Kıymetli dostlar, bugün sizlere psikolojik sorunlarda ilaçsız tedavi yöntemlerinden bahsedeceğim. Allah'ın bereketiyle başlıyoruz; Allah'ın adıyla, Allah'ın elçisine salat ve selam olsun.
Beni bu konuda konuşmaya iten sebep nedir? Üniversitede verdiğim derslerden biri "Terapötikler" (Tedaviler) dersidir. Bu ders kapsamında depresyon, kaygı bozukluğu, bipolar bozukluk gibi bazı psikolojik hastalıkları işliyoruz. Bu psikolojik hastalıkları her anlattığımda söze "Farmakolojik Olmayan Tedavi" yani ilaçsız tedavi ile başlarım. Ardından "Psikoterapi" yani konuşma yoluyla yapılan ilaçsız tedavi hakkında konuşurum.
Gerçek şu ki, öğrencilerin her seferindeki tepkisi oldukça şaşırtıcı. Hepsi pürdikkat kesiliyor, konuya büyük ilgi gösteriyorlar ve sürekli şöyle diyorlar: "Hocam, sanki bizi anlatıyorsunuz, sanki içimizdekileri dile getiriyorsunuz."
Buna ek olarak, geçenlerde çok yakın bir arkadaşım bana psikolojik bir sorunundan bahsetti. Ben de ona: "Neden bir psikiyatrist yerine bir psikoterapiste (psikolojik danışmana) gitmiyorsun?" dedim. Bana: "Psikoterapist ne demek?" diye sordu. "Psikoterapistin ne olduğunu bilmiyor musun?" dediğimde, "Hayır, bilmiyorum" cevabını verdi. Bu durum bana insanların bu konudan, yani ilaçsız psikolojik tedavi konusundan ne kadar habersiz olduğunu bir kez daha gösterdi.
Dikkat edin kıymetli dostlar, psikolojik tedavide iki temel branş olduğunu söyleyebiliriz: "Psikoterapist" ve "Psikiyatrist". Psikiyatrist, ilaç yazma yetkisi olan bir tıp doktorudur; psikoterapist ise konuşma terapisi yapan uzmandır.
Psikiyatristlerin bazı psikoterapi yöntemlerini uygulama yetkisi vardır, ancak her psikoterapistin mutlaka bir psikiyatrist (tıp doktoru) olması gerekmez. Burada üzerinde durduğumuz konu "Psikoterapi", yani ilaçsız psikolojik tedavidir.
Bazı ilaçlı tedavi yöntemlerinden daha önce bahsetmiştim. Birkaç gün önce konuştuğumuz "Fix Pharma" sitesine bazı dersler yükledim ve yüklemeye de devam ediyoruz.
Beni bu konuya yönelten ve bu bilgileri sizinle paylaşmamı sağlayan bir diğer gözlemim ise şudur: Bazı meslektaşlarımla birlikte yürüttüğüm bir araştırma var, inşallah yakında yayınlanacak, şu an hakemli bir dergiye gönderilmiş durumda. Bu araştırma sırasında psikolojik rahatsızlığı olan hastalarla mülakatlar yaptık ve hastaların %89'unun "ilaçsız psikolojik tedavi" diye bir şeyden haberdar bile olmadığını keşfettik.
Malumunuz, toplumlarımızda psikiyatriste gitme konusunda bir "stigma" (damgalanma), bir ayıp veya aşırı utanma duygusu hakimdir. Bu yüzden, insanların bir kısmı "başkaları ne der" korkusuyla tedavi olmaktan kaçınıyor. Oysa sosyal açıdan daha az baskı yaratan ilaçsız psikolojik tedaviye yönelmek, onlar için bir köprü görevi görebilir ve ileride uygun tedaviyi almaları için onları cesaretlendirebilir.
Araştırmamızda, psikolojik hastaların büyük bir kısmının hastaneye hiç ulaşmadığını, teşhis konulup ilaca başlayanların bir kısmının ise kendisinin gitmediğini, onun yerine yakınlarının gidip ilacı aldığını fark ettik. Bu elbette büyük bir hatadır.
Kısacası kıymetli dostlar, İslam dünyasında psikolojik hastalıklara yaklaşımla ilgili büyük bir sorunumuz var.
Beni bu konuda konuşmaya teşvik eden bir diğer neden de, birçok insanın enerji terapisi, reiki ve kişisel gelişim adı altındaki pek çok yöntemi uygulayan sahtekarların tuzağına düşmesidir. Dostumuz Doktor Abdurrahman Zakir'in deyimiyle bunlar "Yeni Nesil Şarlatanlar"dır.
Bu nedenle, insanların sadece kişisel gelişim için değil, bazen psikolojik sorunlardan kurtulmak için başvurduğu bu yöntemlere kapılmaması için, bilim dairesi içinde kalan ve şarlatanlıktan uzak olan yöntemlerden bahsetmek istedik. Tabii ki kişisel gelişimin her türüne şarlatanlık demiyorum. Doktor Abdurrahman Zakir hem bir tıp doktoru hem de bir psikoterapisttir. Doktor Yusuf Müslim de psikoterapi alanında doktora yapmış, bu alanda kendini kanıtlamış çok değerli bir isimdir.
Benim buradaki görevim, bu konuda bir kültür oluşturmak, bir fikir vermek ve sonrasında sizin araştırmanızı sağlamaktır.
Kıymetli dostlar, bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum: Burada psikolojik hastalıkların mutlaka iman eksikliğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını tartışmıyoruz. Daha önce de belirttiğim gibi, imanın bir kişinin bu hastalıklara yakalanma riskini azalttığına ve yakalansa bile bu hastalıklarla başa çıkma gücünü artırdığına inanıyorum, Allah'ın izniyle.
Ancak mesele ne olursa olsun, şu anki konumuz bu değil. Mesele iman eksikliğiyle ilgili olsa bile, biz yine de faydalı tedavi yöntemlerinden bahsediyoruz. Elbette imanınızı artırmalı ve Allah (Azze ve Celle) ile olan bağınızı güçlendirmelisiniz; ancak bu durum, bahsettiğimiz tedavi yöntemleri gibi sebeplere sarılmakla çelişmez.
Başlamadan önce, takipçilerimin burada olup olmadığını ve yorumları kontrol edeyim. Evet, her şey yolunda görünüyor, Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun. Ses nasıl dostlar? Lütfen yorumlarda belirtin, şu an yorumları takip ediyorum. Ses iyi mi? Görüntü iyi mi? Her şey net mi? Biri sesin iyi olduğunu teyit ederse ben de o sırada bir su içeyim.
Evet kardeşlerim, ses iyi görünüyor, şu ana kadar kimseden olumsuz bir yorum gelmedi. O halde devam edelim çünkü konu biraz uzun ama inşallah çok faydalı olacağına dair size söz veriyorum.
Pekala, her şey yolunda. Fark edeceksiniz ki, söze önce Batılı kitap ve sitelerden derlediğim Batı perspektifiyle ilaçsız psikolojik tedavi yöntemlerini sunarak başlayacağım. Çünkü sonrasında şeriatın (İslami hükümlerin) güzelliğinden bahsettiğimizde çok şaşıracaksınız. Batı ekolünü, kaynaklarını ve referanslarını okurken bizzat ben kendim hayrete düştüm. Bu konuda okuma yaparken veya video izlerken zihnimde sürekli Kur'an ve Sünnet'ten metinler canlanıyor ve şöyle diyorum: "Yüce Allah ne kadar noksansızdır! Vallahi Rabbimiz ve O'nun Elçisi, bize ulaştırmadıkları hiçbir hayır bırakmamışlar."
Ancak önce Batı perspektifini sunmama izin verin. Bu tedavi derslerimi "DiPiro" gibi bilinen kitaplardan, konuyla ilgili yayınlanmış bazı referanslardan ve bu konularda doğru bilgi sağlayan internet sitelerinden hazırlıyorum. İlk olarak psikolojik hastalıkların ilaçsız tedavisine Batılı bakış açısını inceleyeceğiz, ardından şeriatın bu konudaki büyüleyici güzelliğini göreceğiz.
