Yirmi Birinci Meclis Girişi
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Kardeşlerim, mübarek Ramazan ayının yirmi birinci günündeki bu oturuma hoş geldiniz. Bugün Allah'ın izniyle dokuz sorumuz var, ilk soruyla başlıyoruz.
Birinci Soru: Kur'an'ın Peygamberliğe Delil Olmadaki Yeterliliği
Soru: Kur'an, kalbi selim olan herkes için Peygamber'in (Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun) peygamberliğinin doğruluğuna delil olarak kafidir. Bugünün cüzünden buna delalet eden bir ayet zikrediniz.
Cevap: Libya'dan Bintü'l-Aksa kardeşimiz cevap verdi; ayet, Ankebut Suresi'nde Allah Teala'nın şu buyruğudur: "Kendilerine okunmakta olan Kitab'ı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Şüphesiz bunda inanan bir toplum için bir rahmet ve bir öğüt vardır."
Bu, Muhammed'in (Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun) peygamberliğinin doğruluğu için yeterli bir hüccet ve kesin bir delil değil midir? Fakat kimin için? İnanan bir toplum için, yani iman etme kabiliyeti olan, kibir ve inatla önceden verilmiş bir reddetme kararı olmayanlar için. Ardından şu ayet gelir: "De ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde ne varsa bilir." Bu Kur'an, Allah'ın ilmiyle inmiştir ve onu işiten, bunun ancak ilahi bir vahiy ile olabileceğini anlar.
Bu ayetle şunu vurgulamak istedim: Bir Müslüman, Kur'an'ın delil getirmedeki yeterliliğinden şüphe duyan bir psikolojiyle, Kur'an ile tartışmayı bırakıp başka delillere yönelmemelidir. Bazıları "Bu devir bilim devri, dilsel mucize artık işe yaramaz" diyor, bu yanlıştır. "Yakin Yolculuğu Serisi"nde Kur'an'ın kaynağının ilahiliği ve her selim kalbi ikna edecek deliller hakkında konuşacağız.
İkinci Soru: Edatın Rızık Daralmasında Kulun Maslahatına Delaleti
Soru: Maddi durumun daralması bazen kulun yararına olabilir. Bugünün cüzündeki bir ayette bu anlamı veren edatı zikrediniz.
Cevap: Ala Mustafa ve Riyahu'n-Nasr kardeşlerimiz cevap verdi. Cevap Ankebut Suresi 62. ayettedir: "Allah, kullarından dilediğine rızkı bolca verir ve ona daraltır. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir."
Pek çok ayette "daraltır" ifadesi geçer, ancak burada "ona" (lehu) ifadesi gelmiştir; buradaki "lam" harfi, bu daraltmanın kulun yararına ve lehine olduğunu hissettirir. Bu durum, Allah Teala'nın: "Eğer Allah rızkı kulları için bolca yaysaydı, yeryüzünde azgınlık ederlerdi" ayeti ışığında anlaşılabilir. İbn Aşur, bu "lam" harfinin, daraltmanın müminin maslahatına olabileceğini ifade ettiğini belirtmiştir. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulur: "Müminin durumu ne hoştur, onun her işi kendisi için hayırdır."
Üçüncü Soru: Yunus Peygamber (Selam Üzerine Olsun) Kıssasındaki "Gücümüz Yetmez" İfadesinin Anlamı
Soru: "Kader" kelimesinin (daraltmak anlamında) anlaşılması, Allah'ın peygamberi Yunus (selam üzerine olsun) hakkındaki yanlış bir algıyı gidermeye yardımcı olur. Bugünün cüzü dışından bunu açıklayan bir ayet zikrediniz.
Cevap: Hamza Lefad ve Ahmed Kasım kardeşlerimiz cevap verdi. Ayet şudur: "Zünnûn'u (Yunus'u) da hatırla. Hani öfkelenerek gitmişti de, bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı (rızkını daraltmayacağımızı) sanmıştı."
