Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun ey değerli kardeşlerim.
"İslam barış dinidir demeyin" başlıklı konuşmamı yayınladıktan sonra bir dizi itiraz aldım ve bu itirazları tartışmanın faydalı olacağı kanaatindeyim. Başlangıç olarak, beni bu konuşmayı yapmaya iten atmosferi size açıklarsam birbirimize daha çok yakınlaşacağımızı düşünüyorum.
Yeni Zelanda olaylarından sonra, dünya genelinde gayrimüslimlerin İslam hakkında bir şeyler duyma isteği arttı. Bu, en iyi şekilde değerlendirilmesi gereken tarihi bir fırsattır. Ancak Batı'daki bazı Müslüman kardeşlerimizin "İslam barış dinidir" ifadesini kullandıklarını gördük. Amerika'daki "dinler arası diyalog" adı verilen toplantılara katıldığım dönemlerde de bu ifadenin sürekli tekrarlandığına şahit oldum.
Şimdi kardeşim, eğer bana dersen ki: "Ben Batılı Hristiyan bir gruba, örneğin 'İslam Neden Barış Dinidir' başlıklı bir konferans vereceğim. Orada İslam'daki barışın boyun eğmek ve zillet anlamına gelmediğini, aksine barışı koruyacak bir gücün olması gerektiğini detaylıca anlatacağım. İslam'ın, yeryüzünde bozgunculuk yapan zalim ve saldırganla barış yapmayacağını, aksine bunlara karşı cihad etmenin gerçek barışı sağladığını açıklayacağım. Dolayısıyla barışı yeniden tanımlamamız gerektiğini, bu durumda İslam'ın barış dini olduğunu ve bunun bazı durumlarda savaş emriyle çelişmediğini anlatacağım."
Eğer yaklaşımın bu olacaksa, yani dinleyicilerine barışı tanımlayacak ve onlara resmin tamamını çizeceksen, sana derim ki: "Tamam, çok güzel. Başlığın 'İslam Neden Barış Dinidir' olmasına bir itirazım yok." Zaten konuşmamın sonunda da gerçek ve adil barışı İslam'dan başka hiçbir dinin sağlayamayacağını belirtmiştim.
Ancak kardeşlerim, Müslümanların Batı'da gayrimüslimlerle olan diyaloglarında genellikle gerçekleşen şey bu değildir. "İslam barış dinidir" dendiğinde, ilk olarak zihne gelen anlam nedir? Belirli bir ifade kullanıldığında dinleyicilerin ne anladığını bilmek çok önemlidir. Genellikle akla gelen ilk anlam; İslam'ın içinde savaş olmayan, hareketlerinde ve tepkilerinde Gandhi tarzı pasifist bir din olduğudur. Batılıların zihninde canlanan ve küresel sistem tarafından insanların etkisiz yöntemlerle meşgul edilmesi için pazarlanan anlam budur.
Dolayısıyla kardeşlerim, bizim için önemli olan, sizin biz Müslümanlara barış kelimesinin sözlük anlamını açıklayıp "İslam barış, ahirette kurtuluş ve esenlik yurduna ulaşma dinidir" diyerek İslam'ın barış dini olduğunu bize kanıtlamanız değildir. Asıl önemli olan şudur: Bahsettiğiniz bu anlamlar, özellikle gayrimüslim dinleyicilerin zihnine ilk gelen anlamlar mıdır? Camilere İslam'ı hızlıca tanımak için gelen gayrimüslimlere bu ince manaları açıklayacak vakit ve ortam genellikle müsait midir?
Bu Batılı Hristiyan veya ateist, sizden bu sözü duyup gittikten sonra bir başkası ona gelip şöyle diyecektir: "Sana İslam'ın barış dini olduğunu söylediler, bak Kur'an ne diyor?" diyerek ona öldürme ve savaşla ilgili ayetleri getirecektir. O an bu kişinin, sizin onu kandırdığınızı, kendinizi korumak için dininizin gerçeklerini gizlediğinizi ve amacınızın onu hakka davet etmek olmadığını düşünmesi çok kolay olacaktır. Özellikle Batı'daki pek çok Müslümanın üzerinde zaten bir eziklik psikolojisi hakimken bu durum daha da risklidir.
