Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun. Değerli kardeşlerim, eğer insanlar üzerinde bir etki bırakmak istiyorsak, onlara nasihat etme veya yönlendirme ihtiyacı duymadan önce, onları bizden görecekleri belirli tutumlara alıştırmalıyız. Bu, yönlendirmemizin yapıcı olmasını ve davranışlarda gerçek bir iz bırakmasını istiyorsak gereklidir; yoksa sadece üzerimizdeki yükü atıp "görevimizi yaptık" demekle yetinmiş oluruz.
İlk mesele, insanları sizin güler yüzünüze ve tebessümünüze alıştırmaktır. Öyle ki, birinden bir hata gördüğünüzde sadece yüzünüzdeki tebessümü kaldırmanız bile mesajın yerine ulaşması için yeterli olsun. Bu, asil ruhlar üzerinde etkili olan, sakin ve yüce bir Peygamberi yöntemdir.
Sahabeler, Peygamber Efendimiz'in (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) yüz hatlarını dikkatle izlerlerdi; çünkü bu onlar için çok şey ifade ederdi.
Bir tasvirde şöyle denilmiştir: "Allah'ın Elçisi sevindiği zaman yüzü aydınlanır, sanki bir ay parçası gibi olurdu ve biz bunu ondan hemen anlardık." Bir başka tasvirde: "Yüz hatları parıldardı" denilmiştir. Diğer bir anlatımda ise: "Allah'ın Elçisi'nin yüzünün, sanki altın bir parça gibi parladığını gördüm" ifadesi yer alır. Cerir (Allah ondan razı olsun), Peygamber Efendimiz (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) hakkında şöyle demiştir: "Beni her gördüğünde mutlaka yüzüme tebessüm ederdi."
Bu nedenle, Peygamberimiz (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) bir durumdan hoşnut kalmadığında, mesaj yüz hatlarının değişmesiyle ulaşırdı. "Allah'ın Elçisi'nin yüzü değişti", "yüzünün rengi attı" veya "yüzü renkten renge girdi" gibi ifadelerle bu durum anlatılırdı.
İfk (iftira) hadisesinde Aişe (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: "Hastalığım sırasında beni şüpheye düşüren şey, Allah'ın Elçisi'nden, hasta olduğum zamanlarda gördüğüm o özel şefkati göremememdi." Peygamberimiz onu, hastalandığında gösterdiği özel bir nezakete alıştırmıştı; bu özel nezaketi göstermeyince Aişe onun bir şeye kırgın olduğunu hemen anladı.
Buna karşılık, insanları güler yüze alıştırmayan bir kimse, bir davranıştan veya durumdan duyduğu memnuniyetsizliği göstermek istediğinde, öfkeyle konuşmak veya bağırmak zorunda kalır.
Okulda veya iş yerinde, sizi her gördüğünde selamınıza ve tebessümünüze alışmış bir arkadaşınızın yanından geçtiğinizi düşünün. Ancak o sırada, Allah'ın razı olmayacağı bir şekilde, mahremi olmayan bir kadınla birliktedir. Eğer beklediği o tebessümü göstermeden sakince yanından geçerseniz, yaptığınız şeyi onaylamadığınızı anlayacaktır. Bu durumdan utanacak ve belki de bu sayede Allah Teala'dan haya ederek o yanlışı terk edecektir.
Öyleyse, ihtiyaç duyulduğunda nasihatimizin daha etkili olması için insanları nezaketimize ve tebessümümüze alıştıralım. Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.