Her Şey İçin Bir Açıklama Yarışması - Bölüm 4
Allah'ın kitabına bağlanmak ve onu tefekkür etmek için günlük bir yarışma.
Allah'ın kitabına bağlanmak ve onu tefekkür etmek için günlük bir yarışma.
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Başlamadan önce sizden bir yorum gelmesini bekliyorum.. Tamam, hamdolsun yorumlar gelmeye başladı; yani kardeşlerimiz yayını aldılar. Allah'ın bereketiyle, Allah'ın adıyla, hamd O'na mahsustur; salat ve selam Allah'ın elçisinin üzerine olsun.
Bu, "Her Şey İçin Bir Açıklama" adlı yarışmamızın dördüncü bölümüdür. Arkadaşlar, size belirttiğim gibi on sorumuz var ve bugünkü sorularımızın tamamı bugünün cüzünden (Dördüncü Cüz) seçilmiştir.
Birinci Soru: Sahih bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Allah dünyayı sevdiğine de sevmediğine de verir, ancak imanı sadece sevdiğine verir." Dördüncü cüzdeki bir ayette geçen ve bu anlamı taşıyan bir kelimeyi belirtiniz.
Cevap tek bir kelimedir arkadaşlar. Ayetin bağlamına eklenen bir kelime bize bu anlamı vermektedir; yani dünya Allah'ın sevdiği ve sevmediği herkes içindir, ancak ahiret sadece Allah'ın sevdiği kimseler içindir. Bu, "Allah onu seviyor çünkü ona çok mal verdi" diyenlere bir reddiyedir; zira mal bir sevgi belirtisi değildir, asıl belirti ahiret sevabındadır.
Doğru Cevap: O kelime "Güzel" (Hüsn) kelimesidir. Bu, Yüce Allah'ın şu sözünde geçer: "Böylece Allah onlara hem dünya sevabını hem de ahiret sevabının güzelini verdi. Allah, iyilik yapanları sever." Zemahşeri, El-Keşşaf adlı eserinde şöyle der: Bu "güzel" kelimesi, ahiretteki bu sevabın üstünlüğüne, önceliğine ve Allah katında asıl itibar edilenin o olduğuna delalet eder.
İkinci Soru: Bazıları, ümmetin düşmanlarıyla olan mücadelesine katkıda bulunacak bir şeye sahip olmadığını düşünür ve şöyle der: "Eğer cihat kapısı açılırsa Allah ne yapacağımı görecektir, ama şu an elimden bir şey gelmiyor." Dördüncü cüzden, bu kişilere Allah'ın emirlerine uymanın ve yasaklarından kaçınmanın, cihat kapısı açıldığında sebat etmeleri için en büyük yardımcı olacağını gösteren bir ayet belirtiniz.
Pek çok insan "Bu savaşta elimden ne gelir?" diyor. Kardeşim, eğer Allah'ın emrine bağlı kalırsan, bu başlı başına ümmetin için bir sebattır. Eğer şimdi Allah'ın emirleri üzerinde sebat etmezsen, bu durum o zorlu anda şeytanın sızmasına ve seni sarsmasına bir davetiye olacaktır.
Doğru Cevap: Yüce Allah'ın şu sözüdür: "İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden arkasını dönüp gidenler var ya, yaptıkları bazı işler (günahlar) sebebiyle şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti." Dolayısıyla, daha önce işledikleri günahlar, savaş meydanında şeytanın onların ayağını kaydırmasına bir sebep olmuştur.
Üçüncü Soru: İnsanların mallarını haksız yere almak, onların çöküş ve yok oluş sebeplerindendir. Bu anlamı ifade eden bir ayet belirtiniz (Ayetin doğrudan bu lafızla olması şart değildir, zıttı olan bir durum üzerinden de bu anlam çıkabilir).
Ekonominin yıkılması, paranın insanların ve İslami toplumların elinden çekilmesi, onların düşüşüne ve çöküşüne bir davetiyedir. Bu yüzden Peygamber (Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun) şöyle buyurmuştur: "Malı uğrunda öldürülen şehittir."
Doğru Cevap: Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah'ın sizin için bir geçim kaynağı (dayanak) kıldığı mallarınızı aklı ermezlere (sefelere) vermeyin." Ayet, malın insanların "kıyamı" yani dayanağı olduğunu, işlerinin onunla yürüdüğünü ve durumlarının onunla düzeldiğini gösterir. Eğer mal zayi edilir veya ehil olmayanların eline bırakılırsa, bu bir çöküş sebebi olur.
