Sana İyilik Edenin Karşılığı Bu mu Olmalı!!
Kardeşim, yol kenarına atılmış yetim bir çocuk bulduğunu hayal et; ona acıdın, onu yanına aldın, temizledin, yedirdin, içirdin ve giydirdin.... Onu koruyup kolladın, ona harcadın, ondan hiçbir şeyi esirgemedin... Aksine ona şefkatini ve sevgini cömertçe sundun, bazen ona sert davrandıysan da bu onun iyiliği içindi... Çok hata yapıyordu ama sen onu yönlendiriyordun ya da gizlice kulağını çekiyordun, fakat insanların önünde sadece onun güzelliklerini gösteriyordun... Defalarca hastalandı başında bekledin, üzüldü gözyaşlarını sildin, insanlar ona kötülük ettiğinde onlara karşı ona sığınak oldun ve onu göğsüne bastırdın... Kendi imkanlarınla onu eğittin ve evlenmesi için ona mal verdin... Tüm bunlarda, onun damat olduğunu görüp onunla sevinmeyi bekliyordun... Mutluluk gününde sana gelmesini, gözlerinin şükran, minnet, sevgi ve vefa ile dolu olmasını, sonra sana doğru koşup sana sarılmasını ve sevincinden, sana olan aşkının şiddetinden ağlayarak ellerini öpmesini bekliyordun... Seninle dünyaya karşı gurur duymasını ve insanların önünde sana olan vefasını dile getirmesini bekliyordun. Fakat!! Düğün günü geldi, bir de baktın ki tören düzenliyor, arkadaşlarını, komşularını ve meslektaşlarını davet ediyor ve...... seni unutuyor! Açıkçası, seni unutmadı... Ama senin heybetini içinde hatırladı ve varlığının neşesini bozacağını hissetti, çünkü serbest kalmak ve "keyfine bakmak" istiyor... Histerik bir şekilde gülmek istiyor... Ve senin varlığında bunu yapamayacağını biliyordu. Bu yüzden seni görmezden geldi ve: "Onun gönlünü sonra alırım" dedi! Tören bitti, boş tabakları ve yemek artıklarını torbalara koydu... Sonra onlar için ayrılan yeri uzak buldu ve torbaları senin kapının önüne koydu! Bunu yaparken de senin bildiği iyiliğine ve hoşgörüne güveniyordu! Bu hayırsız evlada karşı hissin ne olurdu?! Ve bundan sonra onu sevebilir miydin? İyiliği inkar etmenin ve iyilik edeni unutmanın ne kadar çirkin olduğunu gördün mü? Allah için en yüce misal şudur: ((Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı? (İnfitar 6-7) )) Ey genç, bekarlıktan ve enerjinin birikmesinden sıkıntı çektikten sonra Allah sana evlilik nimetini bahşediyor. Ey genç kız, "treni kaçırmaktan" ve hayatını duygularını tatmin edecek kimse olmadan yaşamaktan korktuktan sonra Allah sana evlilik nimetini bahşediyor. Uzun süre Allah'tan sana bir eş nasip etmesi için dua ettin. Yüce Allah, seni koruyan, sana zahiri ve batini nimetlerini bolca veren, sıkıntılarını gideren, kusurlarını örten ve sana verdiği mal ile düğününü yaptığın zattır. Sonra büyük sevinç gününde O'nu unutuyorsun! Hatta düğün töreninde O'na isyan ederek O'nun gazabını üzerine çekiyorsun... Bunu eğlenmek istemenle gerekçelendiriyorsun... O'na itaat etmek ve O'nu hatırlamak sevincini kursağında bırakıyor da, O'na isyan etmek mi seni mutlu ediyor?! Çözümü O'nu unutmakta mı buldun! ((İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirip yan çizer))... Cennet ve cehennem olmasaydı bile, nimet sahibinden utanmaz mıydın?! Mutluluk gününde Allah'a: "Teşekkür ederim ya Rabbi" demekte huzur bulmaz mıydın?! Bunu söyleyip yaptığın her şeyle ifade etmez miydin?! Sana demiyorum ki: (Neyse, biraz kendini zorla ve Allah'a isyan etmemek için bu "sıkıntıya" katlan)!! Aksine, bu şükür, vefa ve minnet gösterme, asil bir ruhun başka türlüsünü yapamayacağı ve ancak onunla mutlu olacağı bir ahlaktır... Çünkü nankörlük, iyiliği inkar etmek ve nimete küfretmek asil ruhlara ağır gelir. Müslümanların düğünlerinde gördüğüm gafletten dolayı bu sözleri yazıyorum. Asıl büyük sorun sadece haremlik-selamlık ihlali, yozlaştırıcı şarkılar ve namazın ihmal edilmesi değil, aynı zamanda bunların, Allah'ın bizden vefa görmeyi sevdiği bir günde Allah Teala'yı unutmanın bir göstergesi olmasıdır: ((Allah'ı unutanlar gibi olmayın)). ((Öyleyse beni anın ki ben de sizi anayım; bana şükredin, nankörlük etmeyin)).