Eyad Qunaibi - Sapma Psikolojisi 3 3
Eyad Qunaibi - Sapma Psikolojisi 3 3
Kişisel Facebook Sayfası: https://www.facebook.com/EyadQunaibi4
Twitter Hesabı: @EYADQUNAIBI Google Hesabı gplus.to\eyadqunaibi
Eyad Qunaibi - Sapma Psikolojisi 3 3
Kişisel Facebook Sayfası: https://www.facebook.com/EyadQunaibi4
Twitter Hesabı: @EYADQUNAIBI Google Hesabı gplus.to\eyadqunaibi
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun kıymetli kardeşlerim. Geçen bölümde, davaların rotasından saptırılmasında "belgeleme" ve "kamuoyu önünde bağlılık" faktörlerinin rolünden bahsetmiştik. Bu süreç, başlangıçta sonuçsuz görünen beyanlarla başlar ancak sonunda kişiliklerin değişmesiyle neticelenir; öyle ki kişi Şeriat'ı tanımaz hale gelir, beşeri sistemleri kabullenir ve ümmetin düşmanlarıyla ittifak kurar. Bunu, daha önce savaş esirlerinin psikolojisini değiştirmek için kullanılan "bağlılık ve tutarlılık" yöntemiyle ilişkilendirmiştik.
Bugün, davaları saptırmada bağlılık ve tutarlılık yönteminin başarısını sağlayan diğer iki önemli faktörden bahsedeceğiz: Özgür Seçim ve Ekstra Çaba Sarf Etme.
Özgür seçim meselesine gelince; Çinli sorgucuların, Amerikalı esire verdiği küçük tavizler içeren yazıları karşılığında çok değersiz bir ödül sunduklarını görmüştük. Bunun amacı, esirin bu yazıların kendisine ait olduğunu ve kendi özgür iradesiyle yazıldığını hissetmesini sağlamaktır. Böylece esir, büyük bir ödül karşılığında yazdığını düşünmez; yani maddi bir karşılık için ilkelerini değiştirdiği hissine kapılmaz. Burada istenen, esirin yaptığı iş ve yazdıkları için içsel bir sorumluluk üstlenmesi, kararın sahibi olduğunu hissetmesi, buna bağlı kalması ve onu savunmak zorunda hissetmesidir.
Peki, bunun İslami hareketlerin gerçekliğindeki yansıması nedir? Bu hareketler art arda tavizler verirken, bunun karşılığında kendilerine İslami bir devlet, Şeriat'ın fiili hakimiyeti veya Batı'ya olan ekonomik ve gıdasal bağımlılıktan kurtulma vaat edildi mi? Hayır. Eğer bunlar vaat edilseydi, düşmanının bu hareketler nezdindeki önemli hedefler karşılığında ilkeleri üzerinde pazarlık yaptığını hissederlerdi. O zaman, düşmanın hedef aldığı bu ilkelerden vazgeçmek bu hareketler için zor olurdu; çünkü pazarlık çok net olurdu: "Ey hareketler, Allah'ın dinine hizmet etmek için dininize ve akidenize uymayan bir iş yapın."
Bu, vicdanları satın alma ve temiz bir amaca ulaşmak için çamura batma pazarlığıdır ki gaye ne kadar yüce olursa olsun nefisler bundan tiksinir. İslami hareketler bu pazarlığı kabul etseler bile, bunun içsel sorumluluğunu üstlenmezler, verdikleri tavizi kendi kimliklerinin bir parçası olarak görmezler ve psikolojileri bu tavizlerle uyumlu hale gelmez.