Kardeşlerim, ilaçsız tedavi dediğimizde; bir yanda "Farmakoterapi" yani ilaçla tedavi, diğer yanda ise ilaç dışı tedavi yöntemleri vardır. İlaç dışı yöntemler sadece "Psikoterapi"den ibaret değildir. Örneğin, elektroşok tedavisi olarak bilinen "ECT" (Elektrokonvülsif Terapi) vardır. Ayrıca parlak ışık terapisi gibi pek çok yöntem mevcuttur ve bunların etkinliği "PubMed" gibi dünyaca bilinen sitelerde yayınlanan araştırmalarla kanıtlanmıştır.
Ancak benim bugün size anlatacağım konu, bazen "Psikoterapi" olarak da adlandırılan konuşma terapisidir.
Değerli dostlar, alanımızdaki temel referans kitapları, ilaç tedavisine ek olarak, hastanın istekli ve katılım sağlayabilecek durumda olduğu her an "psikoterapiye" başvurulması gerektiğini belirtmektedir.
Eskiden depresyonun sadece hafif formlarında etkili olduğunu düşünürdük; ancak günümüzde depresyonun şiddetli türlerinde bile psikoterapinin kullanılması tavsiye edilmektedir. Önceleri "orta ve şiddetli vakalar" derken, en ağır vakaları hariç tutardık; fakat hayır, artık en şiddetli formlarda dahi psikoterapi kullanımı önerilmektedir.
Bu arada kardeşlerim, mesele "ya psikoterapi ya ilaç" şeklinde ikili bir tercih değildir. Bazen ilaçların etkisi zayıf kalabilir; bu durumda yanına psikoterapiyi eklersiniz ve ikisi birbirini tamamlar. Yani "toplamsal" bir etki oluşur, birbirlerine güç katar ve birbirlerini bütünlerler. Dolayısıyla ilaçla tedavi olurken buna psikoterapiyi de dahil edebilirsiniz.
Kıymetli dostlar, başvurduğumuz "Farmakoterapi" gibi kaynaklara göre, psikoterapi bir dizi hastalığın tedavisinde ilaçlarla aynı etkinlik düzeyindedir. Hangi hastalıklar derseniz; depresyonun daha az şiddetli formları ve kaygının daha az şiddetli türleri bunlara örnektir. Bazı insanlarda sosyal kaygı, şiddetli gerginlik ve sürekli bir endişe hali mevcuttur.
Ayrıca psikoterapi; "Sınırda Kişilik Bozukluğu" (Borderline) tedavisinde ve savaş mağdurları, tecavüz mağdurları veya işkence mağdurları gibi kişilerin yaşadığı "Travma Sonrası Stres Bozukluğu" (PTSD) tedavisinde ilaçlar kadar etkilidir. Allah bize ve tüm Müslümanlara afiyet versin. Bu kişiler uzun vadeli psikolojik sorunlara maruz kalırlar ve ilaç dışı psikolojik tedavi, bu durumlarda ilaçlar kadar verimlidir.
Aynı şekilde, birazdan bahsedeceğimiz "opioid" (morfin türevleri) bağımlılığı hariç, çeşitli madde bağımlılıklarında da etkilidir. Ayrıca "Bulimia Nervoza" gibi yeme bozukluklarında da kullanılır. Bazı insanlar sürekli yer ve sonra kusar; bazıları ise hiç yemez. Bu durum özellikle kadınlarda daha yaygındır; kişi aslında hiç kilolu olmadığı halde kendisini aşırı kilolu hisseder. Bu yeme bozukluklarında da ilaç dışı psikolojik tedavi, ilaç tedavisiyle aynı etkinliktedir.
Yine temel kaynaklara göre, ilaç dışı psikolojik tedavinin diğer bazı hastalıklarda ilaçlarla yan yana verilmesi tavsiye edilir. Örneğin "Bipolar Bozukluk" ve psikoz içeren hastalıklarda bu böyledir. Psikozda insan çoğu zaman içgörüsünü kaybedip gerçekleri ayırt edemese de, bu vakalarda ilaçla birlikte psikolojik tedavi de önerilmektedir.
Ayrıca şiddetli Obsesif Kompulsif Bozukluk (takıntı hastalığı) ve şiddetli depresyon durumlarında, ilaçla birlikte psikolojik tedavi tavsiye edilir. Afyon bağımlılığında da durum böyledir.
Değerli dostlar, bu tedavinin kullanım alanlarından biri de kumar bağımlılığıdır. Burada çok önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Batı ekolünden bu bilgileri alırken seçici, eleştirel ve dikkatli olmalıyız. Çünkü Batı ekolü, davranışları tamamen biyolojik-fizyolojik bozukluklara, genlere ve benzeri unsurlara dayandırır. Bazen ahlaki suçlar işleyen birinden, sanki buna mecburmuş veya iradesizce yapıyormuş gibi bahsederler. Kumar bağımlılığı olan kişilerin tedavisinden bahsettiğimizde, bu onların yaptıklarına tamamen mecbur oldukları anlamına gelmez. Onlar bu davranışı terk etmekle mükelleftirler; ancak bu ilaç dışı psikolojik tedavi, Allah'ın izniyle onlara yardımcı olur.
Ayrıca sigarayı bırakmada da kullanılır. İlaç dışı psikolojik tedavinin en önemli kullanım alanlarından biri de çocuk ve ergen psikiyatri hastalarıdır. Onlara ergen denmesini pek sevmiyorum ama bu yaş grubundaki çocuklarda, örneğin on üç-on dört yaşındakilerde, bazı depresyon ilaçlarının intihar düşüncesini, hatta intihar girişimlerini artırabildiği görülmüştür. İlaç tedavisi bunu yapabilir mi? Evet, depresyon ilaçları onları intihara daha meyilli hale getirebilir; bu gözlemlenmiş bir gerçektir. Bu yüzden çocuklarda ve gençlerde "birinci basamak" yani ilk başlanması gereken tedavi, kontrol dışı saldırganlık ve kötü davranışların tedavisi de dahil olmak üzere, ilaç dışı psikolojik tedavidir.
Peki, bu tedavilerin ne kadar önemli olduğunu anlamanız için bir örnek vereyim: Örneğin Amerika'da "CBT" (Bilişsel Davranışçı Terapi) ve "IPT" (Kişilerarası İlişkiler Terapisi) eğitimleri zorunludur. Psikiyatri asistanlarının veya uzmanlık eğitimi alan doktorların bu iki yöntemi öğrenmesi şarttır. Her psikiyatri asistanı, öneminden dolayı bu iki terapi biçimini öğrenmek zorundadır.
Tabii "Anlatısal Maruz Bırakma Terapisi" (Narrative Exposure Therapy) gibi, özellikle savaş mağdurları ve belirli acılar çekmiş kişiler için kullanılan başka tedaviler de vardır. Konuyu çok dağıtmak istemiyorum ama bugün en çok kullanılan yöntem olan "Bilişsel Davranışçı Terapi" (CBT) üzerinde duracağım ve kısaca "Kişilerarası İlişkiler Terapisi"ne (IPT) değineceğim.
Değerli dostlar, şimdi "Bilişsel Davranışçı Terapi" fikri nedir? İsimlendirmeye dikkat edin: "Bilişsel" yani zihinsel süreçlerle ilgili, "Davranışçı" yani eylemlerle ilgili terapi. Bu, bilgilerinizdeki ve algılarınızdaki yanlışları düzelterek bunun davranışlarınıza yansımasını sağlayan bir yöntemdir.
Bu terapinin temel fikri şudur: Duygularımıza ve davranışlarımıza neden olan şey düşüncelerimizdir. O halde olayların silsilesi şu şekildedir: Düşünceler, duygular ve davranışlar. Duygularınızı ve davranışlarınızı kontrol eden şey; kişiler, koşullar veya olaylar gibi dış etkenler değildir. Yaşadığınız ve içinden geçtiğiniz kişiler veya olaylar değil, bizzat sizin düşünceleriniz duygularınızı ve davranışlarınızı etkiler.
Düşünceyi bu şekilde düzenlemenin ve bu gerçeği fark etmenin faydası nedir? Faydası şudur: Çevrenizde hiçbir şey değişmese bile, düşünce biçiminizi değiştirebilir, dolayısıyla duygunuzu ve davranışınızı da değiştirebilirsiniz. Yani psikolojik olarak rahatlamak veya psikolojik hastalığınızdan, depresyonunuzdan ve kaygınızdan kurtulmak için çevrenizdeki koşulların değişmesine mahkum kalmazsınız. Hayır, çevrenizdeki şartlar aynı kalsa bile, Allah'ın izniyle iyileşir ve psikolojik sorunlarınızdan kurtulursunuz; çünkü düşünme biçiminizi düzeltmişsinizdir.
