Abbasia Olayları Acılar ve Umutlar - Dr. Eyad Qunaibi
Mısır'ın son olayları "Abbasia Olayları" Abbasia "Selefi Nur Partisi" "Adalet ve Özgürlük Partisi" "Cumhurbaşkanlığı Seçimleri" Parlamento "Dr. Eyad Qunaibi"
Mısır'ın son olayları "Abbasia Olayları" Abbasia "Selefi Nur Partisi" "Adalet ve Özgürlük Partisi" "Cumhurbaşkanlığı Seçimleri" Parlamento "Dr. Eyad Qunaibi"
Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun; peygamberlerin ve elçilerin sonuncusuna salat ve selam olsun. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Bu, Abbasiye olayları hakkında, kendisini İslami olarak tanımlayan partiler içinden kalbi olanlara yönelttiğim bir sözdür. Sözlerim belki pek çok kişiye ulaşmayacak; ancak ben bunu Rabbinize karşı bir mazeret olsun diye ve umulur ki sakınırlar ümidiyle söylüyorum. Benim davetimin özü şeriatın uygulanması çağrısıdır, dolayısıyla böyle bir durumda söz söylemek kaçınılmazdır.
Ey partiler -ey Nur Partisi ve ey Özgürlük ve Adalet Partisi- sizin bu yolunuz; isim zikretmek adetim değildir ancak durum açıkça söylemeyi gerektiriyor, imaya yer yok; bu yolunuz karanlığa, zulme ve köleliğe daha fazla batmaktan başka bir şeye yol açmayacaktır; ne nura, ne adalete ne de özgürlüğe ulaştırır.
Allah'tan korkun ve bu trajikomik oyundan; demokrasi, parlamento ve başkanlık seçimleri oyunundan çekilin. Bu, Allah düşmanlarının sizi gerçek görevinizden alıkoymak için oyaladıkları bir oyundur. Devrime liderlik etmek, onu ateşlemek ve doğru yöne sevk etmek yerine; insanların gözünde heybetinizi düşüren, davanızdan soğutan, size olan güveni yok eden ve sizi evcilleştirip uysallaştıran bu oyuncaklarla oyalanıyorsunuz.
Burası, parlamento ve taviz sahiplerinin içine düştüğü haramlığı, anayasa yazımına laik güçleri ortak etmenin yanlışlığını delilleriyle açıklama yeri değildir. Ben zaten "Şeriata Destek" başlıklı bir seride bu yolların meşru olmadığını açıklıyor ve bu yolu tutanların öne sürdüğü delilleri çürütüyorum. Bu konuşmada size bilmediğiniz bir ilim veya okumadığınız bir hadis getirmeyeceğim; bu sadece yüzlere karşı bir haykırıştır: Uyanın... Uyanın! Eğer gündüzün varlığı için bile delil gerekiyorsa, zihinlerde sağlıklı bir şey kalmamış demektir.
Basiret sahibi olan herkes için gerçekler ortaya çıkmıştır; Askeri Konsey sizi uysallaştırıyor, sizinle alay ediyor ve hislerinizi köreltiyor. Abbasiye'de kardeşlerinizi öldürüyor ve sizi zilleti, aşağılanmayı kabullenmeye alışmanız için toplantıya çağırıyor. Askeri Konsey taleplerinizin çıtasını düşürüyor, günbegün sizden taviz üstüne taviz koparıyor; ta ki işler tamamen lehine döndüğünde, "Beyaz öküzün yendiği gün ben de yenilmiştim" misali ilk feda edilenler siz olacaksınız.
Şu an Abbasiye'de Askeri Konsey'in gitmesini ve şeriatın hakimiyetini talep ederken can verenler, Allah'ın izniyle şehittirler. Siz ise, sıra size geldiğinde ve size olan ihtiyaç bittikten sonra Askeri Konsey sizi avladığında, sevap kazanan değil günah yüklenenler olacaksınız. Granada düştüğünde Ebu Abdullah el-Sagir'e denildiği gibi size de şöyle denilecek: "Erkekler gibi koruyamadığın mülkün için şimdi kadınlar gibi ağla."
