Selamun aleykum.
Halife Kanuni Sultan Süleyman kimdir? Ve onu arzularına düşkün bir sultan olarak tasvir etmenin amacı nedir?
Başlangıç olarak kardeşlerim, tarihimizi düşmanlarımızdan öğrenmek bize yakışır mı? Yahudi ve Hristiyanların inandığı sözde Kutsal Kitap, Allah'ın peygamberi Süleyman aleyhisselama iftira atmaktadır. Krallar Birinci Kitabı'nda şöyle denir: "Süleyman yaşlandığında, karıları onun kalbini başka ilahlara meylettirdiler ve kalbi, babası Davud'un kalbi gibi Tanrısı Rabbe tam bağlı kalmadı. Süleyman, Saydalıların tanrıçası Astarte'nin ve Ammonluların iğrenç putu Milkom'un ardınca gitti." Allah'ın peygamberi, Allah'ın selamı ve rahmeti onun üzerine olsun, bu tür noksanlıklardan uzaktır.
Eğer onlar, peygamberliğini kabul ettikleri ve kendisiyle gurur duydukları Allah'ın peygamberi Süleyman hakkında bunu söylüyorlarsa; burunlarını yerlerde sürten Halife Süleyman hakkında ne demelerini beklersiniz? Hatta Alman tarihçi Halmer onun hakkında şöyle demiştir: "Bu sultan, bizim için Selahaddin'in kendisinden bile daha tehlikeliydi."
İslam düşmanları Bağdat, Kurtuba, Gırnata, İşbilye, Lübnan Trablus'u, Kudüs, Aşkelon ve daha pek çok yerdeki kütüphaneleri yaktılar ve sulara gömdüler. Kitaplarımızı yakıyorlar, sonra tarihimizi kendi elleriyle yazıyorlar. Bundan sonra alimlerimizin ve tarihçilerimizin geriye kalan eserlerinden yüz çevirmek bize yakışır mı?
Kardeşlerim, Halife Süleyman'ı ondan canı yanan düşmanlarımızın kitaplarından ve Atatürk yetimi laiklerin filmlerinden tanımak yerine; onu bizzat Halife ile aynı dönemde yaşamış veya ona yakın zamanlarda bulunmuş Müslüman alim ve tarihçilerin kitaplarından tanımamız gerekmez mi?
Halife Süleyman, kendisiyle aynı dönemde yaşamış olan fakih ve tarihçi Taşköprizade tarafından "el-İkdü'l-Manzum" adlı eserinde övülmüştür. Yine Halife ile çağdaş olan Ahmed bin Yusuf el-Karamani, "Ahbaru'd-Düvel" adlı kitabında şöyle demiştir: "Allah ona rahmet etsin; yüksek himmet sahibi, son derece alim ve cesur, uzun boylu, güzel yüzlüydü. Adaleti ve hayırseverliği ile dünyada ün salmış kimselerdendi."
Aynı şekilde, Halife'nin vefatından sadece 32 yıl sonra doğan fakih ve tarihçi İbnü'l-İmad el-Hanbeli, "Şezeratü'z-Zeheb" adlı eserinde onun hakkında şunları söylemiştir: "Saltanatta 49 yıl kaldı; o, Allah yolunda gaza eden, Allah'ın dinine yardım etmek için cihat eden bir sultandı." Ayrıca onun için: "O, hicri onuncu asırda bu Muhammedi ümmetin dinini yenileyen müceddiddi" demiştir.
Gelin, yazar Mahmud Hafız'ın "İslam'ın En Büyük Hükümdarı Sultan Kanuni Süleyman" başlıklı çalışmasından pek çok bilgiyi temel alarak Halife Süleyman'ın (Allah ona rahmet etsin) hayatından bazı duraklarda duralım. Bu kesitler, Haçlılara bağlı medyanın ve onların uşağı olan Müslüman yöneticilerin neden Kanuni Sultan Süleyman'ın imajını bozmaya bu kadar hevesli olduklarını anlamanızı sağlayacaktır.
Hicri 926 yılında Sultan Süleyman öfkeyle kükreyerek şöyle dedi: "İslam devletinin elçisi nasıl öldürülür?". Süleyman'ın gerçek tarihini bilmemiz mevcut rejimlerin çıkarına değildir; zira günümüzde Müslümanlar insanların en zayıfı haline gelmiş durumdadır. Kardeş ve dost ülkelerde öldürülüyorlar, aşağılanıyorlar; ancak devletleri haklarını aramıyor, sultanlar onlar için öfkelenmiyor ve onlara yardım etmiyorlar. "Çoban koyunun düşmanı olursa, kurdun saldırısı kınanmaz."
Süleyman ise sabah olduğunda savaş gemileriyle desteklenen devasa bir ordu hazırlamıştı bile. Bizzat bu ordunun başında, bugünkü Sırbistan'ın başkenti olan Belgrad şehrine yöneldi. Şehri kuşattı ve 26 Ramazan günü fatih olarak içeri girdi; kalelerinde ezan okunmasını emretti. Bu, hayatının sonuna doğru ortadan kaldıracağı güçlü bir imparatorluğa sahip olan Macaristan'a doğru ilerleyişinin başlangıcıydı.