BDT (Bilişsel Davranışçı Terapiyi bundan sonra BDT olarak kısaltacağız), düşünce çarpıtmalarının ve bunlardan kaynaklanan hatalı davranışların, psikolojik sorunun ortaya çıkmasında ve devam etmesinde büyük bir rol oynadığı fikrine dayanır. Yani yanlış düşünme biçimi ve buna bağlı davranışlar, sorunun sürmesine neden olur. Biz bunlara "Düşünce Çarpıtmaları" diyoruz. "Bilgi İşleme Becerileri" ile de bilgiyi ele alma biçimimizi nasıl geliştirebileceğimizi öğreniyoruz.
Dolayısıyla terapist, yeni bilgi işleme yöntemleri ve yeni davranış mekanizmaları öğreterek semptomları ve huzursuzluğu azaltmalıdır. Hastaya bilgiyi yönetmesi için yeni beceriler öğretir.
Örneğin, bir misalle konuyu açıklayalım: Evden çıktınız, birinin yüzünü asmış bir şekilde yürüdüğünü gördünüz. Hemen "Kesin beni gördüğü için yüzünü astı, belki de beni saygıya değer görmüyor, acaba gerçekten saygısız biri miyim?" diye düşünmeye başladınız. Tanıdığınız veya tanımadığınız birinin yüzünü asması yüzünden tüm gününüzü berbat etmeniz mi gerekiyordu?
İşte biz bu ilaçsız terapide, hastaya kesin bir gerçekmiş gibi kabul ettiği bu düşünceyi sorgulamayı öğretiyoruz. Arkadaşlar, buradaki sorun "yorumlamalar"dadır. Yani kişinin bilgiyi alma ve yorumlama biçimi, farkında olmadan gerçekleşir. Kişi bu sonuçlara, onları muhakeme etmeden, olumsuz ve yanlış bir şekilde ulaşır. Bu bir sorundur; çünkü kişi otomatik olarak böyle düşünür. Sanki içeride bir ses, olup bitenleri anbean aktaran bir haber bülteni gibidir. Bu haber bülteni her şeyi olumsuz bir şekilde yorumlar. Örneğin depresyon hastalarının iç sesi, her zaman olumsuz sonuçlara atlar.
Sorun bir kez daha nerede? Bu düşünceleri, bu çıkarımları ve hayatı anlama biçimini sorgulamamasında. İlaçsız psikoterapistin görevi, hastayla mantıklı bir tartışma yürütmek ve onu ulaştığı bu ani sonuçları sorgulamaya itmektir. Onun seni gördüğü için yüzünü astığını sana kim söyledi? Öyle olsa bile, tüm günkü mutluluğunu ve huzurunu başkalarının senin hakkındaki fikirlerine mi bağlayacaksın? Başkalarının senin hakkındaki düşüncesi seni neden bu kadar ilgilendiriyor?
Bu arada, terapist diyorum ama artık ilaçsız psikoterapi seansları yürütmek için özel programlar geliştirildi. Tabii bunlarda "Yapay Zeka" ve devasa veri tabanları kullanılıyor; ancak bunlar, oturumun sonunda bahsedeceğimiz özelliklere sahip mahir, zeki ve anlayışlı bir terapistin verimliliğine ulaşamaz.
Değerli dostlar, ilaçsız psikoterapi ortamında çokça geçen terimlere göre terapist; kanaatlerinizi ve düşünce kalıplarınızı sorgulamanıza, bu düşünce hatalarından kurtulmanıza yardımcı olur. Bu düşünce hataları nelerdir? (Bu ifadeleri dersin sonunda birbirine bağlayacağız):
Evet, biz kişinin bu düşünce hatalarından kurtulmasına ve bunların yerine daha gerçekçi, daha nesnel düşünceler koymasına yardımcı oluyoruz. Peki neden? Duygusal ve psikolojik huzursuzluğu azaltmak ve aynı zamanda "kendine zarar veren davranışları" engellemek için. Tekrar ediyorum: Duyguları ve davranışları düzeltmek için önce düşünceleri düzeltmek istiyoruz. Bu "kendine zarar veren davranışların" bazı biçimlerinden birazdan bahsedeceğiz.
Evet arkadaşlar, şimdi burada çok önemli bir nokta var. Psikoterapistlerin de belirttiği gibi hayatımız ikiye ayrılır; hayatımızda karşılaştığımız durumlar iki kısımdır: Kontrol edebildikleriniz ve kontrol edemedikleriniz.
Kontrol edebilecekleriniz şunlardır: İnançlarınız, düşünceleriniz, benliğiniz ve davranışlarınız. Kontrol edemeyecekleriniz ise şunları kapsar: Başkalarının eylemleri, küresel durumlar, siyasi ve ekonomik koşullar. Bana diyebilirsiniz ki: "Ama biz bunları etkileyemez miyiz?" Evet, etkileyebilirsiniz ancak bu sınırlı bir düzeydedir. Etkilemeye çalışabilir, üzerinize düşeni yapabilirsiniz ama gerçekliği her zaman büyük ölçüde değiştiremeyebilirsiniz. Bunun farkında olmak çok önemlidir. Hatta itibarınız, insanların size bakışı bile böyledir; bir dereceye kadar değiştirebilirsiniz ama bazen hiçbir suçunuz olmasa bile insanlar size farklı bir gözle bakabilir.
İnsanlar iki şekilde hata yaparlar ve bu da onları psikolojik sorunlara sürükler:
Öyleyse, gerçekte ne olduğuna bir bakın: Kendi sorumluluğumuzda olmayan yükleri sırtlanıyoruz, kendi sorumluluğumuzda olan şeylerden ise kaçıyor veya yapmamak için kendimize bahaneler uyduruyoruz. İşte bu durum bizi psikolojik sorunlara itiyor.
Genellikle psikoterapistler basit ama güzel ve açıklayıcı bir çizim yaparlar; Allah nasip ederse bunu size ayrı bir paylaşımda da sunarım. Şöyle derler: Ortada bir üçgenimiz var, gözünüzün önüne bir üçgen getirin. Bu üçgenin tam ortasına "Temel İnançlar" yazıyoruz. Sizin özünüz, temel inançlarınız. Kendiniz, geleceğiniz ve başkaları hakkındaki temel inançlarınız. Benlik, gelecek ve başkaları. Kendinize bakışınız, geleceğe bakışınız ve başkalarına bakışınız.
Bu "Temel İnançlar" ile dış dünyaya çıkıp çevreyle, insanlarla ve olaylarla etkileşime girdiğinizde düşünceler doğar. Bu düşünceler duygulara, duygular ise davranışlara yol açar.
Tekrar edelim: Herkesin bir özü vardır ve bu öz; kendisi, başkaları ve gelecek hakkındaki temel inançlarından oluşur. Kişi dışarı çıkıp insanlarla iletişim kurduğunda ve farklı durumlardan geçtiğinde, bu temel inançlar ile dış koşulların etkileşiminden düşünceler doğar. Eğer kötü bir davranış sergilerseniz insanlar size olumsuz tepki verir, bu da sizin hatalı düşüncelerinizi pekiştirir, dolayısıyla olumsuz duygular ve yine kötü davranışlar doğar; bu böyle bir kısır döngü olarak devam eder.
Psikoterapinin rolü, düşünceleri düzelterek duyguların düzelmesini, dolayısıyla davranışların sağlıklı hale gelmesini sağlamak ve bu kötü döngüden çıkmaktır. Bunu nasıl düzelteceğiz? Öze müdahale ederek. Öze ineriz; kendinize, geleceğe ve başkalarına olan bakış açınızı görür ve hepsini düzeltiriz.