Hedef, tuzağa çekilen kişinin tuzağa düştüğünü hissetmemesidir. Öyle ki, akşam aynaya baktığında ilkelerini değiştirmiş bir adamın suretini görmesin. Eğer nefsi ona: "Düşmanlarının senden istediği şeyi yaptın" derse, o şöyle cevap verir: "Hayır, karar verici benim; ben bunu kendi özgür irademle ve içimden gelen bir kanaatle yapmayı seçtim." Nefsi ona: "Taviz veriyorsun" derse, o: "Ne için taviz veriyorum? Taviz veren kişi genellikle arzuladığı bir şeyle kandırılır; oysa ben sadece dinime bir fayda sağlamak için düşmanın boşluklarını, hatalarını, sisteminin ve kanunlarının zayıf noktalarını kolluyorum" der.
Yaptığı açıklama ve takındığı tavır, ona göre ilkelerine ve akidesine büyük bir darbe vurmamaktadır. Böylece düşmanı aldattığına ve sistemin açıklarından sızdığına dair kendi kendini kandırır; oysa gerçekte ilkeleri üzerinde pazarlık yapmaktadır. Bu, "Etki ve İkna Psikolojisi" kitabında da belirtildiği gibi, bağlılık ve tutarlılık yönteminin başarısı için en önemli faktör olan özgür seçimle ilgilidir.
Dördüncü ve son faktör ise ekstra çaba sarf etmektir. "Sapma Psikolojisi"nin ilk bölümünde gördüğümüz gibi, bir şeye ulaşmak için büyük acı ve sıkıntı çeken kişi, o şeye, az çabayla elde edene göre çok daha fazla değer verir.
İslami hareketler söz konusu olduğunda, parlamento seçimlerinde büyük çaba sarf etmeleri, oy toplamak ve kampanya yürütmek için zaman, para ve emek harcamaları, ardından başkanlık makamını elde etmek için büyük bir efor sarf etmeleri isteniyordu. Bu makam, bazı adayların elenmesi, ardından yozlaşmış olduğu açıkça belli olan yeni adayların öne sürülmesiyle gelmişti; üstelik ilk turda veya büyük bir farkla kazanılmamıştı.
Aynı durum anayasa süreci ve askeri vesayetin kurucu meclise bazı isimleri dayatması için de geçerliydi. Her aşamada "laikler ve eski rejim kalıntıları" korkusu hortlatıldı, Anayasa Mahkemesi'nin kılıcı ipleri kesmek için kullanıldı ve insanlar hayali bir kurtuluş ipine sığınmaya zorlandı. Tüm bunlar, İslami hareketlerin binbir güçlükle ulaştıkları bu cılız kazanımlara büyük değer vermeleri için yapıldı.
Yetkileri alınmış bir başkanlık makamında başkan, Şeriat ile çatışan beşeri sistemin bir hizmetkarından ve bu sisteme meşruiyet kazandıran, onun ağır yolsuzluk mirasını omuzlayan bir "sakaldan" ibarettir. Partilerin taviz sarhoşluğundan uyanmaması ve gerçek kurtuluş kapısını çalmaması için, başarısızlık dehlizlerinde buldukları geçici başarılarla oyalanmaları gerekiyordu.
Bazen ordu yönetimini değiştirmelerine izin verildi, bazen Gazze savaşında tarihi bir rol oynadıkları vehmine kapıldılar. Sonra bu başarılar her iki tarafça da büyütüldü:
Tüm bunlardan sonra kardeşlerim, diyoruz ki: Yaşananların tamamı Yüce Allah'ın şu sözünün bir tecellisidir: "Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulü'ne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." Ve yine Yüce Allah şöyle buyurur: "Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. Başka yollara uymayın ki sizi O'nun yolundan ayırıp parçalamasınlar. İşte size Allah bunu sakınasınız diye emretti."
İslami hareketlerin hatalarını -hatta günahlarını- açıkladığımızda bazıları bize şöyle diyor: "Kardeşim, onların ıslah istediklerinden şüphen mi var? Onlara ihanet mi atfediyorsun?" Cevabımız şudur kardeşlerim: İnsan bilerek Allah'ın emrinden saptığında, hedef ne olursa olsun hata ihanete eşittir.
