Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun. Kardeşlerim, İslam düşmanlarının çarpıtmak için en çok çaba sarf ettiği kavramlardan biri İslam şeriatı ve şeriatın ikamesi kavramıdır. Bugün içinden geçtiğimiz olaylar, bizi Yüce Allah'ın şeriatına karşı daha fazla tazim, takdir ve saygı duymaya; ona karşı susamaya ve onu ikame etmek için çabalamaya sevk etmelidir.
Yolculuğun başlangıcı, bir şeyi sevmek, ona ikna olmak ve ona derinden inanmaktır; öyle ki kalbinizde onun faydası, önemi ve gerekliliği hakkında hiçbir şüphe veya tereddüt kalmasın. İşte o zaman, bu duygu kalplerimize yerleşip bizi ele geçirdiğinde, Allah'ın izniyle Müslümanların hayatında şeriatı hakim kılma idealinin önündeki engelleri kaldırmak için çalışacağız.
Şu anki gerçekliğimize baktığımızda ve Gazze'de olanları gördüğümüzde; bizimle aynı dine inanan, Rabbimizi ve Peygamberimizi (Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun) seven, bizden yardım isteyen ve imdat dileyen kardeşlerimiz var. Buna rağmen bizler, bir milyarı aşkın ve yüz milyonlarca nüfusa sahip bir ümmet olarak onlara yardım edemiyoruz, bir damla su bile ulaştıramıyoruz!
İşte o zaman şeriatın güzelliğini ve uluslararası düzenin gölgesindeki çağdaş sivil devletin çirkinliğini anlarsınız. Şeriatın değerini ve güzelliğini böyle bir durumda anlamak isterseniz, gelin Maide Suresi'nden bazı ayetleri inceleyelim.
Yüce Allah şöyle buyurur: "Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü Allah’tan daha güzel olan kim vardır?" Bugün Müslüman ülkeler, Yüce Allah'ın şeriatından uzak, cahiliye hükümlerinin gölgesinde yaşamaktadır. Hükmü Allah'tan daha güzel olan kimdir? Eğer Müslüman diyarlarında bizi gölgeleyen Allah'ın hükmü olsaydı, halimiz böyle olmazdı.
Sonra Allah şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." Daha sonra Yüce Allah münafıklardan bahseder: "Kalplerinde hastalık olanların, onların arasında koşuşturduklarını görürsün."
İki ayet sonra Yüce Allah bu şeriatın özünü açıklayarak şöyle buyurur: "Müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı izzetli (vakarlı ve güçlü) olurlar. Allah yolunda cihat ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah, imkanları geniş olandır, her şeyi hakkıyla bilendir."
Bu tablonun ne kadar güzel olduğuna bakın! Müslümanların birbirlerine karşı mütevazı, hoşgörülü ve şefkatli olmaları; kafirlere karşı ise izzetli durmaları, kendilerine saldıran her zorbanın burnunu ve başını kırmaları, Allah yolunda cihat etmeleri ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmamaları... Ey Rabbimiz, bize bu lütfu bahşet ve Müslüman diyarlarında şeriatın ikamesiyle bizleri nasiplendir.
Ardından bağlam şu ayetle son bulur: "Sizin dostunuz ancak Allah, O’nun Resulü ve namazı kılan, zekâtı veren ve rüku halinde olan müminlerdir. Kim Allah’ı, Resulünü ve müminleri dost edinirse, bilsin ki galip gelecek olanlar ancak Allah’ın taraftarlarıdır."
Özetle ey aziz dostlar: Bizi tek bir vücut, tek bir el yapan; izzetli, onurlu, şerefli ve güçlü kılan, Allah'tan başka kimseden korkmamamızı sağlayan bu şeriatın azametini kavramalıyız. Onun dışındaki her türlü alternatife karşı nefret duymalıyız. Kesin bilgiyle inanan bir toplum için, hükmü Allah'tan daha güzel olan kim vardır?
Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.