delili)dir... Gerçekte ise ne yol katetmiş ne de bineğini sağlam bırakmıştır. Ne ümmet için taşıdığı derdi bir gayrete dönüştürmüş, ne de kalbindeki yangını faydalı bir amele çevirmiştir. Bu yangın, eyleme geçiren bir yakıt olmak yerine, kendi nefsini ve sinirlerini yakan bir ateşe dönüşmüştür! Yüzündeki yorgunluk ve asıklık, insanları onun sergilediği (dindarlık) görüntülerinden uzaklaştırmıştır. Allah'ın Resulü'nde bizim için güzel bir örnek vardır... O, Allah'ın salat ve selamı üzerine olsun, kafirlerden, münafıklardan çektiği her türlü sıkıntıya, evlatlarını kaybetmesine ve sevdiklerinin ölümüne rağmen, sahih hadislerde belirtildiği gibi (çok tebessüm ederdi), (yüzü altın yaldızlı gibi parlardı), (yüz hatları parlardı), (yüzü aydınlanır, adeta bir ay parçası gibi olurdu). Allah, Şeyhülislam İbn Teymiyye'ye rahmet eylesin. O, ümmetin derdini taşımış, ateizm ve zındıklık saldırılarını püskürtmüş, inançlardaki sapmaların seyrini düzeltmiştir. Doğudan Tatarların, batıdan Haçlıların, Müslüman topraklarının içinden ise Karmatiler, Haşhaşiler ve diğer sapkın grupların Müslümanlara saldırdığı zorlu bir dönemde yaşamış, fikriyle cihat ettiği gibi canıyla da cihat etmiştir... Bütün bunlara rağmen öğrencisi İbn Kayyim onu şöyle tanımlamıştır: (İnsanların en güzel yaşayanı, gönlü en ferah olanı, kalbi en güçlü olanı ve ruhu en huzurlu olanıydı. Yüzünde nimetin tazeliği ve parıltısı belirirdi). Öyleyse hatırla ey sevgili dost: Mutluluğun, imanını anladığının delilidir.