Belgrad'ın fethinden sonra Halife'nin heybeti Avrupa ve Rusya krallarının kalplerine düştü. Karşılarında gerçek bir adam olduğunu anladılar; ona fetihlerini tebrik eden mektuplar gönderdiler ve boyun eğerek cizye verdiler.
Süleyman, kafirlere karşı izzetli duruşunun yanında, İbnü'l-İmad el-Hanbeli'nin tarif ettiği gibi Müslümanlara karşı çok şefkatli ve merhametliydi: "Müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise izzetliydiler." Halifeliği devraldığında Mısır'daki altı yüz mahkumu serbest bıraktı.
İslam dünyasındaki rejimlerin, Halife hakkındaki bu gerçeği anlamanız ve sonra kendileriyle kıyaslamanız işlerine gelmez. Onu, prenslerinin "Muhteşem Yüzyıl" gibi ifsat edici diziler yayınlayan kanallara sahip olduğu, buna karşın içinde çoğu davetçi ve alim olan otuz bin siyasi mahkumun bulunduğu ülkelerle kıyaslamanız işlerine gelmez. Ya da mahkumların asit içinde eritildiği, sonra da o ülkeden temsilcilerin Sultan'ın ve komutanlarının sesini dublajladığı ülkelerle kıyaslamanız... Veya dört bin beş yüz Ehl-i Sünnet kadınının tecavüz ve işkenceye maruz kaldığı ülkelerle... Oysa Süleyman, bu işkencecilerin ataları olan Safevilerin şerrini defetmişti.
Halife Süleyman, fetva makamını halifelikten sonraki en yüksek makam haline getirdi. Yakın çevresini alimlerden oluşturdu; bunların başında "Ebu's-Suud Tefsiri" olarak bilinen meşhur tefsirin sahibi, hala eserlerinden okuyup istifade ettiğimiz yüce alim Ebu's-Suud Efendi geliyordu. Ebu's-Suud ile iş birliği yaparak Kur'an ve Sünnet'ten türetilen kanunlar hazırladı; "Kanuni" unvanı da buradan gelmektedir. Ceberti, "Acaibü'l-Asar" adlı kitabında onu "İslami şiarları ve Muhammedi sünnetleri ikame eden, alimlere ve din ehline tazim gösteren" biri olarak tanımlamıştır.
Evet, Süleyman kendi hırsları ve arzuları için dini kullanan, kendisine meşruiyet kazandırmak için etrafına topladığı dalkavuklarla hareket etmedi.
Her cephede mücadele etti; doğuda Rus Çarlarıyla karşılaştı ve Rusya'nın yarısını hilafetine kattı, o dönem Müslüman olan Hindistan'a yönelik Portekiz saldırılarını durdurdu. Batıda Kuzey Afrika'da İspanyollarla karşılaştı ve birçok ülkeyi onlardan kurtardı; Endülüs'ün düşüşünden sonra zulümden kaçan on binlerce Müslümanı kurtardı. Kuzeyde Avrupa'nın içlerine ilerledi; hilafeti bugünkü Yugoslavya, Macaristan, Polonya, Bulgaristan, Makedonya, Romanya ve Yunanistan'ın çoğunu kapsadı. Güneyde Portekizlilerin Arap Yarımadası ve Doğu Afrika'ya yönelik saldırılarını püskürttü.
Zehirli bir hançer olan Rafızi Safevi Devleti, Irak ve İran'da Ehl-i Sünnet'e karşı katliamlar yapmış ve Haçlılarla ittifak kurmuştu. Halife, Irak, İran, Azerbaycan ve Kafkasya'yı onlardan temizleyen seferler düzenledi.
Halife'nin vefatından yüz elli yıl sonra doğan Mahmud bin Said Makdiş, "Nüzhetü'l-Enzar" adlı kitabında şöyle demiştir: "Dini savunma ve cihat konusunda ondan daha ileri giden, melunların kökünü kazımak için ondan daha donanımlı olan, azgınları, bidatçıları ve mülhid kafirleri ondan daha çok bastıran, Ehl-i Sünnet ve din ehline ondan daha güçlü destek ve yardım olan biri yoktu. Allah ona rahmet etsin." Şimdi ondan neden nefret ettiklerini anladınız mı?
Halife, fethettiği bölgeleri medeni bir şekilde inşa etmeye özen gösterirdi. O dönemde Avrupa cehalet içinde yüzüyor, Kilise kendi bilimsel yanılgılarına karşı çıkanları yakıyor ve tekfir ediyordu. Dünyanın evrenin merkezi olmadığını ve kendi etrafında döndüğünü söylediği için Kilise tarafından zulme uğrayan Kopernik, Halife Süleyman'ın çağdaşıydı.
Halife, tüm Müslümanlara karşı sorumluluk hissediyordu. Yunanistan'ın Rodos adasında "Aziz Yuhanna Şövalyeleri" denilen Haçlılar yaşıyordu; Hicaz'a giden Müslüman gemilerine saldırıyor, erkekleri öldürüyor ve kadınların namusuna el uzatıyorlardı. Halife, altı ay süren bir kuşatmanın ardından burayı fethetti ve kaledeki bu savaşçılar dışındaki Hristiyanlara kiliseleri ve dinleri konusunda can güvenliği verdi.