Halktan pek çok kişi, Yunus'un (selam üzerine olsun) Allah'ın kendisini yakalamaya veya cezalandırmaya gücünün yetmeyeceğini sandığını zanneder; bir peygamberin böyle düşünmesi asla mümkün değildir. "Kendisini asla sıkıştırmayacağımızı" ifadesinin doğru anlamı: "Onu darlığa düşürmeyeceğimiz" şeklindedir. Yani ya Allah'ın, kendisine icabet etmeyen bir kavmin yanında kalmaya zorlayarak onu sıkıştırmayacağını sanmıştı ya da Allah'ın bu duadan sonra imtihanını uzatmayacağına ve onu darlıkta bırakmayacağına inanarak dua etmişti.
Dördüncü Soru: "İçinde rızıklandırın" ve "Ondan rızıklandırın" İfadelerindeki Hikmet
Soru: Kur'an, yetimlerin mallarının eksilmemesi için nemalandırılmasını teşvik etmek amacıyla aynı kelimeden sonra iki farklı edat kullanmıştır. Kelimeyi ve iki edatı zikrediniz.
Cevap: Kanada'dan Rola kardeşimiz cevap verdi. Kelime "onları rızıklandırın" (urzukuhum) kelimesidir, edatlar ise "içinde" (fi) ve "den/dan" (min) edatlarıdır.
- Birinci ayet: "Allah'ın sizin için geçim kaynağı kıldığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o malların içinde onları rızıklandırın ve giydirin."
- İkinci ayet: "Miras taksiminde (mirasçı olmayan) akrabalar, yetimler ve yoksullar hazır bulunursa, ondan onları rızıklandırın."
Belagat İnceliği: Birinci ayette "ondan" değil, "içinde" demiştir. Bunun sırrı -Keşşaf ve İbn Aşur'un belirttiği gibi- "fi" edatının, malı yatırım ve ticaret yoluyla rızık mekanı haline getirmeyi ifade etmesidir. Böylece yetime yapılan harcama ana sermayeden değil, kârdan yapılır ve mal zamanla tükenmez. Bu, Ömer bin Hattab'ın (Allah ondan razı olsun) şu sözüyle örtüşür: "Yetimlerin mallarını ticaretle değerlendirin ki zekat onları tüketmesin." Taksim ayetinde ise rızık doğrudan mirastan pay ayırmakla olduğu için "ondan" (minhu) edatı uygun düşmüştür.
Beşinci Soru: Hidayete Tabi Olmak ve Toplumsal Güvenlik
Soru: Bazı batıl ehli, Allah'ın emrine uymanın güvenliklerini tehdit ettiğini ve kendilerini baş edemeyecekleri çatışmalarla karşı karşıya bıraktığını iddia ederek mazeret üretirler. Bugünün cüzünden onlara cevap veren bir ayet zikrediniz.
Cevap: Esra Mahmud kardeşimiz cevap verdi. Ayet, Allah Teala'nın şu buyruğudur: "Çevrelerindeki insanlar kapılıp götürülürken (öldürülüp yağmalanırken), bizim (Mekke'yi) güvenli bir harem kıldığımızı görmediler mi? Hala batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?"
Allah, dine uymanın helake ve güvenlik kaybına yol açacağını iddia edenlere cevap vermektedir; nitekim Mekke, Arap Yarımadası'ndaki kan ve savaş denizi ortasında bir güven vahasıydı. Bu güvenlik siyasi ittifaklarla değil, Allah'ın bir lütfu olarak sağlanmıştı. Kasas Suresi'nde (bugünkü cüzün dışında) onların: "Eğer seninle beraber hidayete uyarsak, yerimizden yurdumuzdan çekip çıkarılırız" dedikleri zikredilir. Cevap ise şöyledir: "Biz onları, katımızdan bir rızık olarak her türlü ürünün toplanıp getirildiği, güvenli bir harem bölgesine yerleştirmedik mi?" Dolayısıyla gerçek güvenlik başkasından değil, ancak Allah Teala'dan alınır.