Değerli dostlar, inançlarında, kendisine, başkalarına ve geleceğe bakışında sorun olan bir insanın kötü duyguları ve hatalı davranışları olduğunu belirtmiştim. Hatalı davranış biçimlerinden biri de "Öz-yıkım davranışı" olarak adlandırılan şeydir. Bunlar birçoğumuzun başına gelen ve bazen ruhtaki derin sorunlara işaret eden şeylerdir. Örneğin:
Sorunun nerede olduğunu anladıktan sonra, bir psikoterapist tam olarak ne yapar? Adımlar nelerdir? "Aşamalar" olarak adlandırdığımız altı adımımız mevcuttur:
Birinci Adım "Değerlendirme": Yani terapist (tekrar belirtiyorum, ben bir uzman değilim, sadece genel bir fikir veriyorum), psikolojik fenomenden etkilenen kişiye yönelik bir psikolojik değerlendirme yapar. Ben "psikolojik hasta" şeklindeki o olumsuz damgalamayı ve etiketi yapmamak için buna "psikolojik fenomen" demeyi tercih ediyorum. Sonuçta hepimiz psikolojik fenomenlere veya sorunlara maruz kalabiliriz. İşte bu aşamada değerlendirme yapılır.
İkinci Adım "Yeniden Çerçeveleme": Terapist, kişinin değerler sistemini veya düşünme biçimini yeniden şekillendirir. Kişinin zihnindeki kavramları yeniden yapılandırır.
Üçüncü Adım "Beceri Edinimi": Yani kişiye belirli beceriler kazandırmak. Peki, neden beceri kazandırıyoruz? Çünkü dostlar, yarın sabaha kadar çok güzel sözler söyleyebiliriz ve kişi bunlara tamamen ikna olabilir; ancak klinikten çıkıp gerçek hayata döndüğünde nasıl kürek çekeceğini, bunları nasıl uygulayacağını bilemeyebilir. Bu yüzden ona belirli beceriler vermek istiyoruz. Örneğin; çok eleştirelsin ve bu çocuklarını senden uzaklaştırıyor, o halde onlarla otururken yanlış bir bilgi duyduğunda herhangi bir şey söylemeden önce ona kadar say. Ona bazı beceriler öğretiyoruz. Eğer gerginsen, sana gevşeme egzersizi dediğimiz bir egzersiz vereceğiz ve bu gerçekten gevşemene yardımcı olacak, ve benzeri uygulamalar. Bazen bu, belirli düşüncelerin veya sloganların tekrarlanmasıyla olur. Örneğin yabancı dilde "Her şey ölçülü olmalı" derler. Kişi bazı şeyleri tekrarlar ve bunları kendine aşılamaya çalışır. Çünkü sorun yine nedir? Yanlış düşünme biçimine alışmış olmasıdır. Doğru düşünme biçimine alışması için bunu defalarca tekrarlaması, "Bugün şu kadar kez başarılı oldum, şu kadar kez başarısız oldum" diye not etmesi ve yavaş yavaş iyileşene kadar kendini denetlemesi gerekir.
Dördüncü Adım "Becerilerin Sağlamlaştırılması ve Uygulama Eğitimi": Bu kavramların pratik hayatta uygulanmasına yardımcı olmak, onları desteklemek ve kişiyi bu süreçte adım adım takip etmek anlamına gelir.
Beşinci Adım "Genelleme ve Koruma": Kişiliğin belirli bir yönünde veya sahip olduğu belirli bir olumsuz davranışta başarılı olduysak, gelin bunu hayatınızın diğer alanlarına ve durumunuzun diğer belirtilerine de genelleyelim demektir.
Altıncı Adım "Tedavi Sonrası Değerlendirme ve Takip": Birçok insan iyileşir ve bir iki ay boyunca iyi kalır; ancak takip bırakılırsa tekrar eski haline dönebilir. Çünkü onun "varsayılan durumu" bir yay gibidir; tedavide yayı bastırırsınız, elinizi çektiğinizde yay tekrar açılır. Bu yüzden doğru düşünme biçimini, dolayısıyla olumlu duyguları ve olumlu davranışları sabitlemek için defalarca takip ve pratik gereklidir.
Bu, Bilişsel Davranışçı Terapi (CBT) konusuna kısa bir bakıştı. Allah'tan bize ruhsal güç vermesini, bunu da Yüce Allah'a bağlanarak nasip etmesini dileriz. Allah'a bağlanan kimse, insanların yaptıklarından veya söylediklerinden dolayı bir kırılganlık ya da ruhsal yıkım yaşamaz. Allah'tan bize ve size bu ruhsal gücü rızıklandırmasını niyaz ederiz.
Değerli dostlar, Bilişsel Davranışçı Terapi hakkında hızlıca konuştuk, şimdi biraz da Kişilerarası Terapi (IPT) hakkında konuşalım. İsminden de anlaşılacağı üzere bu yöntem, hastalıklara bakışta başka bir yoldur. Bilişsel Davranışçı Terapi ile büyük ölçüde kesişen noktaları olsa da, burada kişinin çevresiyle, özellikle de diğer insanlarla olan ilişkileriyle etkileşim kurma biçimine odaklanıyoruz. Kişinin ruh sağlığına olumlu yansıyacak şekilde, başkalarıyla olan iletişim ve etkileşim biçimini düzeltiyoruz.
Bu durumda uygulanan teknikler dört adımdan oluşur: Birincisi "Tanımlama", ikincisi "Ayrıntılandırma", üçüncüsü "İletişim Analizi" ve dördüncüsü "Pekiştirme". Peki, bu ne anlama geliyor? Öğrencilerime her zaman verdiğim bir örnek vardır; diyelim ki adı Rami olan bir kişi var. Rami'nin hikayesi nedir?
Rami bir şirkette çalışıyor ve maddi durumu biraz sıkışık. Karısı ona: "Bir okulda çalışsam ne dersin?" diyor. O da: "Tamam, bir okulda çalış" diyor. Kadın eve yakın bir okulda işe başlıyor. Eve sürekli çocukların defterleriyle gelmeye, gece gündüz defter düzeltmeye başlıyor ve çok meşgul oluyor. Rami, karısını bu kadar meşgul gördüğünde ve kadın onunla konuşurken bir yandan defter düzeltmeye devam ettiğinde, Rami tahrik oluyor ve onunla alay etmeye başlıyor. Kadın da ona sert bir şekilde karşılık veriyor ve aralarında büyük bir kavga çıkıyor, durum içinden çıkılmaz bir hal alıyor.
Şimdi diyelim ki: "Gel bakalım Rami." Önce "Tanımlama" yapalım, yani hissettiğin duygunun ne olduğunu anlayalım. Gel, duygularını bir büyüteç altına alalım, o duygusal iplikleri birbirinden ayıralım. Hissettiğin duygu nedir? İlk bakışta öfke gibi görünüyor. Peki, gerçekten öfke mi yoksa başka bir şey mi? Derine indiğimizde Rami'nin hissettiği duygunun "ihmal edilmişlik" olduğunu görebiliriz. Kendini eşi tarafından ihmal edilmiş hissediyor. Öfkesinin asıl sebebinin bu olduğunu fark edememiş, sadece otomatik bir öfke tepkisi veriyor.
Ona diyelim ki: "Gel, neden öfkeli olduğuna bakalım." Burada ikinci adım olan "Ayrıntılandırma" aşamasına geliyoruz. Bu nasıl oluyor? Bir "paket" gibi düşünün. Çünkü arkadaşlar, bazen belirli sahneler bir hatırlatma düğmesi gibidir; olumsuz duyguların bir anda benliğimize hücum etmesine neden olur. Bir durum görürsünüz, bir kelime duyarsınız veya bir olaya maruz kalırsınız; o an farkında olmasanız bile bir grup olumsuz duygu içinize dolar.
Peki, bizim kahramanımızın hikayesi ne? Rami küçük bir çocukken şefkatli olmayan bir anneyle büyümüş. Şefkatli olmayan derken neyi kastediyoruz? Annesi duygusal biri değil, onunla ilgilenmiyor; sosyal aktivitelere ve telefonuna daha çok önem veriyor. Yirmi dört saat ya telefonla meşgul ya görüşmeler yapıyor ya da davetlere, merkezlere, kulüplere ve etkinliklere gidiyor. Rami ise tabiri caizse annesinin aklına gelen en son şey, en son önceliği. Bu yüzden Rami, kendisiyle ilgilenmeyen annesi tarafından yaralanmış bir çocuk.
Rami evlenecek birini ararken, bilinçaltında eşini sevmesini sağlayan şey, kadının ona ilgi ve şefkat göstermesiydi. Onunla konuştuğunda kadın ilgiliydi, ona özen gösteriyordu, bakımıyla ilgileniyordu ve tüm dikkati Rami'nin üzerindeydi. Bu durum Rami'nin ona bağlanmasını, onu sevmesini ve onunla evlenmesini sağladı.