Yüce Allah şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten geri kalmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Öfkeleri ağızlarından taşmaktadır; sinelerinin gizlediği ise daha büyüktür. Eğer akıl ediyorsanız, şüphesiz size ayetleri açıkladık." Yersiz hüsnüzan beslemeyi bırakın; "Eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler."
Kınamalarınızda Arap yöneticiler gibi oldunuz; dün Filistin ve Irak gibi komşu ülkelerde olanlara sadece kınama ile yetinen yöneticileri ifşa ediyordunuz, şimdi ise o yenilgici yöneticilerin terimlerini öğrendiniz ve role hazırlanmak için onları gevelemeye başladınız.
Ey Selefi Davet'in hocaları -sözüm elbette hepsine değil, aralarında hocalarımız ve büyüklerimiz olarak gördüğümüz sadık olanlar vardır- sözüm şeriatı yüzüstü bırakanlara, seçim yollarına girenleredir; zillet ve taviz yolunu tutanlara, Şenuda için taziye yayınlayanlara, anayasayı yazmak için laikleri aday gösterenleredir: Dersleriniz nerede? Selefiliğiniz nerede? İslamiliğiniz nerede? Hatta İslam'ınız nerede? Mertliğiniz ve onurunuz nerede?
Şeriat talep eden kardeşlerinizin kanının döküldüğünü görüyorsunuz ve hala başkanlık seçimleri komedisiyle, Askeri Konsey ile anayasa yazımı ve hükümet kurma pazarlıklarıyla uğraşıyorsunuz! Ülkenin karanlık bir tünele girmesinden mi korkuyorsunuz? Vallahi, şeriat isteyenleri yalnız bıraktığınızda, Askeri Konsey'e yaslandığınızda, insanları yanılttığınızda ve "İslami referanslı demokratik devlet" çağrısı yapanları desteklediğinizde asıl siz ülkeyi o tünele sokuyorsunuz. Kan dökülmesinden mi korkuyorsunuz? Kan her halükarda dökülecek; ama ya göğsünden hançerlenen aslanlar olarak ya da onursuzca, bir iple boğazlanan koyunlar olarak dökülecek.
Sözlerimi, İhvan'ın ve Selefiliğin kendisinden bahsettiği ve kendisine nispet edildiği Seyyid Kutub'un muazzam bir sözüyle, biraz kısaltarak bitireceğim. Bu sözde bir sertlik vardır ama vallahi yerindedir ve herkesin durumuna göre ondan bir payı vardır. Dinleyin ve anlayın; dinle ey Nur Partisi, dinle ey Adalet Partisi. Vallahi bu sözler altın suyuyla yazılsa azdır. Her birimizin bunu bir, iki, üç kez dinlemesi, sonra ara ara tekrar etmesi gerekir. Sonra Mısır halkı da dinlesin. Ey Seyyid Kutub'un ve Abdülkadir Udeh'in evlatları dinleyin; çünkü burada Seyyid'den sana, ey halk, bir mesaj vardır.
Allah ona rahmet etsin -o Seyyid ki onurun bedelini ödedi ve Allah onun sözleriyle milyonların ruhunu diriltti; o Seyyid ki Allah'ın vaadine güveni büyüktü ve Allah'a karşı sadık olduğuna inanıyoruz, bu yüzden Allah onun adını yüceltti ve insanların kalbine ona karşı bir saygı yerleştirdi- şöyle demiştir:
"Zilletin bir bedeli olduğu gibi, onurun da bir bedeli vardır. Onur bedelini ödemekten korkan kişi dinle: Zilletin bir bedeli olduğu gibi onurun da bir bedeli vardır. Bazı zayıf ruhlar, onurun bedelinin çok ağır ve dayanılmaz olduğunu hayal ederler; bu ağır yüklerden kaçmak için zilleti ve aşağılanmayı seçerler. Böylece kendi gölgesinden korkan, her sesten ürken, değersiz, ucuz, korku dolu ve huzursuz bir hayat yaşarlar. 'Her bağırtıyı kendi aleyhlerine sanırlar', 'Onları insanların hayata en düşkünü olarak bulursun.'
