Dünya Kupası kaybını nasıl zafere dönüştürebiliriz?
#DünyaKupası #DünyaKupası2026 #DünyaKupası #FasMaçıBugün
#DünyaKupası #DünyaKupası2026 #DünyaKupası #FasMaçıBugün
Mısır ve Arjantin arasındaki maçta hakemin taraflı tutumu artık bir sır değil; bu durum tanınmış yabancı analistler tarafından da kabul edildi. Ben bizzat Dünya Kupası ile ilgilenmiyorum, aksine olayları bir bilinç oluşturacak şekilde okumakla ilgileniyorum.
Son yıllarda, uluslararası sistemin siyasi ve ahlaki çöküşü, gerek Gazze'de gerekse "Epstein" skandalında en sade insanlar için bile gün yüzüne çıktı. Şimdi ise bu çöküşün bir başka örneğini, bu kez spor alanında görüyoruz. Belki de çıkarmamız gereken en büyük ders şudur: Neden kendimizi başkalarının koyduğu standartlarla ve başkalarının sahip olduğu platformlarda ölçmekte ısrar ediyoruz?
Standartlarına göre başarılı olmaya çalıştığınız bu uluslararası sistem, spor alanında bile başarılı olmanızı istemiyor. Hayatınızın gerçekliğini değiştirmeyen hayali bir zaferle bile moralinizin yükselmesini istemiyor. Bu sistem, Nobel Ödülü'nden spora kadar hiçbir şeyi siyasallaştırmadan bırakmıyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi yargıçlarını, Siyonistlere karşı hukuku uyguladıkları için cezalandıranlardan ne bekliyorsunuz? Somalili hakemin Dünya Kupası'na gitmesini engelleyenlerden ve "FIFA"nın bunun müdahale edilemez bir Amerikan egemenlik kararı olduğunu söylerken, Katar'daki Dünya Kupası'nda eşcinsellerin sembollerini taşımasına izin vermek için müdahale etmesinden ne bekliyorsunuz? Amerikalı forvetin aldığı kırmızı kartın iptal edilmesinden sonra "FIFA"dan ne bekliyorsunuz?
Hâlâ bu kişilerin standartlarına göre başarılı olmaya çalışmak akıl kârı mıdır? Kardeşlerim, başkalarının standartlarıyla başarılı olma düşüncesini tamamen kesin; zira bu başarıya olan hırsın kendisi başlı başına bir başarısızlık ve köleliktir.
Pek çok Müslüman, kendi değerini uluslararası sistemin ve kapitalist devlerin dayattığı ölçülerle tartıyor: Ne kadar mülkün var? Diploman ne? Unvanın ne? Görünüşün nasıl? İnsanlar seni nasıl görüyor? Kaç takipçin var? Hangi takım kazandı? Ve benzeri şeyler. İnsan, parkurunu kendisinin seçmediği bir yarışta işte böyle tükenip gidiyor.
Bir sistemin size "Başarılısın" demesini beklediğiniz sürece, ona "Başarısızsın" deme yetkisini de vermiş olursunuz. Moralini onların platformlarından aldığın sürece, seni bir gün yükseltme ve başka bir gün ezme gücü onların elindedir.
Bu şoku yeniden düşünmek için kullanın: Yaratılış gayenizde başarılı oldunuz mu? Faydalı bir ilim edinip kendinizi ve ümmetinizi inşa edecek bir işi ustalıkla yaptınız mı? Hakkı ikame ettiniz mi? Bir zulmü engellediniz mi?
Her alanda, spor da dahil olmak üzere bilimsel ve edebi mükemmellikte, en büyük başarıyı gerçekleştirecek kendi standartlarımız vardır. Gözlerimizin onların platformlarına dikili kalması ve kendimiz için onlardan bir kalite belgesi beklememiz, tüm maçları kazansak bile bir başarı değildir.
Gerçek özgürleşmenin başlangıcı, onların standartlarının gözünüzden düşmesidir. Başımıza gelen en tehlikeli şey bir maçı kaybetmek değil; ömrümüzü sahamızı rakibimizin seçtiği, kurallarını onun koyduğu, hakemlerini onun atadığı bir maçta kazanmaya çalışarak geçirmek ve sonra da bunun mümkün olan tek başarı olduğuna ikna olmaktır.
Eğer bu olay bizi uyandırırsa, onların standartlarını reddetmeye ve gerçek zafer için çalışmaya sevk ederse, işte o zaman yenilgiyi zafere dönüştürmüş oluruz.
Allah'ın selamı üzerinize olsun.