Altıncı Soru: Fitne Zamanında Hidayet Garantisi
Soru: İnsanlar hak yolun net olmamasından şikayet ediyorlar. İçinde hak yola ulaşmayı garanti eden bir görev ve bir teminat bulunan bir ayet zikrediniz.
Cevap: Japonya'dan Müzemmil Abdullah kardeşimiz cevap verdi. Ayet, Ankebut Suresi'nin sonudur: "Bizim uğrumuzda cihat edenleri (çaba sarf edenleri) elbette yollarımıza iletiriz. Şüphesiz Allah, iyilik yapanlarla beraberdir."
Buradaki görev "bizim uğrumuzda cihat etmek" (Allah yolunda çaba harcamak), teminat ise "elbette yollarımıza iletiriz" vaadidir. Karışıklık zamanlarında cihat ve ihsan (iyilik üzere olmak), Allah'ın hidayetine ve beraberliğine nail olmanın yoludur.
Yedinci Soru: Kur'an ve Büyük Cihat
Soru: Önceki cüzlerden, kafirlere karşı Kur'an ile mücadele etmenin ve onun delillerini ortaya koymanın en büyük cihatlardan olduğunu belirten bir ayet zikrediniz.
Cevap: Ahmed Kasım ve Kün Lillah kardeşlerimiz cevap verdi. Ayet Furkan Suresi'ndedir: "Öyleyse kafirlere boyun eğme ve bununla (Kur'an ile) onlara karşı büyük bir cihat ver."
Cihat sadece kılıçla (savaşla) sınırlı değildir; aksine Kur'an ile hüccet getirmek, şüpheleri ve batılları çürütmek Allah tarafından "büyük cihat" olarak adlandırılmıştır. Bu cihat türü, batıl ehlinin iddialarını geçersiz kılmak için her çağda gereklidir.
Sekizinci Soru: Husumette Adalet ve Dünyevi ile Dini Olanı Ayırt Etmek
Soru: İslam'ın adaletinin bir gereği olarak, kafirlerin dost edinilmesini yasakladığında, dini ve dünyevi husumet nedenleri arasında ayrım yapmıştır. Bu ayrımın geçtiği bir ayeti zikrediniz ve kanıt niteliğindeki kısmı iki kelimeyle belirtiniz.
Cevap: Bu soruyu kardeşimiz Ahmed Ayyaş ve kardeşimiz Luey Halil cevapladı. Ayet Mumtahine Suresi'ndedir: "Allah sizi, ancak sizinle din uğrunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmekten yasaklar."
Kanıt niteliğindeki kısım şu iki kelimedir: "Din uğrunda".
Bu ekleme çok yüce bir anlam ifade eder; zira Müslüman olmayanlarla yaşanan her husumet dine karşı bir savaş değildir. Bazen tamamen dünyevi nedenlerle veya hak arayışı sebebiyle husumetler yaşanabilir. Bu durumda bir Müslümanın, asıl saldırgan kendisi olduğu halde, yaşadığı bu husumete İslam kılıfı giydirip karşı tarafın kendisine dini yüzünden saldırdığını iddia etmesi caiz değildir. Bu, yaratılanlar arasında hak ile hükmeden İslam'ın mutlak adaletinin bir göstergesidir.
Kapanış ve İletişim
Oturumun sonunda, kız kardeşimiz Dua Receb'in, Ramazan'dan sonra Müslümanı ıslah etmek ve fitne zamanlarında onu hak konusunda aydınlatmak amacıyla haftalık canlı buluşmalar düzenlenmesi yönündeki önerisini değerlendirdik. İyilik ve takva üzerindeki bu yardımlaşmayı memnuniyetle karşılıyoruz ve Allah'ın izniyle zamanın elverdiği ölçüde bunu koordine etmeye çalışacağız.
Güzel takibiniz için Allah sizi hayırla mükafatlandırsın, yarın Allah'ın izniyle görüşmek üzere. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.