Özgürlük, önceden çizilmiş yolların dışına çıkmaktır. Sakın ola ki çizilmiş yollarda yürümenin -ister bir, ister iki, ister üç yol olsun- sana özgürlük getireceğini sanma. Oyunun kuralları dahilinde oynamanın sana özgürlük getireceğini düşünme. Devrim zaten oyunun kurallarını değiştirmek için yapılır. Biz bize sunulan oyunun kurallarına asla razı olmayacağız; tuzağın içinden, Amerikan kutusunun içinden ya da askeri kutunun içinden çalışmayacağız.
Devrimin başından beri herkesin kavramış olması gereken o büyük dersi aldıktan sonra, karşı çıktığımız rejimin bizim için çizdiği yollarda tekrar yürümeye dönmemiz mümkün değildir. Askeri yönetimin düşüşünün, yine askerlerin koyduğu anayasaya dönerek gerçekleşeceğini bana nasıl anlatabilirsin? Böyle bir şeye nasıl ikna olabilirim? Eğer Amerika'nın belirlediği yolda yürürsem, sonunda kim galip gelecek? Amerikan seçeneğini takip edersem özgürlüğe mi ulaşmış olurum? Böyle bir şeye nasıl inanabilirim?
Bizi oyunun tamamen dışına çıkmaktan korkutan nedir? Kutunun dışına çıkmaktan bizi ne alıkoyuyor? Size çok önemli bir şey söylemek istiyorum ve buradaki herkes bunu biliyor. Meydanların ve devrimlerin durumuna baktığınızda, üçüncüsü olmayan iki tür yaklaşım görürsünüz. Birinci tür -kimseyi kastetmiyorum ama bu bazılarındaki bir zihniyet ve metodolojidir- özgürlüğü "kölelik şartlarını iyileştirmek" olarak görenlerdir. Diğer tür ise özgürlüğün, köleliğin sütunlarını tamamen yıkmak olduğunu bilenlerdir.
Biz kölelik şartlarını iyileştirmek istemiyoruz; biz köleliğin kökenlerini ve rükünlerini tamamen yıkmak istiyoruz. Yüzde bir veya iki oranında bile olsa köleleştirilmek istemiyoruz. Tekrar müzakere masasına oturmak, kaç devletin darbeyi tanıdığını, kaçının tanımadığını hesaplamak, Obama'nın ne dediğini veya Amerika'nın ne dediğini beklemek için dökülen kanlar üzerinde dans edemeyiz. Amerika yerin dibine batsın! Amerika yerin dibine batsın!
Sokaklardaki bu kalabalıklardan daha fazlası nedir? Zaten kan veriyoruz, zaten insanlar ölüyor değil mi? İnsanlar tutuklanıyor, sokaklarda kovalanıyor. Bundan daha ötesi ne olabilir? Hak sözü ilan etsene! Birinden mi korkuyoruz? Hak apaçıktır. Biz ne devrimden utanırız ne de ondan önce dinimizin doğru dediği şeylerden utanırız. Din, özgürlüğün esaslarıyla asla çelişmez; din, hakkın esaslarıyla asla çatışmaz.
Biz ilan ediyoruz ve sakın bu ilanı küçümseme. Bu ilan vallahi medeniyetleri yıkar, vallahi devletleri yıkar, koca medeniyetleri yerle bir eder. Şimdi söyleyeceğimiz şudur: Meşruiyet her zaman ilkeye aittir, meşruiyet hakka aittir, meşruiyet metoda aittir. Meşruiyet ne sokaklardaki milyonlarla ne de sandıklarla gelir. Eğer bir milyon, iki milyon, hatta tüm Mısır halkı batıl üzerinde birleşse ve sadece biz hak desek, yine de hakkı söyleriz; bu yolda ölsek bile bu şeref olarak bize yeter.
Allah'ın elçisi -Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun- bize böyle öğretti. O şöyle buyurdu: "Şehitlerin efendisi Hamza ve zalim bir hükümdarın karşısına çıkıp ona iyiliği emredip kötülükten sakındıran, bu yüzden de o hükümdar tarafından öldürülen kişidir." Bu adam, metodun değerini yüceltmekten başka bir şey yapmadı. Belki o ve hükümdar kapalı bir odada yalnızdılar, ama o bu metodun kendi hayatından daha yüce olmasını tercih etti ve böylece şehitlerin efendisi oldu.
