Ahmed, sana görüşlerini sunman, gerekçelerini ve kanıtlarını ortaya koyman için 99 saniyen olduğunu tekrar hatırlatıyoruz. Buyur Ahmed.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Değerli konukları selamlıyorum, Allah'ın selamı üzerinize olsun. Söyleyeceklerim basit ama etkili olup akıllara ve kalplere nüfuz etmesini umuyorum.
Birincisi, dinin devletten ayrılması meselesinde hangi dinden bahsediyoruz? Eğer İslam'dan bahsediyorsak, İslam bir hayat nizamıdır; peki hayattan nasıl ayrılabilir?
Aynı zamanda İslam bir akidedir; ruhani ve siyasi bir akidedir. Yani İslam'dan, tüm ilişkileri düzenleyen bir hayat nizamı doğar. İnsanın üç tür ilişkisi vardır: İnanç ve ibadet düzeyinde Rabbi ile olan ilişkisi; yeme-içme, ahlak ve giyim kuşam düzeyinde kendisiyle olan ilişkisi; sözleşmeler ve muameleler düzeyinde ise insanla olan ilişkisi.
İşte ilişkiler bunlardır. Yüce Kur'an'da gördüğümüz üzere, Allah "Namazı kılın" dediği gibi "Sözleşmelere vefa gösterin" de demiştir. "Zekatı verin" dediği gibi, dış politika konusunda da "Süreleri bitene kadar antlaşmalarını tamamlayın" buyurmuştur. Efendimiz -Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun- "Beni nasıl namaz kılıyor gördüyseniz öyle namaz kılın" dediği gibi; ekonomi, petrol ve gaz gibi kamu mülkiyeti hakkında da konuşmuş ve "İnsanlar üç şeyde ortaktır: Su, mera ve ateş" buyurmuştur.
Aranızdan kim ruhu bedenden ayırabilir? İslam'daki devlet ne dini hayattan koparan seküler bir devlettir, ne de ilahi yetkiyle hükmeden teokratik bir devlettir. Aksine o, şeriatın hükümlerini uygulayan beşeri bir devlettir.