Dördüncü Soru: Müslümanların çocuklarından bazıları Tevhid'in kadrini bilmemekte ve küfrün çirkinliğini takdir edememektedir. Bu yüzden bazı kafirler hakkında, yaptıkları hayır işleri nedeniyle Allah katında bazı Müslümanlardan daha iyi olabileceklerini söylediklerini görürsünüz. Dördüncü cüzden bu kişilere cevap verebileceğiniz bir ayet belirtiniz.
İnsanlara iyilik yapıp insanların Rabbini inkar eden kimse, sevabını insanlardan alsın. Ancak Allah'ın hakkını yücelten kişi bilir ki, kafir ne kadar hayır yaparsa yapsın, sevabı dünyada verilebilir ama ahirette ameli boşa gider.
Doğru Cevap: Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Onların bu dünya hayatında harcadıklarının durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerine isabet edip onu mahveden dondurucu bir rüzgarın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar." Allah, onların harcamalarını -dışarıdan bakıldığında hayranlık uyandıran ama sonu hüsran olan durumunu- küfürleri sebebiyle soğuk bir rüzgarın vurup yok ettiği bir ekine benzetmiştir.
Beşinci Soru: Bugünkü cüzden, kulun İslam'daki en büyük amelleri yapsa bile yine de Yüce Allah'ın mağfiretine muhtaç olduğunu gösteren üç kelime belirtiniz.
Yani bir Müslüman ameline güvenip "Kesin cennete girdim" diyerek gurura kapılmamalı; aksine en büyük fedakarlıklardan sonra bile Allah'ın bağışlamasına muhtaç olduğunu yakinen bilmelidir.
Doğru Cevap: Yüce Allah'ın şu sözüdür: "Onların kötülüklerini örteceğim." Bu ifade şu bağlamda geçer: "Hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda eziyete uğrayanların, çarpışanların ve öldürülenlerin kötülüklerini mutlaka örteceğim." Hicret, eziyet ve savaşa rağmen Allah onlara günahlarını örtmeyi vaat ederek lütufta bulunmaktadır; bu da onların mağfirete olan ihtiyacını gösterir.
Altıncı Soru: Batıl ehli, kötülükten sakındırmanın "toplumun dokusunu" tehdit ettiği bahanesiyle bu görevden kaçarlar. Bir ayetten, bu kişilere cevap niteliğinde olan ve iyiliği emredip kötülükten sakındırmayı terk etmenin tefrika ve ayrılığın asıl sebebi olduğunu gösteren beş kelime belirtiniz.
Batıl ehlinin genel olarak namaz, oruç ve iyilik gibi "iyiliği emretme" ile büyük bir sorunu yoktur; ancak savaşları "kötülükten sakındırma" üzerinedir, çünkü kendileri o kötülüğün ehlidirler. Bahaneleri ise bu günahkarların toplumun bir parçası olduğu ve onlara karşı çıkmanın fitne çıkaracağıdır. Oysa gerçek tehlike, sapkın bir insanı ve onun arzularını Allah'ın hakkının önüne koyup kutsallaştırmaktır.
Doğru Cevap: Yüce Allah'ın Ali İmran Suresi'ndeki şu sözüdür: "Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." Hemen ardından şöyle buyurur: "Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın." Ayet, bu ibadeti terk etmenin ayrılığa yol açtığını, gerçek birleşmenin ise ancak hak üzerinde olabileceğini göstermektedir.
Yedinci Soru: Bugünkü cüzden, Allah'ın bu ümmeti peygamberlerinden birini vasıflandırdığı şekilde vasıflandırarak onurlandırdığını, ancak bu faziletin müminin Allah'a olan imanı nispetinde olacağını gösteren bir kelime belirtiniz.
Allah'ın bu ümmeti vasıflandırdığı bu şerefli sıfat, imanınız ölçüsündedir ve bu sıfat daha önce zorlu bir durumda peygamberlerden birine söylenmiştir.
