Doktor bana 'Ne içeceğimi bana dayatma' dediğinde
Kişisel Facebook sayfası https://www.facebook.com/EyadQunaibi ===== Twitter hesabı https://twitter.com/Dr_EyadQun
Kişisel Facebook sayfası https://www.facebook.com/EyadQunaibi ===== Twitter hesabı https://twitter.com/Dr_EyadQun
Düşünün ki, Houston Üniversitesi'nde olanlar oldu ve Doktor Richard Bond ile laboratuvardaki çalışmamı bıraktım; çünkü yanındaki iki doktor ve meslektaşlarım araştırmalarında büyük yol katetmişlerdi. Bu şartlar altında, yeni veriler toplamaya başladığımızda Doktor Richard Bond beni çağırdı ve "İyad, sana iyi haberlerim var," dedi.
Ona, "Buyurun Doktor Richard," dedim. Bana, "Doktora tezinin danışmanlarından biri olması için kimi getireceğimi biliyor musun?" diye sordu. "Kimi?" dedim. "Johnson & Johnson şirketinden, dünya çapında büyük bir bilim insanı olan Nigel Shankley," dedi.
Ona, "Peki, çok teşekkür ederim," dedim. Bana, "Salı günü sizi kahvaltıya davet edeceğim; o ve eşi, sen ve ben," dedi. Ona, "Teşekkürler doktor, dürüst olmak gerekirse bu habere çok sevindim ama iki notum var," dedim. "Buyur," dedi. Ona, "Ben kadınlarla tokalaşmam," dedim. Tabii bu sözüm üzerine sanki başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi oldu! Devam ettim: "Ayrıca, üzerinde bira (alkol) bulunan hiçbir masaya oturmam."
Bunun üzerine bana, "Bir insanın kadınlarla tokalaşmamayı seçmesini anlayabilirim, bu onun kişisel tercihidir; ancak başkalarının ne içip içmeyeceğine karışmak, bununla bir ilgisi yok!" dedi.
Ona, "Doktor, siz Hristiyansınız, değil mi?" diye sordum. "Evet," dedi. Ona dedim ki: "Biz Müslümanlarda ve sizde detayları farklı olan bir hikaye var; İbrahim -Allah'ın selamı üzerine olsun- oğlunu kurban etmekle emrolundu, değil mi? Biz İsmail diyoruz, siz İshak diyorsunuz, değil mi?" "Evet," dedi. Ona, "Bu mantıklı mı? (Mantıklı geliyor mu?)" diye sordum. Bana, "Hayır," dedi. Ona dedim ki: "Buna rağmen biz İbrahim'e -Allah'ın selamı üzerine olsun- saygı duyuyoruz çünkü o Allah'a itaat etti. Bizler, Allah'ın bize bir şeyi emrettiğine ikna olursak ona itaat ederiz; 'mantıklı' veya 'mantıksız' demeyiz. Çünkü o zaman sanki kendi sınırlı aklımıza tapıyormuşuz gibi olur."
Ve şöyle devam ettim: "Ayrıca doktor, düşünün ki birkaç odası olan bir eviniz var ve bir misafir geliyor. Ona diyorsunuz ki: 'Tüm ev senin emrinde, kendini ev sahibi gibi hisset, sadece şu odaya lütfen girme.' Bu misafir gidip 'Hayır, beni ikna etmediğin sürece o odaya gireceğim!' derse, bu davranış nazikçe mi yoksa kaba mı olur?" Bana, "Kaba olur," dedi. Ona, "Dolayısıyla bizler Allah'ın arzında misafirleriz, bu yüzden itaat etmeliyiz," dedim.
Allah'a hamdolsun ki ona "haram, helal" veya "bu Allah'ın emri" demekten çekinmiyordum; ancak bir Müslüman olarak bakış açımla onu ikna etmeye çalışıyordum. "Mantıklı veya mantıksız" demeyeceğimi, size bir şeyi zorla kabul ettirmediğimi, sadece Allah'ın bana emrettiği şeye bağlı kalmak istediğimi ve alkol bulunan bir yerde oturmamın bana haram olduğunu anlatıyordum.
Vallahi, adamın anlayışı ve hoşgörüsü gerçekten takdire şayandı. Bana, "Aha... (Mantıklı, mantıklı)... Tamam, sorun değil," dedi. Ve her şeyi benim istediğim şekilde kabul etti.