İşgal askerlerinin karşısında dimdik durarak "Filistin'e özgürlük" diye haykıran yabancı bir aktivistin görüntüsü ya da Gazze'nin çocuklarından bahsederken gözyaşı döken yabancı bir sanatçı; bu sahneler kalplerimizi harekete geçiriyor. Bizim dinimizden olmamalarına rağmen merhamet ve yiğitlik duygusuyla mazlumun yanında duran bu kişilere karşı minnet hissettiriyor.
Evet, bu duruşlar teşekkürü hak ediyor. Ancak asıl sorun, bu hayranlığın İslam ümmetine yönelik bir aşağılık kompleksine ve sanki bu ümmet hayırsız, kısır bir toplulukmuş ya da başkaları fedakarlık yaparken o yapmıyormuş gibi bir suçlama psikolojisine dönüşmesidir.
Hatırlayalım ki, ümmetimiz içinde bu imtihan başladığından beri çok ağır bedeller ödeyen ve hala ödemeye devam eden pek çok kişi var. Kardeşlerine ellerinden geldiğince yardım etmeye çalıştıkları için hapse atılanlar, ağır cezalara çarptırılanlar, işlerini kaybedenler, aşağılananlar veya hayatları daraltılanlar var.
Sadece Gazze ve Filistin meselesinde değil; ülkelerinde işlenen kötülüklere karşı sessiz kalmayı reddeden, hak sözü söyleyen ve bu yüzden yıllardır zindanlarda unutulmaya terk edilen alimleri ve davetçileri de hatırlayalım.
Onlar da refah içinde yaşayabilirlerdi; kapılar önlerinde açılabilir, unvanlarla anılabilir, kendilerine özel meclisler ve araçlar tahsis edilebilir, ailelerinin yanında huzurla kalabilirlerdi. Eğer bir dalkavukluk sözü söyleselerdi, bir batıla karşı sussalardı ya da bir zalime yaranmaya çalışsalardı tüm bunlar mümkündü.
Fakat onların yüce ruhları, Müslümanların inancı selamette kalsın diye bedenlerinin eziyet görmesini tercih etti. Dinlerinden taviz vermeyi reddettiler; bunun sonucunda kendilerini nelerin beklediğini, hücrelerde birer sayıya dönüşeceklerini biliyorlardı. Şimdi onlarla birlikte aileleri ve çocukları da fedakarlık yapıyor. Tüm bunlar, canlarını bu din uğruna feda edenlerin dışındakilerdir.
Popüler gündemlerin gürültüsü arasında tüm bu insanlar hafızamızdan silinmemeli. Batılı bir aktivistin dayanışma sözleri haykırdığı otuz saniyelik bir video karşısında duygularımız sarsılırken, alimlerimizin ve gençlerimizin parmaklıklar ardında yıllarca yok sayılma haberleri sıradan bir olaymış gibi geçip gitmemeli.
Bunu başkalarının fedakarlıklarını küçümsemek için söylemiyoruz; aksine, bu iyiliklerine bir karşılık olarak ve yaptıkları fedakarlıkların Rableri katında kabul görmesi için onların hidayete ermelerini en çok biz istemeliyiz. Bunu ümmetimize haksızlık etmemek ve aşağılık kompleksine kapılmamak için söylüyoruz. Bu ümmet hala doğurgandır; içinde hala Allah'ın rızasını özgürlüğüyle ve dünya nimetleriyle satın alanlar vardır. Allah'tan kendimiz, onlar ve tüm Müslümanlar için yakın bir kurtuluş ve çıkış yolu diliyoruz.
Ümmetimiz, bazılarının tasvir etmeye çalıştığı gibi bir başarısızlar yığını değildir. Ayrıca, imandan ve sevabını Allah'tan bekleme şuurundan kaynaklanan bir fedakarlık, sadece insani dürtülerle yapılan bir fedakarlık gibi değildir. Bu yüzden İslam, "inanarak ve karşılığını sadece Allah'tan bekleyerek" manasını yüceltmiştir.
Kim Allah'a ve ahiret gününe inandığı için fedakarlık yapar ve sabrederse, mazluma yardım etmekle Allah'a ibadet etmeyi birleştirmiş olur. İşte bu, fedakarlığı sadece duygusal bir tepki olmaktan çıkarıp, geçici olanla baki olanı satın alan köklü bir ibadete dönüştürür.
Allah'ın selamı üzerinize olsun.