Şimdi, karısını kendisinden kopuk, o konuşurken kağıtları düzeltmekle meşgul gördüğünde, bilinçaltı bu durumu eski yaşantısıyla ilişkilendirdi. Annesinin kendisiyle ilgilenmediği, "Anne, anne!" dediği ama annesinin başka şeylerle meşgul olduğu o eski sahnelerle bağ kurdu. Bu durum, farkında olmadan tüm o olumsuz anı birikimini benliğine geri getirdi. Bu yüzden eşine karşı bu kötü tavrı sergiledi, onunla alay etmeye ve ona bağırmaya başladı.
Burada biz ona, nesnel bir şekilde düşünmesi için yardım ediyoruz: Annenin hatalarının bedelini eşine ödetmek senin hakkın değil. Geçmişten gelen olumsuz bir duygusal yükün var; insanlara bu geçmişin mirasını yükleme. Başka insanların suçlarını veya hatalarını başkalarına mal etme. İlişkinde nesnel ol. Belki eşin seninle ilgilenmeyerek veya sana dikkat etmeyerek hatalı olabilir, ancak sen zaten annenden dolayı dolu olduğun için öfkenin boyutunu ve sorunu çok fazla büyüttün. Bu ne nesnel ne de adil bir davranıştır. Burada ona bu duygularla başa çıkması için yardım ediyoruz.
Üçüncü adımda, kendisini daha iyi bir şekilde ifade etmesi için ona destek oluyoruz. Eşine şöyle demeli: "Canım, benimle ilgilenmediğini hissediyorum. Seninle konuşuyorum ama dikkatin bende değil." Eğer bu şekilde konuşursa, eşi de şefkatli bir şekilde karşılık verecektir: "Vallahi hiç öyle değil, çok özür dilerim, belki işe dalmışımdır, buyur ne söylemek istiyordun?" gibi.
Eğer tüm bunlarda başarılı olursak dördüncü adım gelir: Başarıyı pekiştirmek. Çünkü arkadaşlar, bir kez başarılı olabilirsiniz ama asıl sorun şudur: Bu başarı genellikle geçici olabilir. Bir yay gibi düşünün; baskı kalktığında yay eski haline döner. Psikoloji sakinleşene, düşünme ve davranış biçimi iyileşene kadar bu süreci pekiştirmeye devam etmeliyiz.
Şimdi arkadaşlar, ister Kişilerarası İlişkiler Terapisi (IPT) olsun ister Bilişsel Davranışçı Terapi (CBT), bu tedavilerin hepsi sadece olumlu yanlardan ibaret değildir. Olumsuz yanlarından biri maliyetli olmalarıdır. Seans sayıları fazladır. Hasta on iki, on dört, on altı seansa, hatta daha fazlasına ihtiyaç duyabilir.
Size "Gidip izleyin" demeyeceğim çünkü bazı sahnelerin ayıklanması gerekebilir ama Jules Evans'ın "Felsefe Hayatınızı Nasıl Kurtarabilir?" başlıklı bir TEDx konuşması var. Elbette biz bu başlığa veya Jules Evans'ın ulaştığı sonuca tam olarak katılmıyoruz. Ancak bu konuşmadaki güzel olan şey şudur: Bu adam hayatında çok acı çekmiş, bağımlıymış ve bazı arkadaşları bağımlılıktan ölmüş. Kendisinden bahsederken şöyle diyor: "Bilişsel Davranışçı Terapi ile tedavi edilip büyük ölçüde iyileşene kadar bu böyle sürdü. Sonra bu fikrin sahibi olan, yani Bilişsel Davranışçı Terapi terimini ortaya atan ve modern temellerini kuran kişiyle tanışmaya gittim. Onunla görüştüm, kısa süre sonra da o kişi vefat etti." Bu konuşmada gerçekten güzel ve samimi bir anlatım vardı.
Vallahi kardeşlerim, garip olan şu ki; ben bu konuşmayı dinlerken zihnimde sürekli ayetler ve hadislerle bağ kuruyorum. Sürekli ayet ve hadislerle ilişkilendiriyorum ve bu bize İslam hukukunun ve şeriatın güzelliğini gösteriyor.
Şimdi şöyle hızlıca bir göz atalım; sizi çok beklettim, daha fazla uzatmayacağım. Ancak az önce size bazı ifadeleri ve kavramları aklınızda tutmanızı söylemiştim. Tüm bu ifadeler yabancı kitaplarda, yabancı kaynaklarda ve Müslüman olmayanların eserlerinde yer almaktadır. Yüce Allah'ı tenzih ederim ki, ben bunları ne zaman duysam zihnimde hemen ayetler ve hadisler yankılanıyor.
Örneğin, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ilkesinin ne olduğunu söylemiştik? Pozitif hissetmek için çevrenizdeki koşulların değişmesini beklememelisiniz. "Şu kişi bana şöyle davrandığı sürece psikolojik olarak yıkılmış kalmaya devam edeceğim" deyip durmayın. Hayır, hayır; koşullar ne olursa olsun kendinizi düzeltin. Ve şunu hatırlayın: "Allah'ın insanlar için açacağı bir rahmeti tutacak, engelleyecek kimse yoktur." Bana ne ekonomik ne siyasi koşullardan ne de insanların davranışlarından bahsetmeyin.
Seyyid Kutub'un —Allah ona rahmet etsin, iyiliklerini kabul etsin, hatalarını bağışlasın ve sunduğu hizmetler için ecrini büyütsün— "Fi Zilal'il-Kur'an" adlı tefsirinde, Yüce Allah'ın: "Allah'ın insanlar için açacağı bir rahmeti tutacak kimse yoktur" ayeti üzerine söylediği çok ama çok güzel bir ifade vardır. Allah aşkına kardeşlerim, yarın (belki bu gece vaktinizi çok aldık) gidin, yanınıza bir fincan kahve veya bir bardak çay alın ve Seyyid Kutub'un bu ayet hakkındaki sözlerini okuyun; ne kadar harika, ne kadar güzeldir. Ben de "Allah'a Hüsn-ü Zan" adlı kitabımda bunun bir kısmından bahsetmiştim.
Üzerinde duracağımız ve aslında BDT'nin özü, temel ilkesi olan ifade şudur: (Yazar burada bu ayetin kendisini nasıl sarstığından, hayatını nasıl değiştirdiğinden bahsediyor. İfadelerinden anlaşıldığı kadarıyla bunu hapishaneyken okumuş; belki yazılarını dışarı çıkarabilmek için doğrudan "hapishane" dememiş olabilir ama muhtemelen ömrünün sonlarına doğru hapisteyken bu ayeti okumuş ve ayet onu derinden etkilemiştir.) Şöyle der: "Etrafımdaki hiçbir şey değişmedi, fakat benim iç dünyamda her şey değişti." Allah'ım, bu ne kadar güzel bir ifade! "Etrafımdaki hiçbir şey değişmedi"; parmaklıklar aynı parmaklıklar, cellat aynı cellat, gardiyan aynı gardiyan, koşullar aynı koşullar... "Fakat benim iç dünyamda her şey değişti." Yani manen kanatlanıp uçtu, devasa bir ruhsal dönüşüm yaşadı. İşte BDT'nin temel ilkesi tam olarak budur.
Size yabancı kaynaklara göre de işlerin ikiye ayrıldığını söylemiştik: Sizin kontrolünüzde olmayan şeyler ve sizin kontrolünüzde olan şeyler. Kur'an bu anlama çok ama çok vurgu yapar. Yüce Allah bir ayette şöyle buyurur: "Sana düşen sadece tebliğ etmektir." Başka bir ayette: "Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin." Yine: "İman edenler hâlâ bilmediler mi ki, Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi?" Ve: "Onlar için üzülerek kendini paralama." Bir dakika, "Onlar için üzülerek kendini paralama." Tamam, Muhammed (Allah'ın selamı onun üzerine olsun) ve onun izinden giden müminler; siz üzerinize düşeni yaparsınız. Siz dünyayı düzeltmekle yükümlü değilsiniz, en sevdiğiniz insanları bile düzeltmekle yükümlü değilsiniz. Sizin göreviniz tebliğ etmektir. Dolayısıyla psikolojik durumunuzu "şu kişi hidayete erecek, bu kişi değişecek, ötekinin davranışı düzelecek" gibi beklentilere bağlamayın. Çünkü psikolojinizi buna bağlarsanız ve o kişi değişmezse, ruhsal olarak çöker, hayal kırıklığına uğrar ve depresyona girersiniz. Hayır, bu sizin kontrol alanınızın dışındadır.