Bu zelil kimseler, onurun bedelinden çok daha ağır bir bedel öderler; zilletin bedelini eksiksiz ve tam olarak öderler. Bunu ruhlarıyla öderler, haysiyetleriyle öderler, itibarlarıyla öderler, huzurlarıyla öderler ve çoğu zaman farkında olmadan kanlarıyla ve mallarıyla öderler. Feda ettikleri onur karşılığında, zillet bedelini boyun bükerek ödedikleri makam ve saltanat sahiplerine yakınlaşacaklarını sanırlar. Oysa sonunda, kendisini kullanan efendilerinin gözünde bile değersizden daha değersiz, aşağılıktan daha aşağılık olurlar.
Nice adam vardır ki, şerefli olma, onurlu olma, elindeki Allah'ın emanetini koruma, hakkın ve insanlığın onuruna sahip çıkma, hakkı gözetme ve onuruyla izzet bulma imkanına sahipti. Bu duruşuyla, emaneti korumasını istemeyenler nezdinde bile heybet sahibiydi, kimse ona bir şey yapamazdı. Ne zaman ki elindeki emanete ihanet etti, onurun bedelini ödemekte zayıflık gösterdi ve hakkın izzetinden sıyrıldı; işte o zaman kendisinden çekinenlerin gözünde basitleşti, bekçisi olduğu haktan korkanların yanında zelil oldu, kendisini satın almaya çalışanların yanında ucuzladı. Öyle ucuzladı ki onu satın almaktan bile vazgeçtiler. Sonra bir leş gibi kenara atıldı ve ayaklar altında çiğnendi; hak sayesinde bir makamı, onur sayesinde bir heybeti, emanet sayesinde bir sığınağı olduğu günlerde ona vaatlerde bulunanların ayakları altında."
Dinleyin ey Selefiler, dinleyin ey Adalet ve Özgürlük Partisi; denildiği gibi: "Alim fitneyi gelirken görür, cahil ise o gidip arkasını döndüğünde fark eder." Seyyid Kutub'un şu sözleri sizler içindir:
"Zirveden aşağılara yuvarlananlar ne kadar da çoktur; kimse onlara acımaz, kimse onlar için rahmet dilemez ve cenazelerinde kimse yürümez. Hatta uğruna onur zirvelerinden zillet çukurlarına, hakikat izzetinden sapkınlık uçurumlarına düştükleri efendileri bile onlara sahip çıkmaz. Onca ibret ve tecrübeye rağmen, her gün yeni bir kurbanın verildiğine şahit oluyoruz; zillet vergisini eksiksiz ödeyen bir kurban, Allah'a ve insanlara ihanet eden, emaneti ve onuru feda eden bir kurban. Efendilerinin peşinden koşan, vaatlerin ve serapların arkasından nefes nefese koşan, sonra da orada, aşağılarda boyun eğmiş ve aşağılanmış bir halde bir kenara itilen bir kurban. İnsanlar onlara ibretle ve sevinçle bakar, efendileri ise küçümseyerek."
Seyyid'in sizin için çizdiği gelecek budur; dinleyin ve anlayın. Seyyid şöyle demiştir: "Sınırlı ömrümde -ve hala görmekteyim- Tek ve Kahhar olan Allah'tan başkasının önünde baş eğen, omuzlarını çökerten, boyunlarını büken ve başlarını öne eğdiren zillet vergilerini huşu içinde taşıyan onlarca büyük adam gördüm. Sonra yüklerini bırakıp mallarını teslim ettikten sonra kapı dışarı edildiler; hem dünya hem de ahiret güzelliğinden mahrum kaldılar. Bundan sonra köleler kafilesinde, celladın bile fark etmeyeceği bir şekilde yitip gittiler! Onları gördüm; özgür olma imkanları varken köleliği seçtiler, güçlü olma güçleri varken geri kalmayı seçtiler, heybetli olma imkanları varken korkaklığı ve aşağılanmayı seçtiler. Oysa onlar, makam ve sultan sahiplerini korkutacak güce sahiptiler."