Bizim meselemiz bedenlerimizin galip gelmesi değildir, fikir bu değil. İslam asla bir varoluş mücadelesi tanımaz; ne kişilerin bekası ne de dinin bekası için endişelenir. Din zaten korunmuştur, değil mi? Kişilere gelince; Allah'ın elçisi -Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun- bu ümmetin kökünün asla kazınmayacağına dair söz vermiştir. Bu, Allah'ın Peygamberine olan vaadidir, o yüzden korkma. Şeytan gelip sana "Eğer ben ölürsem artık kimse Allah'a ibadet etmez, bu yüzden yaşamalıyım" demesin. Hayır, asla. Hepimiz sokaklarda olsak bile hakkı ilan et. Bil ki senin kanın, başka bir toprakta İslam'ı sulayacaktır; başka bir toprakta özgürlüğü, başka bir toprakta hakkı sulayacaktır.
Bu arada, biz devrim adına konuştuğumuzda, devrim veya İslam dediğimizde, bizde bir şizofreni yok; yani devrim ve İslam arasında bir kopukluk yok. Eğer devrim sloganı atıyorsak bunu İslam için atıyoruz, eğer İslam sloganı atıyorsak bu devrim sloganıdır. Bu konu net olmalı. Taviz vermeye niyetimiz yok, insanların hoşuna gidecek sözler de söylemeyeceğiz; inşallah kimsenin hoşuna gitmez. Kimse bana kırılmasın, gerçekten içim yanarak konuşuyorum.
Birilerini kazanmak için laf kalabalığı yapmayacağız. Bizim ilkelerimiz var. "Ahrar" hareketini tanımak isteyen bilsin ki; Ahrar paylaşımlardır, bildirilerdir, sloganlardır, marşlardır. Ahrar hareketi, şu an söylediğimiz sözlerdir; Allah'ın huzuruna çıktığımızda arkasında duracağımız sözlerdir. Allah'ın huzuruna O'nun dinine veya metoduna aykırı hiçbir sloganla çıkmaya niyetimiz yok. Asla.
Bazı çevrelerde Ahrar'ın şunlarla koordine olduğu veya başka kesimleri kazanmak için böyle konuştuğu söyleniyor. Biz kimseyi kazanmak peşinde değiliz. Gelmek isteyen hak sancağına gelsin. Devrimle sorunu olan, İslam'la psikolojik problemi olan buyursun gitsin. Biz kimseden gelmesini istemedik ve biliyoruz ki Allah bizim yardımcımızdır. Bu arada bu duruşun bir bedeli var. Birçok kişi gelip bize "Bir tarafa yanaşın, yoksa asker sizi yer" diyor. Sanki bu insanların lisan-ı hali -Allah'a sığınırız- en az güveneceğimiz şeyin Allah olduğunu söylüyor. Bizim için Allah'ın arkamızda olması yeterlidir, başka bir şey istemiyoruz. Allah'ın yardımcı olarak yetmesi kafidir.
Ve şunu bilin ki, hak asla sayılarla galip gelmez. Hak, hak olduğu için ve Allah hakkı üstün kılacağına söz verdiği için kendi gücüyle galip gelir. Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Eğer siz Allah'a (O'nun dinine) yardım ederseniz..." O'nun yardımını beklemek için önce siz Allah'ın dinine yardım etmelisiniz. İnsanların bilmesi gereken son bir manevi noktayı hatırlatmak istiyorum.
Allah Teala bizi zafer kazanmakla, İslam'ı iktidar yapmakla veya yeryüzünde halife olmakla mükellef kılmadı. Size "Neden iktidar olamadın, neden zafer kazanmadın?" diye sormayacak. Allah size şunu soracak: "Zafer yolunda ne yaptın? İslam'ın hakimiyeti yolunda ne yaptın?" Hakimiyet Allah'ın vaadidir. Eğer Allah'ın yolunda yürürsen, her zaman doğru yolda olduğundan emin olmalısın. Tek derdin mutlaka galip gelmek olmasın.
Biliyorsunuz, sadece sonuçlara odaklanmak, "Mutlaka kazanmalıyım", "Mutlaka iktidar olmalıyım" düşüncesi birçok insanın metodundan ödün vermesine, birçok insanın araçlarda yanlışa düşmesine neden oldu. Oysa hakimiyet Allah'ın vaadidir, O'nun üstlendiği bir şeydir. Sizin göreviniz ise hakimiyet için çalışmak, Allah'ın metoduna, ilkelere ve hakka uygun hareket etmektir. Sakın Allah'ın üstlendiği şeye dalıp, sizin üzerinize yüklediği görevi unutmayın.