Buna karşılık Kur'an, değiştirebileceğiniz şeyleri değiştirme sorumluluğunu size yükler: "Ey iman edenler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Siz doğru yolda olduğunuz müddetçe, sapanlar size zarar veremez." Diğer bir ayette ise: "Sen ancak kendinden sorumlusun; müminleri de teşvik et." İşte böyle; siz kendi üzerinizde çalışırsınız, kendinizden sorumlusunuzdur; aynı zamanda başkalarını teşvik eder ve onlara çağrıda bulunursunuz.
Örneğin, kendine bakış meselesini ele alalım. Birçok insanın "temel inançlar" üçgeninde sorunlar olduğunu, yani kendine, başkalarına ve geleceğe dair bakış açısının hasarlı olduğunu söylemiştik. Kendine bakış açısı, kardeşlerim, çok ama çok önemlidir. Size bir şey söyleyeyim: Düşmanlarımızın en çok üzerinde çalıştığı şey, bizim kendimize olan bakışımızdır. Medya, Müslümanın kendine olan bakışını hedef alıyor. Medyayı izlediğinizde: elli Müslüman öldürüldü, kırkı katledildi, otuzu bombalandı. Size ulaşan mesaj şudur: Sen değersizsin, kıymetsizsin, önemsizsin, insanlar için bir hiçsin ve hiçbir değerin yok. Bu yüzden, Allah katındaki gerçek değerimizi bilmek için Kur'an ve Sünnet okumalıyız: "Andolsun ki biz, Ademoğullarını şerefli kıldık." Hadis-i şerifte, dünyanın yok olmasının Allah katında bir Müslümanın öldürülmesinden daha hafif olduğu belirtilir. Kendinize olumlu bir bakış açısıyla bakmanızı sağlayacak, özgüveninizi pekiştirecek pek çok hadis vardır.
Medyadan etkilenmemeye dikkat edin. Sadece medya da değil, maalesef bazı vaizler de Sünnet'e uygun olmayan, Muhammed'in (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) sünnetiyle hiçbir ilgisi bulunmayan olumsuz bir yöntemle, tamamen yanlış bir vaaz diliyle insanları yıkıma uğratıyorlar: "Siz ey bozulmuş, bitmiş ümmet!" Peki, bizden ne yapmamızı istiyorsun? Düşmanlarımızın bizi yıkması yetmiyormuş gibi bir de sen mi bizi yıkacaksın? Bu durum, insanın temel inançlarını ve kendine olan bakışını zedeler. Oysa İslam, her hayırlı iş yaptığınızda, her salih amel işlediğinizde kendinize olumlu bakmanızı ve kendinizi bu olumlu bakışla ödüllendirmenizi sağlar. Çünkü mümin, iyiliğiyle sevinen ve kötülüğünden kurtulmaya çalışırken ondan üzüntü duyandır. Sizden asla kendinizi kırbaçlamanız, kendinizden nefret etmeniz istenmez. Bu tür ifadelerin Sünnet'te hiçbir yeri yoktur. Aksine, kendinizi hesaba çekersiniz, nefsinizi arındırırsınız; kendinizi kırbaçlamaz, kendinizden iğrenmez ve nefret etmezsiniz.
İnsanlara bakış: Birçok kişinin temel inançlar üçgenindeki diğer insanlara bakış açısı hasarlıdır ve bu durum psikolojik sorunlara yol açar. Oysa Kur'an bize şunu öğretir: "Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü zannın bir kısmı günahtır." Ayrıca şunu öğreniyoruz ki, aslında senin muhatabın insanlar değildir; Allah ile yetinmeli, O'nunla zenginleşmeli ve Allah katında sözü değerli olan mümin kardeşlerinle huzur bulmalısın. Dolayısıyla, insanlara bakışta ilk kural, kendini ve duygularını onlara bağlamamaktır. Ardından İslam, insanlara bakışta olumlu olmayı, davranışlarını iyiye yormayı ve onlar hakkında kötü zan beslememeyi öğretir.
Geleceğe bakış: İslam bize ne öğretti? Efendimiz Peygamber (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) şöyle buyurdu: "Müminin durumu ne hoştur! Her hali kendisi için hayırdır. Bu durum mümin dışında hiç kimsede yoktur. Başına güzel bir şey gelirse şükreder, bu onun için hayır olur; başına bir sıkıntı gelirse sabreder, bu da onun için hayır olur." Ne muazzam! Yani gelecekte başıma ne gelirse gelsin, her durum benim için hayırdır. Bu yüzden gelecekten korkmuyorum. Bu tasavvurla temel inançlarınızı düzelttiğinizde, Allah'ın izniyle sağlıklı düşünceler, sağlıklı duygular ve sağlıklı davranışlar ortaya çıkar.
Efendimiz Peygamber (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun), İmam Müslim tarafından rivayet edilen sahih hadiste şöyle buyurmuştur: "Sana fayda veren şeye karşı hırslı ol." (Hadisin başı şöyledir: "Kuvvetli mümin, Allah katında zayıf müminden daha hayırlı ve daha sevimlidir; ancak her ikisinde de hayır vardır.") "Sana fayda veren şeye karşı hırslı ol, Allah'tan yardım iste ve acziyet gösterme. Eğer başına bir iş gelirse 'Keşke şöyle yapsaydım, o zaman şöyle şöyle olurdu' deme. Aksine 'Allah'ın takdiridir, O ne dilerse o olur' de. Çünkü 'keşke' kelimesi şeytanın ameline kapı açar."
Vallahi kardeşlerim, bir gün "Pozitif Ol" başlıklı bir etkinlikte ders vermem istendi, bu çok acı bir durumdu. Bu hadisi zikrediyordum, hani ben bir kısmını söyleyeyim cemaat tamamlasın diye: "Efendimiz buyurdu ki: Sana fayda veren şeye karşı hırslı ol ve..." Karşımda belki altmış yetmiş kişi vardı, bir devlet üniversitesinin eczacılık öğrencileriydi (isimlerini vermek istemiyorum, katıldıkları için Allah onlardan razı olsun). Evet arkadaşlar, devamı? Kimse tamamlamıyor. Arkadaşlar, Resulullah "Sana fayda veren şeye karşı hırslı ol" dedi, gençler, kardeşlerim, nedir devamı? Kimse hadisi ezbere bilmiyor. Kim biliyor? Hiç kimse. İmam Müslim'in rivayet ettiği bu hadis, hayatınız için bir meşale olmaya uygundur; her sabah ve her akşam onunla uyanmalısınız. Her gün bu hadise bakmalı ve onu ilham kaynağınız, Allah'ın kelamından sonra yolunuzu aydınlatan nurunuz yapmalısınız.
Onlara dedim ki: "Herkes bir kağıt kalem çıkarsın ve yazsın, lütfen yazın: Sana fayda veren şeye karşı hırslı ol." Bakınız şu pozitifliğe! Efendimiz Peygamber'in (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) sözlerini dinlediğinizde psikolojik hastalıklardan nasıl kurtulacağınızı görün: "Sana fayda veren şeye karşı hırslı ol, Allah'tan yardım iste ve acziyet gösterme." Gücünüzü Allah'tan alıyorsunuz, işte pozitiflik budur. "Eğer şöyle yapsaydım şöyle olurdu deme, Allah'ın takdiridir de. Çünkü 'keşke' demek şeytanın işine yarar." Şeytan sizi depresyona sokar; depresyon ise pek çok psikolojik hastalığı biriktirir, Allah'a isyan etmeye ve O'nun rahmetinden ümit kesmeye kapı aralar. Hatta bazıları için küfre giden bir yol bile olabilir. Allah'tan afiyet ve bağışlanma dileriz.