Kendi seçimi olmayan yerde seçim yapmayı kendine hak gören, delillere muhalefet eden, nakli bırakıp akla uyan kişi için bu sapma bizzat ihanettir; Allah'a isyan ederek Allah'ın dinine hizmet etmeyi amaçlasa bile. Hata ihanete dönüşür çünkü sonuç birdir, o da İslam'ın yıkılmasıdır. Hata ihanete dönüşür çünkü Allah azze ve celle düşmanlara azıcık bile meyletmekten, onlara dayanmaktan ve itaat etmekten sakındırmış, ancak bu hatayı yapan Rabbine isyan etmiştir. Hata ihanete dönüşür çünkü Allah İslam'a bütünüyle girmeyi emretmiş ve şeytanın adımlarına uymaktan sakındırmış, ancak bu hatayı yapan Rabbine isyan etmiştir.
Bu nedenle, şu veya bu partinin onurunu sattığı ve kapalı kapılar ardında Amerika veya başkalarıyla bir anlaşma yaptığı teorisi beni pek cezbetmiyor. Hatta ümmetin düşmanlarının, partilerin karşısına açıkça ümmetlerine ihanet etme talebiyle çıkacaklarını da sanmıyorum; zira daha önce belirttiğimiz gibi onlar "öznel seçim" faktörünü garanti altına almak istiyorlar. Ancak sonuçta bir fark yoktur; hata ve ihanet aynı görevi yerine getirecektir.
Kapalı kapılar ardında yaşananların mutlaka bir ihanet anlaşması olması gerekmez. Aksine, bu kişiler oraya daha en başından psikolojik olarak savaşı kaybetmiş, şer'i pusulalarını yitirmiş ve kendileri hakkında ılımlı bir imaj verme fikrine kapılmış olarak girerler. Tüm bunlar, taviz vermenin bir ilke, ihanetin ise öznel bir tercih haline gelmesine yol açar.
Bu yüzden insanlara, partilerin şu veya bu eyleminin "Allah buyurdu, Resulü (Allah'ın selamı üzerine olsun) buyurdu ve Müslümanlar icma etti" ilkelerine aykırı olduğunu söylediğimizde, "Ama kardeşim, niyetleri İslam'a hizmet etmek!" şeklinde bir cevap almak hayret vericidir. Kardeşlerim, niyetlerle ne işimiz var? Niyetleri ihanet etmek ve İslam'a zarar vermek istemekle suçladığımızı kim söyledi? Biz onları ancak şer'i delillere aykırı olarak ortaya çıkan eylemleriyle suçlarız; bu durumda hata, ihanetin ta kendisidir.
Kardeşlerim, bu bölümlerde Allah'ın yolundan sapma konusunu, "Şeriatın Zaferi İçin" serisinde temellendirilen şer'i boyutla bütünleşen yeni bir boyut olarak psikolojik açıdan ele almaya çalıştık. Bu ele alışın amacı, tutumu akli delillere ve psikolojik çalışmalara göre belirlemek değildir; zira bunlar görüşlere, içtihatlara, hataya ve sevaba açıktır. Tutumlar ancak şer'i delillere göre belirlenir.
En büyük hayır, Allah'ın hikmetine, ilmine ve rahmetine boyun eğerek, teslimiyetle ve kesin bir inançla O'nun emrine uymaktır. Biz bu konuyu psikolojik açıdan sadece bir yakınlık kurmak ve Allah'ın (O yücedir ve azizdir), dinin temel ilkelerinden taviz vermenin cezasını neden ağırlaştırdığını, azını da çoğunu da neden haram kıldığını, O'nun hikmetinden bir nebze olsun anlamaya çalışmak için ele aldık.
Yüce Allah'tan hidayetten sapanlara yol göstermesini ve partileri güzel bir dönüşle kendi dosdoğru yoluna döndürmesini niyaz ediyoruz.
Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.