Gazze'de ve başka yerlerde Müslümanlarla alay edenlerin: "Eğer hak din üzereyseniz Rabbiniz sizi neden musibetlere maruz bırakıyor? Dualarınıza icabeti nerede?" dediklerini duyduğunuzda, Yüce Allah'ın şu sözünü hatırlayın:
"Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan çok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takva yolunu tutarsanız, bilin ki bu, azimle sarılınması gereken işlerdendir."
Müslümanları ayıplayan bu cahile şöyle de: Allah Teala bize mallarımızda, mülklerimizde, evlerimizde ve ticaretimizde imtihan edileceğimizi haber vermiştir. Canlarımızda; sağlığımızda, özgürlüğümüzün kısıtlanmasında, bedenlerimizde soğukla, sıcakla ve acıyla imtihan edileceğiz. Yüce Allah bunu, vurgulu bir ifadeyle "Andolsun ki imtihana çekileceksiniz" buyurarak kesinleştirmiştir.
Yüce Allah, sizin bu sözlerinizle bize eziyet edeceğinizi ve bu belaların dinimizin doğruluğuna veya Rabbimizin bizimle beraber oluşuna gölge düşürdüğünü aptalca iddia edeceğinizi bize haber vermiştir. Rabbimiz, "Andolsun ki işiteceksiniz" buyurarak sizden can sıkıcı şeyler duyacağımızı ve bu eziyetin "çokça eziyet" olacağını vurgulamıştır.
Rabbimiz, sizin eziyetleriniz karşısında bizi dirençli kılacak olanı da bildirmiştir: "Eğer sabreder ve takva yolunu tutarsanız." Ayrıca buna ancak yüksek ve güçlü azim sahiplerinin muvaffak olacağını teyit etmiştir: "Bilin ki bu, azimle sarılınması gereken işlerdendir."
Bu ayetten hemen önceki ayet-i kerime ise Allah Teala'nın şu sözüdür:
"Her can ölümü tadacaktır. Mükafatlarınız ancak kıyamet günü eksiksiz olarak verilecektir. Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa, işte o gerçekten kurtulmuştur. Dünya hayatı, aldatıcı bir faydalanmadan başka bir şey değildir."
"Zılal" tefsirinin sahibi -Allah ona rahmet etsin- şöyle der: İyiler de ölür kötüler de, mücahitler de ölür oturanlar da, inancıyla izzet bulanlar da ölür kula kul olup zillet içinde yaşayanlar da, haksızlığa boyun eğmeyen cesurlar da ölür ne pahasına olursa olsun yaşamaya hırslı korkaklar da, büyük dertleri ve yüce hedefleri olanlar da ölür sadece basit zevkler için yaşayan değersiz kimseler de.
Kardeşlerim, dikkat edin; hemen ardından şöyle buyuruluyor: "Mükafatlarınız ancak kıyamet günü eksiksiz olarak verilecektir." Dünya bir ceza veya karşılık yurdu değildir ki "Rabbiniz neden intikamınızı almıyor? Eğer gerçekten hak dindeyseniz neden düşmanlarınız sefa sürerken siz imtihan ediliyorsunuz?" denilsin. Aksine, ödüllerin tam olarak verilmesi kıyamet günündedir. Kim ateşten -bizimle alay eden sizlerin içine çekileceği ve kömürleşeceği o ateşten- uzaklaştırılıp cennete sokulursa, işte o kazanmıştır. Gerçek başarı budur; ebedi azaptan kurtulup ebedi nimete kavuşmaktır.
Dünyaya gelince; "Dünya hayatı aldatıcı bir faydalanmadan başka bir şey değildir," içindeki her şeyle birlikte geçip gidecektir. Burada Allah, dünya işini ve acılarını hafifletip kalpleri ahirete, ateşten kurtuluşa ve cenneti kazanmaya bağladıktan sonra, mümin nefisleri bedeli ne kadar ağır olursa olsun ödemeye hazırlayarak, kafirlerin eziyetleri karşısında mümin kullarını şu sözüyle sabit kılar:
"Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan çok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takva yolunu tutarsanız, bilin ki bu, azimle sarılınması gereken işlerdendir."
Her imtihan edilene ve dert sahibine, Al-i İmran suresinin 139. ayetinden itibaren okumasını tavsiye ederim:
"Gevşemeyin, hüzünlenmeyin; eğer gerçekten iman etmişseniz en üstün olan sizsiniz."
Şüphesiz bu ayetlerin ruh üzerinde hayret verici bir etkisi vardır. Allah'tan bizi ve imtihan edilen kardeşlerimizi kurtuluşa eren, sabreden ve takva sahibi olanlardan kılmasını dileriz. Allah'ın selamı üzerinize olsun.