Gelin bu hayatın girdabından çıkalım ve mutluluğun ya da sefaletin sonsuza dek sürdüğü ahiret gerçeklerine tutunalım!
Facebook Kişisel Sayfası https://www.facebook.com/EyadQunaibi ===== Twitter Hesabı https://twitter.com/Dr_EyadQun
Facebook Kişisel Sayfası https://www.facebook.com/EyadQunaibi ===== Twitter Hesabı https://twitter.com/Dr_EyadQun
Gelin, kıyamet gününden sonrasına, insanların cennete veya cehenneme sevk edildiği ana bakalım. Cennette veya cehennemde ne kadar kalacağız? Bir milyon yıl mı? Hayır, sonsuza kadar. Vallahi Ey Ayman, aramızdan birinin "sonsuzluk" kavramının anlamını tam olarak hayal edebileceğini sanmıyorum; çünkü bu, dehşet verici ve ürpertici bir anlamdır.
Eğer "sonsuzluk" düşüncesi bir insanın zihnine tam olarak hakim olsaydı, o kişi başını secdeden kaldıramaz ve Allah'a her türlü ibadeti yapmaktan asla geri durmazdı.
Sen bir yazılım mühendisisin ve matematikten anlarsın; eğer birimiz bu dünyada bin yıl yaşasaydı, bu bin yılın ahiret olan "sonsuzluk" karşısındaki değeri ne olurdu?
Matematiksel sonuç (sıfır)dır. Tıpkı sana: "Bir karıncanın gözünün ağırlığı, bir balinaya kıyasla nedir?" diye sormam gibi. Bana (0.000001) demen bile zorlama olur, aksine "neredeyse sıfır" dersin. İşte dünya da ahiret karşısında tam olarak böyledir.
Bu yüzden Peygamber -Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun- şöyle buyurmuştur:
"Ahiretin yanında dünyanın durumu, sizden birinizin parmağını denize daldırması gibidir. Parmağının ne kadar suyla döndüğüne bir baksın."
Pasifik veya Atlantik Okyanusu'na git, parmağını daldır ve çıkar; parmağına yapışan suyun ağırlığı okyanusa kıyasla ne kadardır? Hiçbir şey, kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey. Dolayısıyla bu dünya, ahiretin yanında hiçbir şeydir.
Konunun ürkütücü yanı şudur: Bu kısa dünyada yaptıklarımız, o "sonsuzluktaki" kaderimizi belirlemektedir. Bu mesele asla bir şaka değildir ve sonuçlar arasında küçük bir fark da yoktur; yani birinin üçüncü katta, diğerinin ise daha iyi manzaralı bir teras katında oturması gibi bir durum söz konusu değil! Hayır, akıbetler arasındaki fark uçurumdur.
Öyle insanlar vardır ki, Yüce Allah onlar hakkında şöyle buyurur: "Rableri onlara, katından bir rahmet, bir hoşnutluk ve içinde kendileri için tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdeler. Onlar orada ebedi kalacaklardır. Şüphesiz Allah katında büyük bir mükafat vardır."
Buna karşılık, Allah'a ve dinine karşı haddi aşanlar da vardır: "Şüphesiz Allah'ı ve Resulünü incitenlere, Allah dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır."
Alemlerin Rabbinin cehennem ehli hakkında ne buyurduğuna bak: "Onlar ve o azgınlar, oraya tepetaklak atılırlar. Ve İblis'in bütün orduları da."
"Tepetaklak atılmak" ifadesini düşünün ve oradaki aşağılanmaya bakın; bir insan Allah'a karşı gelmeye cüret ettiğinde O'nun katında ne kadar değersizleşiyor, tıpkı çöplerin atıldığı gibi oraya fırlatılıyor. Bu yüzden insan, akıbetler arasındaki farkın dehşet verici olduğunu anlar: "Ayetlerimiz hakkında doğruluktan sapanlar bizden gizli kalmazlar. O halde, ateşe atılan mı daha hayırlıdır, yoksa kıyamet günü güven içinde gelen mi? Dilediğinizi yapın; şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görendir."