Giriş: İnsan Sadece Kimyasal Bir Atık mı?
"İnsan nesli, orta ölçekli bir gezegende bulunan kimyasal bir atıktan ibarettir." Buradaki soru şudur: Bu, Stephen Hawking'in kişisel bir görüşü veya mübalağası mı? Yoksa ateizmin kaçınılmaz bir sonucu mu? Allah'ın varlığı olmadan insanın manevi bir değeri var mıdır? Allah'ın varlığı olmadan ahlakın herhangi bir değeri olur mu?
Bugünkü bölümde bu soruları cevaplayacak ve ateizmin yol açtığı ahlaki çöküşün korkutucu örneklerini göreceğiz.
Öğle Yemeği Daveti Örneği: Değer ile Anlamsızlık Arasındaki Fark
Cep telefonunuza kardeşinizden şöyle bir mesaj geldiğini hayal edin: "Seni öğle yemeğine davet ediyorum." Bu mesajın bir anlamı var mı? Elbette. Bu bir gerçek mi yoksa bir hayal mi? Aksine, bir gerçektir. Bir değeri var mı? Evet. Buna göre hareket eder misiniz? Evet; eşinize ve çocuklarınıza "Kardeşimin evine yemeğe davetliyiz" dersiniz, yemek hazırlamazsınız ve benzeri hazırlıklar yaparsınız.
Buna karşılık, cep telefonunuzu cebinizde ev anahtarlarıyla birlikte açık unuttuğunuzu hayal edin. Siz yürürken, oturup kalkarken anahtarlar cihazın klavyesine rastgele çarpsın. Saatler sonra bir arama yapmak için telefonunuzu çıkardığınızda, binlerce rastgele harf arasında şu cümleyi görüyorsunuz: "Seni öğle yemeğine davet ediyorum." Bu cümlenin ne yaptığını bilen bir yazarı var mı? Hayır. Bir değeri var mı? Hayır. Buna göre hareket eder misiniz? Yine hayır; çünkü bu "karalamalar" içinde anlamlı bir şey görünse bile, bir değer kazanmaz.
Allah'ın varlığını inkar eden biri için, insanın hissettiği tüm ahlaki değerlerin aslı, bu "karalamalar" gibidir; hiçbir değeri ve anlamı yoktur, dolayısıyla onlara göre hareket edilmez. Çünkü onun inancına göre bu değerler, ne yaptığını bilmeyen, hiçbir şey vaat etmeyen ve hiçbir şeye bağlı olmayan bir rastgeleliğin sonucudur.
Materyalizm ve Ahlaki Çöküş
Evreni ve varoluşu tamamen materyalist bir şekilde açıklayan ateizmde, manevi değerlere yer yoktur; hak veya batıl, iyi veya kötü yoktur. Çünkü bunlar maddenin açıklayamayacağı manevi değerlerdir. İnsan maddenin çocuğu olduğunda ve maddeden başka bir şey olmadığında; merhametin, dürüstlüğün, vefanın veya anne babaya iyilik yapmanın hiçbir anlamı kalmaz. Tüm bu hisler, tıpkı cep telefonundaki karalamalar gibi, rastgele genetik mutasyonların bir sonucudur.
Buna karşılık İslam'da, Yüce Allah Hak'tır ve zulmü kendisine haram kılan, kulları arasında da haram kılan Adalet'tir. O, kullarına birbirlerine merhamet etmelerini emreden Merhametli olandır. Yaratıcı, insanı bu değerleri sevecek ve kötülük ile zulüm gibi zıtlarından nefret edecek bir fıtrat üzerine yaratmıştır. İnsanın arzularını tatmin etme ve hükmetme hırsı bazen bu fıtratın üzerini örtebilir, ancak bu durum, asıl olanın temiz fıtrat olduğu gerçeğini değiştirmez.
Dolayısıyla İslam'da bu değerlerin varlığı, bir değer ifade etmesi, insanın bunları sevip zıtlarından nefret etmesi açıklanabilir bir durumdur ve tüm bunların açıklaması Allah'ın varlığıdır.
Ateist Kararsızlık ve Ahlaki Görelilik
İnsan Allah'ın varlığını inkar ettiğinde, sefil bir ateist kararsızlık silsilesine girer. Ateiste göre bir yaratıcı ve mükemmel sıfatlar yoktur; sadece insanı var eden bir doğa vardır. Bu doğa maddeseldir ve manevi mükemmellik sıfatlarına sahip değildir; örneğin adaletli veya hikmetli olarak nitelendirilemez. Dolayısıyla, bu doğadan türeyen bir insanda manevi değerlere yer yoktur.
Peki, insanın iyiliği sevme ve kötülükten nefret etme duygusu nedir? Ateizme göre bunlar, insanın hayali bir iyilik olduğunu sanıp onu sevmesini ve hayali bir kötülükten nefret etmesini sağlayan rastgele genetik mutasyonlardır.
Önde gelen ateistlerden Richard Dawkins'e şöyle soruldu: "Sonuç olarak, tecavüzün yanlış olduğuna dair inancınız, altı parmak yerine beş parmakla evrimleşmiş olmamız gerçeği kadar tamamen keyfi bir durum mudur?" Dawkins şöyle cevap verdi: "Evet, bunu söyleyebilirsiniz." Yani, iddia ettikleri kör tesadüf başka bir yol izleyebilirdi ve bunun sonucunda insan tecavüzde bir yanlışlık olmadığı hissine kapılabilirdi; bu tamamen keyfidir. Tecavüzün yanlış veya kabul edilebilir olduğu hislerinden hiçbirini hak veya batıl olarak nitelemek mümkün değildir; çünkü bu his sadece rastgele bir tesadüfün ürünüdür.