Doğru Cevap: O kelime "Üstün olanlar" (El-A'levne) kelimesidir. Yüce Allah şöyle buyurur: "Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer inanıyorsanız üstün olanlar sizlersiniz." Benzerlik şuradadır: Allah, Musa (ona selam olsun) için şöyle buyurmuştur: "Korkma, dedik, üstün gelecek olan sensin." Burada ise ümmetin üstünlüğü iman şartına bağlanmıştır.
Sekizinci Soru: Bir grup sahabi hakkında nazil olan bir ayet, başlangıcında onlardan sadır olan bir zayıflığa değindiği için yergiye benzer bir ifadeyle başlasa da, içindeki iki kelime sebebiyle sahabiler bu ayetin inmemiş olmasını asla istememişlerdir. Bu iki kelime nedir?
Bu ayet, Uhud günü geri dönmeye niyetlenen ancak sonra Peygamber (Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun) ile birlikte sebat eden iki mümin grup (Benu Harise ve Benu Seleme) hakkında nazil olmuştur.
Doğru Cevap: Bu iki kelime: "Allah onların velisidir" ifadesidir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Hani sizden iki grup korkup bozulmaya yüz tutmuştu; halbuki Allah onların velisi (yardımcısı ve koruyucusu) idi. Müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler." Cabir bin Abdullah (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: "Allah Teala'nın 'Allah onların velisidir' buyurması sebebiyle, bu ayetin nazil olmamış olmasını asla istemezdik." Zira "bozulmaya niyetlenme" zikredilse de, Allah onlara olan dostluğunu ve himayesini teyit etmiştir.
Dokuzuncu Soru: Kur'an'da sadece bugünkü cüzde geçen bir lafız vardır. Bu lafız iki farklı ayette, iki farklı anlam ve hükümle zikredilmiş, icma ile bu iki hüküm kesinleşmiştir. Bu lafız nedir?
Bu lafız, geçtiği iki yerde farklı anlamlar taşımaktadır ve Kur'an-ı Kerim'de sadece bu cüzde (Nisa Suresi) yer almaktadır.
Doğru Cevap: Bu lafız "Kelale" kelimesidir. Yüce Allah'ın şu kavillerinde geçer: "Eğer miras bırakan erkek veya kadının evladı ve anne-babası olmayıp (kelale olarak) mirasçı olunursa..." (Sürenin başında) ve "Senden fetva istiyorlar. De ki: 'Allah size kelale (babasız ve çocuksuz ölenin mirası) hakkında hükmünü açıklıyor...'" (Sürenin sonunda). Kelale; çocuğu ve babası olmayan, bu şekilde vefat eden kimsedir.
Onuncu Soru: Habbab bin Eret (Allah ondan razı olsun) şöyle anlatmıştır: Kabe'nin gölgesinde hırkasına yaslanmış olan Resulullah'a (Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun) maruz kaldığımız eziyetlerden şikayet ettik ve "Bizim için yardım dilemeyecek misin? Bizim için dua etmeyecek misin?" dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Sizden öncekiler içinde öyle adamlar vardı ki, yakalanır, onun için yerde bir çukur kazılır... Bu yapılanlar onu dininden döndüremezdi... Fakat siz acele ediyorsunuz." Bugünkü cüzden, zorluklara rağmen sebat etme konusunda aynı anlamı taşıyan bir ayet zikrediniz.
Bu ayet, geçmiş ümmetlerin ve peygamberlerin muazzam sebatını, imtihanlar karşısında zayıflık göstermediklerini anlatmaktadır.
Doğru Cevap: Yüce Allah'ın şu buyruğudur: "Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah dostu çarpıştı; Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşemediler, zaafa düşmediler ve boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever."
İşin sonunda zaferin bu ümmetin olacağını müjdeleyen ayet ve hadisler büyük bir nimettir. Sonucun kesin olarak sizin ordunuz lehine sonuçlanacağını bildiğinizde, acı çekseniz veya yaralansanız bile, Allah'ın ordusunun galip geleceğini bildiğiniz için huzurlu kalırsınız. Allah'ın bu dini, aziz olanı daha aziz kılarak veya zelil olanı daha zelil ederek tamamlayacağına imanımız tamdır.
Herhangi bir teknik aksaklık için özür dileriz; görünen o ki bugünkü yayın Allah'ın lütfuyla mükemmeldi. Yarın Allah'ın izniyle görüşmek üzere. Allah sizi mübarek kılsın ve hayırla mükafatlandırsın. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.