Örneğin, Efendimiz Peygamber'in (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) büyük günah işleyen, büyük hatalar yapan bazı sahabilerle bile ilişkisini bir trajediye dönüştürmediğini görüyoruz. Evet, hata yaptılar, büyük günah işlediler; ancak buna rağmen Peygamber Efendimiz olumlu yaklaşım tarzını gösterdi ve kişinin karakterindeki olumlu noktalara odaklandı. Hatıb bin Ebi Beltea (Allah ondan razı olsun) gibi çok vahim bir iş yapan birini düşünün. O bir sahabiydi ve Bedir Savaşı'na katılmıştı. Mekke'deki ailesi için endişelendiğinden, Peygamber Efendimiz ve ashabının Mekke'yi fethetmeye geldiğini Mekkelilere haber gönderdi. Bu çok ağır bir fiildi. Buna rağmen Peygamber Efendimiz onun hakkında şöyle buyurdu: "O, Bedir'de bulundu. Ne biliyorsun, belki de Allah Bedir ehlinin kalplerine baktı da 'Dilediğinizi yapın, sizi bağışladım' buyurdu." Bakın, Hatıb'ın yıllar önce yaptığı bu eski ameli nasıl yüceltti. Peygamber Efendimiz onun içindeki bu olumlu yönü büyüttü, olayı bir felakete veya hayatın sonu olan bir trajediye dönüştürmedi. Aksine ona olumlu bir ivme kazandırdı, o da durumunu düzeltti, salih halini sürdürdü ve bir daha böyle bir şey yapmadı.
Aynı şekilde, Ramazan günü eşiyle birlikte olan adamın durumu... Ramazan günü oruçluyken eşiyle cinsi münasebette bulunmak büyük bir günahtır. Adam Peygamber Efendimize geldi, Efendimiz ona çözüm sundu. Adam fakirdi, kefaret verecek gücü yoktu. Peygamber Efendimiz ona sadaka olarak dağıtması için bir şeyler verdi. Adam: "Benden daha fakirine mi vereceğim? Vallahi bu iki dağ arasında bizden daha fakir bir aile yoktur" dedi. Peygamber Efendimiz güldü ve: "Öyleyse bunu kendi ailene yedir" buyurdu. Yine olayı bir felakete dönüştürmedi, hayatı bitirmedi. Hata hatadır, haram haramdır ve insanlara bunun haram olduğunu öğretiriz; ancak ondan sonra hayatı yıkmamalıyız. Kardeşlerim, olayları felaketleştirmeye (felaket tellallığına) gerek yok.
İslam size Allah ile yetinmeyi öğretir. Bu çok önemli bir kavramdır arkadaşlar; psikolojik olarak kırılgan ve çabuk yıkılan biri olmamak için bunu zihninize kazıyın. İnsanların size bakışına, paylaşımlarına, beğenilerine ve yorumlarına göre inip çıkan bir "termometre" veya borsa gibi olmayın. Hayır, hayır, hayır; Aziz ve Celil olan Allah ile yetinen biri olun. "Allah ile yetinmek" ifadesini öğrenin. Allah ile yetinme duygusu olmazsa, Allah korusun psikolojik kırılganlık, ruhsal çöküş ve psikolojik hastalıklar baş gösterir.
Ayrıca arkadaşlar, İslam bize şunu öğretir: "Kınayanın kınamasından korkmazlar." Doğru olanı yaparsınız ve kimsenin eleştirisinden çekinmezsiniz. İnsanların ne istediğini değil, Aziz ve Celil olan Allah’ın ne istediğini düşünürsünüz.
Bunun yanı sıra İslam, sizi asgari düzeyde bir başarıya ve üretkenliğe mecbur bırakır. Yapılacaklar listeniz olsa ve siz buna sondan başlasanız bile, İslam gününüze belirli öncelikler koyar: Belirli namazlar, anne babaya iyilik, ödenmesi gereken belirli bir zekat miktarı ve yerine getirilmesi gereken oruç ibadeti gibi. Dolayısıyla İslam nizamı içinde sürekli olarak size başarı hissi veren, kendinizi zengin ve bir şeyler başarmış hissettiren eylemler yaparsınız. Bu da Allah’ın izniyle psikolojik sorunlara düşmekten korur.
Değerli dostlar, son noktalardan biriyle bitireceğim. Yayının devam edip etmediğini kontrol edeyim, evet elhamdülillah yayın devam ediyor.
Müsaadenizle bir iki noktayla, hatta birkaç noktayla bitireyim; iletmek istediğim bazı hızlı mesajlar olduğunu hatırladım.
Birinci nokta arkadaşlar: Size TEDx konuşmasından bahsettiğim Jules Evans'ın bir sözü var. Sübhanallah, çok güzel bir söz; on beş dakikalık konuşmasının sonunda çok beliğ ifadeler kullandı. Elbette o bir çözüm sundu ama biz onun sunduğu çözümle asla hemfikir değiliz. O çözümü Yunan felsefesinde buldu; oysa Yunan felsefesi ne psikolojik sorunları çözebilir ne de bahsettiği o anlamı verebilir. Ancak bu adamın söylediği şu söz üzerinde duralım (Hatırlarsanız Bilişsel Davranışçı Terapi'nin -BDT- hayatını kurtardığını söylüyordu. O kadar heyecanlanmış ki, aksanından anladığım kadarıyla İngiliz olan bu adam, modern BDT fikrinin kurucusuyla tanışmak için Amerika'ya gitmiş). Bu adam konuşmasının sonunda mealen şöyle dedi: "Bilişsel Davranışçı Terapi, duygusal ve psikolojik sorunlar için harika, kısa vadeli bir tedavi sunsa da çok önemli şeylere değinmedi. Erdemin değerini göz ardı etti."
Yani Bilişsel Davranışçı Terapi bize erdem sorusunun cevabını vermedi. İyi bir karaktere sahip olmak ne demektir? "Peki ya sonra?" sorusuna cevap vermedi. Diyelim ki iyi bir karakterim, iyi bir hayatım, iyi bir işim, iyi bir şirketim ve iyi bir toplumum var. Psikolojik sorunları olan birini aldık, tedavi ettik; hayatı, karakteri, işi ve toplumu düzeldi. Peki ya sonra? Gaye sorusu, hedef sorusu, anlam sorusu ne olacak?
Şöyle dedi: "Aynı şekilde BDT en büyük soruya da değinmedi: Hayatın anlamı nedir? Hayatın anlamı nedir?" Evet, Bilişsel Davranışçı Terapiyi ateistler, Hristiyanlar veya Budistler de uygulayabilir. Her insan, inancı ne olursa olsun BDT ilkelerini öğrenebilir ve bazen hastanın psikolojik sorunlarından kısmen kurtulmasına yardımcı olabilir. Ancak arkadaşlar, dikkat edin; BDT bu "Peki ya sonra?", "Sonuç ne?", "Bundan sonra ne var?" sorularına cevap vermez. Diyelim ki psikolojik olarak iyileştim, peki ben neden yaşıyorum? Sonum ne olacak? Buradan nereye gidiyorum? Bazı terapistler şöyle diyebilir: "Boşver, hayatını yaşa, tadını çıkar ve ölümden sonrasını düşünme." Ateist psikoterapistlerin bu tür sözler söylediğini görebilirsiniz.
Peki, bunu neden söylüyorum? Şunu bilmeniz için değerli dostlar: İlaçsız psikolojik tedavilerde gördüğümüz her hayır İslam'da zaten vardır; üstelik İslam size ilaçsız tedavinin veremediği şeyleri de verir. Size hayatın anlamını verir, o "Peki ya sonra?" sorularının cevabını verir. Psikolojik sağlığınızı, iyileşmenizi ve sorunlardan kurtulmanızı daha büyük bir hedef için kullanır. Bu yüzden değerli dostlar, bu Müslüman psikoterapist kardeşlerimiz için çok ama çok önemli bir mesajdır: İslami kimliğinizden asla utanmayın. Müslüman olmayan birini tedavi ediyor olabilirsiniz; size Hristiyan veya inançsız bir hasta gelebilir. Onu Allah’ın dinine davet etmelisiniz, ancak bu durum onu hatalardan ve yanlış kavramlardan arınmış seanslarla tedavi etmenize engel değildir. Batı ekolünü, doğrusunu yanlışından ayırmadan bir "paket" olarak almak zorunda değilsiniz. Bunu yapabilirsiniz, ancak tüm bu sistemi İslam'ın, yüce İslami gayelerin, amaç ve kader sorusunun gölgesine yerleştirmediğiniz sürece asla aynı verimlilikte olmayacaktır.