Ey aziz Mısır halkı, Seyyid'in şimdi sana söyleyeceklerini dinle: "Kölelik vergilerini defalarca ödemeye devam edersin; bu vergiler özgürlüğün bedeliyle kıyaslanamaz bile, onun onda birine dahi ulaşmaz. Eskiden Yahudiler peygamberlerine şöyle demişti: 'Ey Musa! Onlar orada olduğu sürece biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada oturacağız.' İzzetin bedelinden kaçmanın bedelini, kırk yıl boyunca çölde kaybolarak, kumlar tarafından yutularak, gurbetle aşağılanarak ve korkularla savrularak ödediler. Oysa erkeklerin dünyasında izzet ve zafer için bunun onda birini bile ödemeyeceklerdi.
Bireylerin, grupların ve halkların ödemesi gereken bir bedel mutlaka vardır; bu bedel ya izzet, onur ve özgürlük için ödenir ya da zillet, aşağılanma ve kölelik için. Tüm tecrübeler, kaçışı ve kurtuluşu olmayan bu gerçeği haykırmaktadır."
Allah ona rahmet etsin, Seyyid son olarak şöyle demiştir: "Özgürlüğün bedelinden kaçanlara, onurlu olmanın sonucundan korkanlara, yanaklarını ayaklar altına serenlere, emanetlerine, onurlarına, insanlıklarına ve ümmetlerinin özgürleşmek ve kurtulmak için verdiği büyük fedakarlıklara ihanet edenlere; tüm bunlara sesleniyorum: Tarihin ibretlerine ve yakın gerçeğin derslerine baksınlar. Zillet vergisinin onur vergisinden çok daha ağır olduğuna şahitlik eden mükerrer örnekleri düşünsünler."
Size diyorum ki: Tarık el-Haşimi ve benzerlerinin örneğine bakın. "Zillet vergisinin onur vergisinden daha ağır olduğunu, özgürlüğün bedelinin köleliğin bedelinden daha az olduğunu, ölüme hazır olanlara hayat bağışlandığını, fakirlikten korkmayanlara rızık verildiğini, makam ve sultandan korkmayanların karşısında makam ve sultan sahiplerinin titrediğini gösteren örnekleri düşünsünler. Vicdanlarını satan, emanetlere ihanet eden, hakkı yüzüstü bırakan ve toprakta sürünen aşağılık kimseler hakkında önümüzde çok ve yakın örnekler vardır; onlar kimse tarafından üzüntüyle anılmadan, Allah'ın ve insanların lanetiyle gittiler. Aynı şekilde -az da olsa- zilleti reddeden, ihaneti kabul etmeyen ve erkekliklerini satmayan örnekler de vardır; onlardan yaşayanlar onurlu yaşadı, ölenler ise onurlu öldü."
Allah sana rahmet etsin ey Seyyid; bir adam gibi yaşadın ve bir adam gibi öldün, güçlü yaşadın ve güçlü öldün, onurlu yaşadın ve onurlu öldün.
Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah'ım, ey alemlerin Rabbi, ey merhametlilerin en merhametlisi; bu sözlerle Mısır'daki kardeşlerime fayda ver, bu sözlerle Mısır'da İslam için çalışanlara fayda ver, bu sözlerle Mısır'da kendisini İslami kimliğe nispet edenlere fayda ver ve bununla Mısır halkına fayda ver ey alemlerin Rabbi.
Allah'ım, Muhammed'e, onun ailesine ve ashabına salat ve selam eyle, onları mübarek kıl.