Aksine bu konu açıklama, detaylandırma ve ölçüler gerektirir.
Buna karşılık; "İslam, Allah'a mutlak itaat dinidir", "İslam, hak ve adalet dinidir", "Sadece Allah'a kul olma dinidir; hevalara, insanlara, küresel sisteme veya sermaye sahiplerine değil" gibi sloganlar her zaman ve her yer için uygundur. Hem şimdi hem gelecek için geçerlidir. İstisnasız herkese karşı bu ilkeleri savunuruz ve bunlar hiçbir şarta bağlı değildir. Nihai amaçlar oldukları için slogan olmaya uygundurlar.
Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Andolsun biz elçilerimizi açık kanıtlarla gönderdik ve insanların adaleti ayakta tutmaları için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik" (Hadid Suresi, 25. Ayet). "Ayakta tutmaları için" ifadesi bir gerekçedir; yani Allah, adaletin tesisi için peygamberler göndermiş ve kitaplar indirmiştir. Hakkın ve adaletin tesisi, kulluğun sadece Allah'a yapılması ve dinin tamamen Allah'ın olması nihai hedeflerdir. Bu hedefleri gerçekleştirmek uğruna bazen barışa, bazen de savaşa ihtiyaç duyarız.
Kur'an'ın bazı durumlarda barışa davet etmeyi yasakladığını görürsünüz. Yüce Allah şöyle buyurur: "Üstün durumda iken gevşeyip barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir, amellerinizi asla eksiltmeyecektir" (Muhammed Suresi, 35. Ayet). Rabbimiz azze ve celle, hiçbir durumda ve hiç kimseyle olan ilişkide hakkı, adaleti ve Allah'a mutlak itaati asla yasaklamaz. Bazı yerlerde barış yerine cihadı emreden ayetler bulursunuz; ancak hiçbir ayette veya hadiste Allah'tan başkasına kulluğu veya hakkın zıddı olan batılı emreden bir şey bulamazsınız. Çünkü bu din ilahidir ve korunmuştur; insanlara şirin gözükmek için dönemin popüler sloganlarına uymak zorunda değildir. İslam'ı olduğu gibi sunduğunuzda, fıtratı bozulmamış olanları kendine çekecektir. Kendine karşı dürüst olan ve "İslam mutlak barış dinidir" iddialarının detaylandırılmadan sunulmasından kaynaklanan o zillet ve boyun eğme kokusundan nefret eden temiz fıtratlı insanları cezbedecektir.
Tüm bunlardan dolayı kardeşlerim, tekrar ediyorum: "İslam barış dinidir" sözü, özellikle açıklama yapacak vaktin olmadığı durumlarda gayrimüslimlere yönelik davetimizde bir slogan olarak kullanılmaya uygun değildir. Hatta Müslümanlar arasında da, ne kastedildiği tam anlaşılmadıkça mutlak bir slogan olarak kullanılmamalıdır. Zira Müslümanlar arasında, hakların geri alınması ve zulmün defedilmesi konusunda, batıl ehliyle mücadele etmek ve güce güçle karşılık vermek yerine "pasifizm" kavramı bu sloganla yaygınlaştırılmaktadır.
Bütün bunlar, gayrimüslimlerin "barış" kavramını tekellerine almalarına ve sanki buna bizden daha layıklarmış gibi davranmalarına razı olacağımız anlamına gelmez. Aksine onlar bu iddialarında yalancıdırlar ve barışı hak edenlerle barışı ancak İslam yayar. Yine de, yanlış anlaşılmaları önlemek adına konuşmamın başlığını değiştirdim.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Konuşmamı destekleyen bazı kardeşler, itiraz edenlere kırıcı bir şekilde cevap veriyorlardı. Bu konuda onlara çok sitem ediyorum. Kardeşlerim, bazı değerli kardeşlerimin bana itiraz etmesinde, tartışmamızda ve görüşlerimizi düzeltmemizde ne sakınca var? Hiçbirimiz hatadan münezzeh değiliz. Ben sizden istifade ediyorum, umarım siz de benden istifade edersiniz. Kişi tek başına azdır, kardeşleriyle çoğalır. Yumuşak davranın, Allah size merhamet etsin. Allah'tan hepimizi müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise izzetli kılmasını niyaz ederim. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.