Bir doktor bana mesaj göndererek şöyle dedi: "Ey İyad Hocam, senin bu kitabını elime aldım ve bir oturuşta bitirdim; yani insan bitirene kadar başından kalkamıyor." Şunu ekledi: "Bu kitap, Doktor Viktor Frankl'ın çok rağbet gören 'Logoterapi' (Anlam Yoluyla Terapi) tekniğinden daha derin ve daha isabetli." Yani "Logoterapi" diye bir tedavi yöntemi var ve o diyor ki: "Bu kitabın depresyon ve psikolojik travma hastalarının tedavisinde çok faydalı, Logoterapi'den daha isabetli ve daha derin."
Aslında arkadaşlar, ben "Allah Hakkında Hüsn-ü Zan" (Allah'a Güzel Zanda Bulunmak) kitabını yazdığımda, içindeki materyaller oldukça eskiydi. Çoğunu 2010-2011 yıllarında, zor şartlar altındayken yazmıştım. Sübhanallah, o zamanlar makaleler yazıyordum ve bunları ancak iki yıl önce bu kitapta topladım. Aradan çok olay geçti, birçok düşünce ve yazı birikti ama henüz bir kitapta toplama fırsatı olmadı.
Buradaki can alıcı nokta şudur: O dönemde ilaçsız psikolojik tedaviler hakkında okuma yapmıyordum. Üniversitede farmakoloji ve tedavi dersleri veriyordum ama ilaç dışı tedavilere değinmiyordum. Demek istediğim şu ki; bir insan dininin ilkelerini iyice özümserse, ilaçsız psikolojik tedaviye bile ihtiyaç duymayabilir. Bunu bu tedaviden soğutmak için söylemiyorum, aksine birazdan göreceğimiz gibi şartlar dahilinde bunu teşvik ediyorum. Ancak size şunu söylüyorum değerli dostlar: Vallahi din ve dünya işine dair ne kadar hayır varsa, Allah ve Resulü (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) bize onu göstermiştir. Bu da dinimize olan bağlılığımızı ve sarılmamızı artırmaktadır.
Tüm bunlardan sonra değerli dostlar, psikolojik sorunlar yaşayanlara, terapistlere ve bazen bana "Bize ne çalışmamızı önerirsiniz? Hangi uzmanlık alanlarını tavsiye edersiniz?" diye soran aday öğrencilere hızlıca bazı mesajlar iletmek istiyorum.
Psikolojik sorunlar yaşayan kardeşlerime şunları söylüyorum: Gelin dürüst olalım. Benim de başıma çeşitli derecelerde psikolojik daralmalar, kaygılar ve huzursuzluklar geldi. Eğer durum, sizin işlevlerinizi; yani sosyal sorumluluklarınızı ve mesleki görevlerinizi yerine getirmenizi engelleyecek bir noktaya ulaştıysa, o zaman ey kardeşim, tedaviyi ertelemeyin. Bizim toplumlarımızdaki bu "damgalanma" korkusu, utangaçlık ve "psikoloğa gitmek ayıptır" bakış açısı nedeniyle sorunun çözümünü geciktirmeyin. Neden bir psikiyatriste gideyim ki diyorsanız, bir psikoterapiste gidin. Ne psikiyatriste ne de terapiste gitmek istemiyor, okumuyor ve olduğu gibi kalıyor. Bu durum onun dinine zarar veriyor, dünyasına zarar veriyor, ilişkilerine, ailevi bağlarına ve insanlarla olan münasebetlerine zarar veriyor.
Önümden ne vakalar geçiyor, ne hikayeler duyuyorum. Örneğin, obsesif kompulsif bozukluğu (takıntı hastalığı) olan ve bu durumun ailesini korkunç şekilde etkilediği, hatta boşanmaya kadar gittiği nice kadınlar var. Ya da ağır depresyonu olan, bu durumun aile ilişkilerini, dinini ve hayatını etkilediği ama tedavi olmak istemeyen adamlar var. Hayır, bu doğru değil. Tedavi arayın, çünkü Allah indirdiği her derdin mutlaka dermanını da indirmiştir.
Terapistlere mesajım (ve burada bir noktayı tekrar vurguluyorum): Öğrencilerime diyorum ki: Bu kültürü yayın. Psikoloğa gitmenin ayıp olmadığı, ancak Allah'tan korkan bir psikoloğa gidilmesi gerektiği kültürünü yayın. Allah'tan korkanların sayısı çok mu diye sormayacağım, dürüst olmak gerekirse pek de çok değiller. Allah'tan korkan bir psikiyatrist veya terapist bulmanız için Allah'ın size yardım etmesini dilerim, çünkü bu gerçekten kolay değil.
Terapistlere ikinci mesajım ise Allah'tan korkmaları ve kendi dinlerini öğrenmeye yönelmeleridir. Vallahi kardeşlerim, size söylediğim gibi; bahsettiğimiz bu ilkeleri uyguladığınızda, ihtiyatlı, eleştirel ve titiz olduğunuzda ve aynı zamanda dininizi iyi anladığınızda, bu karışım ne kadar harika ve ne kadar güzel olur. Allah'ın takdiri neyse o olur ama eğer geçmişe dönebilseydim, sanırım ilaçsız psikolojik tedavi üzerine eğitim alırdım. Sanırım bu, psikolojik bilimler fakültelerinde okutuluyor. Elbette bu uzmanlık alanlarına girmeden önce eleştirel bir bakış açısına sahip olmalı ve dininizi iyi anlamalısınız.
Batı'dan gelen her şeyi bir "paket" halinde olduğu gibi kabul etmemeye dikkat edin. Toplumlarımızın buna şiddetle ihtiyacı var. Terapist kardeşlerime Allah'tan korkmalarını ve bu seans ücretlerini ödeyemeyen insanlara karşı maddi konularda merhametli olmalarını hatırlatırım; çünkü bu seanslar genellikle çok maliyetlidir.
Öğrencilere üçüncü mesajım: Bu mesaj aslında bir öncekiyle bağlantılıdır. Temel şer'i ilimlere sahip olan, "Sinaatu'l Muhavvir", "Zad Akademi" ve "el-Bina el-Menheci" gibi programlara katılmış zeki öğrenciler; maşallah şu an çok sayıda harika kurs var. Onlara tavsiyem, bu kurslara devam etmeleri ve dinlerini iyice öğrenmeleridir. Eğer bana bir uzmanlık alanı soracak olursanız, evet, bu tedavi alanında uzmanlaşın. Maalesef üniversiteden çok fazla istifade edemeyebilirsiniz ama yine maşallah diyerek ekleyeyim: Mesleği icra edebilmek için o diplomaya ihtiyacınız olacak. Bu ilmi kendi çabanızla öğrenmeli, videolar izleyerek ve kitaplar okuyarak büyük emek sarf etmelisiniz. Ancak vallahi kardeşlerim, sonuç Allah'ın izniyle muazzam olacaktır. Eğer Allah korkusu, Allah'tan yardım dileme, şer'i ilim ve bahsettiğimiz bu ilkelerin öğrenilmesi bir araya gelirse, sonuç toplumumuz için çok faydalı olacaktır.
İnşallah size önerebileceğimiz isimleri paylaşacağım. Dürüst olmak gerekirse Ürdün dışındaki bilgim sınırlı, ancak Ürdün içinde bu hizmetleri sunan bazı kardeşlerimiz var. Temennim odur ki bu kültürü yayalım. Örneklemlerimizden birinde görüldüğü üzere, insanların yüzde 89'unun bu konulardan habersiz olması kabul edilemez. Bu kültür yaygınlaştırılmalı; şer'i ilmi olan, bu bilimlerde yetkin ve saygın bir konuma sahip, Allah'tan korkan iyi kardeşlerimize yönlendirme yapılmalıdır. Bu kişiler, Allah'ın izniyle bu hastalıkların tedavisinde çok faydalı olacaklardır.
Sözü uzattığım için özür dilerim. Allah'tan bu anlattıklarımdan istifade etmenizi niyaz ederim. Allah'tan bize fayda verecek olanı öğretmesini ve öğrettikleriyle bizi faydalandırmasını dilerim. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Lütfen çevirmemi istediğiniz metni buraya ekleyin. Paylaştığınız mesajda çevrilecek bir Arapça metin bulunmamaktadır; sadece benden başka bir görev isteyip istemediğinizi soran İngilizce bir not yer almaktadır.
Eğer elinizde bir ses dökümü veya metin varsa, lütfen paylaşın. Talimatlarınıza uygun olarak:
Metni gönderdiğinizde çeviriye hemen başlayabilirim.