Aynı dönemde Vatikan Papası, Martin Luther'in davetine ve Protestan mezhebine cinayet, yakma ve işkence ile karşılık verirken; Halife, Yahudilerin Filistin'e yerleşmesini yasaklayan bir kanun çıkarmıştı. Filistin'i satanlar, onun hakkındaki bu gerçeği bilmenizi istemezler.
Cihad, fetihler ve Müslümanların izzetiyle dolu şerefli bir tarihin ardından Halife, Macaristan topraklarının fethini tamamlamak istedi. O dönemde Almanya gibi diğer Avrupa devletleri, Osmanlı ilerleyişinden korktukları için Macaristan’a asker desteği sağlıyordu. Halife yetmiş dört yaşına gelmişti ve doktoru hastalığı nedeniyle sefere çıkmamasını tavsiye etmişti. Onun cevabı ise şuydu: "Allah yolunda bir gazi olarak ölmeyi arzu ederim." Nihayet Zigetvar şehri fethedildi ve böylece imparatorluğun o bölgedeki hakimiyeti tamamlandı.
Bu anlatılanlar, Allah ona rahmet etsin Halife Süleyman’ın biyografisinin bir yönüydü. Peki, onun hakkında kendisinden kısa bir süre sonra gelen ve "Kin ve hile bilmez, kötü huylardan sakınır, mekir ve münafıklık nedir anlamaz, kötü ahlaka alışık değildir; aksine kalbi saf, inancı sadıktır" diyen İbnü'l-İmad el-Hanbeli’ye mi inanacağız? Yoksa beş yüz yıl sonra Halife’nin düşmanlarının yazdığı çöp kitapları toplayıp bize "Muhteşem Yüzyıl"ı kurgulayan, Halife’yi kadınların kucağında gününü gün eden, onların oyuncağı olmuş, içki müptelası ve yozlaşmış bir adam gibi gösteren Meral Okay’a mı inanacağız? Türkiye’deki laiklik, Türk halkının birçok ferdine sirayet eden İslami ruha karşı alçakça savaşını sürdürürken, Atatürk’ün yetimleri, Avrupalıların Müslüman karakteri ve özellikle Osmanlı şahsiyeti hakkında çizdiği basmakalıp kötü imajı pekiştirmek için geliyorlar. Bu şaşırtıcı değildir, zira o şahsiyet onların şerrini ve fesadını bastırmıştı.
Allah ona rahmet etsin, oğlu Mustafa’yı eşi Roxelana (Hürrem Sultan) ve Rüstem Paşa’nın kışkırtmasıyla öldürdüğü, Hürrem’in onu kandıran bir hilekar olduğu yönündeki iddialara gelince; bu iddiayı doğrulayacak eski kaynaklara dayalı herhangi bir belge bulmak için uzun süre araştırma yaptım ancak hiçbir şey bulamadım. Halife’nin kırk dokuz yıl boyunca süren apaçık güzel siretine ve yaygın adaletine mi inanacağız? Yoksa Avrupalı yazarların, Sultan’ın yatak odasında eşinin ona fısıldadıklarına şahit olduklarını iddia ettikleri şeylere mi?
"Muhteşem Süleyman: Doğunun Sultanı" adlı kitabında Hürrem’i bir hilekar olarak tasvir eden Amerikalı tarihçi Harold Lamb, aynı zamanda Halife hakkında şunu söyleyen kişidir: "Onun öldüğü gün, Hristiyanların bayram günlerinden biriydi." Unutmayalım ki, Ehl-i Kitab’ın Halife Süleyman’a attığı bu iftira, Süleyman Peygamber’e attıkları "Kadınlar onu yoldan çıkardı" iftirasının aynısıdır.
Mesele sadece bir dizi ya da Halife Süleyman’ın şahsı meselesi değildir; bu, hilafete karşı yürütülen sistematik bir savaştır, hilafet fikrinin kendisine karşı bir savaştır. Bu, Müslümanların kendilerini insanlık içinde köksüz, gurur duyacakları bir tarihleri olmayan sığıntılar gibi hissetmeleri için yapılan bir tarih tahrifatı ve zihin bulandırma operasyonudur. Kardeşlerime aynı konudaki "Bizi İşte Böyle Katlediyorlar" başlıklı konuşmaya dönmelerini tavsiye ederim.
Düşmanlarımız bu dizilerle üç hedefi gerçekleştirmektedirler: Müstehcen sahnelerle gençlerin ahlakını bozmak, zihinlerindeki tarihlerini çarpıtmak ve İslami hükümleri bağlamından koparıp en çirkin şekilde sunarak onlara bu hükümlerden nefret ettirmek. Bir Müslüman, Osmanlı Devleti ile hesaplaşmak isteyen ve bu diziler aracılığıyla İslam ve Müslümanlardan intikam almaya çalışan bu güruha kalbini, gözünü ve kulağını açmaya razı olur mu?
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.