Sonuç olarak, Allah'ın varlığını inkar eden kişide ahlaki eğilimin kaynağı bilinmez, hak veya batıl olarak tanımlanamaz, yüce bir varlığın sıfatlarıyla uyumlu değildir ve ahirette bir hesabı yoktur; dolayısıyla mutlak değildir.
Çağdaş Ateist Düşünceden Korkutucu Örnekler
Gelin, onların ünlü isimlerinin ve teorisyenlerinin sözlerinden örneklere bakalım:
"İslam mı Ateizm mi: Hangisi Daha Mantıklı?" başlıklı bir tartışmada, Profesör Lawrence Krauss'a bir ateist olarak ensest ilişkinin neden yanlış olduğu soruldu. Yani Krauss, Allah'ın varlığına dayalı mutlak değerlere dayanmıyorsan, örneğin ensest ilişkiyi hangi temelde yanlış buluyorsun? Cevabı ne oldu? Şöyle dedi: "Bunun mantıksal olarak yanlış olduğu benim için net değil."
Dawkins bu sözleri "inci" olarak nitelendirerek yorumladı ve bu mantığı yadırgayanları, değerini bilmeyen "domuzlar" olarak gördü! "Tanrı Yanılgısı" kitabında "Biz aldatmayız, öldürmeyiz, ensest ilişki yaşamayız" diyen Dawkins, şimdi meseleyi göreceli ve kişisel bir tercih olarak görüyor ancak meslektaşı Krauss'un görüşünü savunuyor.
Ahlaki çöküşün diğer örnekleri şunlardır:
- Profesör Greeve: Ensest ilişkinin suç olmaktan çıkarılmasını ve yasadan bunu cezalandıran maddenin kaldırılmasını talep ediyor.
- Doktor Dan Barker: Tecavüzün "ihtiyaç duyulduğunda" ahlaki bir durum olabileceğini söylüyor.
- Profesör Peter Singer: Hayvanlarla cinsel ilişkiye girilmesinde (zoofili) bir sakınca görmüyor ve eğer ebeveynlerin yararınaysa engelli yeni doğanların öldürülmesini savunuyor.
- Sam Harris: Tecavüzü savunuyor ve bunu "evrimsel stratejinin" bir parçası olarak görüyor.
- David Silverman: Amerikan Ateistler Derneği Başkanı, bir tartışmada çocuklara işkence etmenin ve onları yemenin mutlak bir yanlış olmadığını, aksine göreceli olduğunu kabul etti; çünkü mutlak yanlış demenin Allah'ın varlığını gerektirdiğini biliyor.
Ahlaki Göreliliğin Tehlikesi
Müslüman toplumlarımızda bazı insanlar göreceli ifadeler kullanıyor ve mutlak gerçeğe yer olmadığını, değerlerin tartışmalı olduğunu ve kesinlik içermediğini düşünüyorlar. Bu kişiler bahsedilen ateist söylemlerden iğrenebilirler, ancak bunların "ahlaki görelilik" fikrinin doğal bir sonucu olduğunu fark etmiyorlar. Eğer değerler vahyin nuruna dayanmıyorsa sonuç kayboluştur: "Allah kime nur vermemişse, onun hiçbir nuru yoktur." (Nur Suresi, 40. ayet meali)
Ateistler şöyle bir soru ortaya attılar: "Bir tanrıya inanmadan iyi ve kötü nasıl belirlenebilir?" Bu soruları mantıksal bir safsatadır; çünkü bir tanrı olmadan zaten manevi değerler yoktur. Buna rağmen, ahlakı "sekülerleştirmek" için kitaplar yazmaya başladılar; Sam Harris'in "Ahlaki Manzara: Bilim İnsani Değerleri Nasıl Belirleyebilir?" ve "İyi ve Kötünün Bilimi" gibi kitaplar. Ancak bunların hepsi beyhude çabalardır; çünkü deneysel bilim, laboratuvarda size "adalet" veya "zulüm" hakkında bilgi veremez.
Sonuç: İslam'da İnsanın Onurlandırılması
Stephen Hawking, insanları "kimyasal atık" olarak tanımlarken ateizmiyle tutarlıydı; çünkü bu atık için bir ahlak arama zahmetinden kendini kurtarmıştı. Bunu Allah Teala'nın şu sözüyle karşılaştırın: "Andolsun, biz insanoğlunu onurlu kıldık." (İsra Suresi, 70. ayet meali); onları, mükemmel sıfatlara sahip bir ilaha kulluk makamına layık olmaları için onurlandırdı.
Bu bölümde ahlaki eğilimin Allah'ın varlığına olan delaletini ve O'nun varlığı inkar edildiğinde ahlakın hiçbir temeli kalmadığını açıkladık. Gelecek bölümde ateizmin, takipçilerini bir yol ayrımına getirdiğini göstereceğiz: Ya kendileriyle çelişerek güzel ahlakı seçecekler ya da ateizmleriyle tutarlı olup en kötü ve en cani ahlaka bürünecekler.
Allah'ın selamı üzerinize olsun.