Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun ey aziz dostlar. Allah akşamınızı hayırlı kılsın, herkesin cuması mübarek olsun.
Bu konuşma, kaza ve kadere rıza ile ilgili kavramları düzeltme girişimidir.
Bazen başınıza Allah'ın takdiri olan bir bela gelir, ancak bu belada insanların da bir payı, bir eli vardır. Size denir ki: "Ey kardeşim sabret, razı ol." Siz ise içinizde ne bir rıza ne de bir sabır bulursunuz. Acaba bundan dolayı sorumlu tutulur musunuz?
Dikkat edin kardeşlerim; tek bir hadisede hem Allah Teala'dan razı olursunuz hem de bu belanın elleriyle gelmesine sebep olan zalimlere öfke duyarsınız.
Örneğin yoksulluğa düçar oldunuz, işinizi kaybettiniz; bunun sebeplerinden biri de ümmetin servetlerini çalan, bunları sefahat içinde harcayan ve insanları onurlu bir refahın ardından yoksulluğun acısını ve muhtaçlığın zilletini tatmaya mahkum eden yozlaşmış kişilerdir.
Veya siz yahut sevdiğiniz biri hastalığa yakalandı, ancak aynı sebeplerden dolayı uygun bir tedavi alamadı; servetler içerideki ve dışarıdaki zalimler tarafından çalınıyor ve insanlar yeterli hizmetten mahrum bırakılıyor. Sizin bu zamanda yaşamanıza ve bu zulme uğramanıza kim hükmetti? Hüküm Allah'ın hükmüdür.
Peki, buna sabreder misiniz etmez misiniz? Razı olur musunuz olmaz mısınız? Dikkat et kardeşim; sen Allah'tan ve O'nun takdirinden razı olursun, fakat aynı zamanda bu zalimlere öfke duyar, onların zulmüne karşı koymak ve hakkını meşru yollarla geri almak için Allah'tan yardım dilersin.
Şuna dikkat edin kardeşlerim; bunu iyi anlamayan kişi iki büyük sapmadan birine düşebilir: Ya kaza ve kadere rızayı, yani Allah'tan razı olmayı, zalimlerden ve onların zulmünden razı olmakla karıştırır. Bu durumda din, bazen ateizme zemin hazırlamak için kullanılır veya ikinci sapmayı pekiştirir: Dine zillet ve aşağılanma elbisesi giydirmek.
Allah'tan razı olmak ile zalimlerin zulmünden razı olmayı birbirine karıştırmaktan doğan ikinci sapma nedir? İkinci sapma, razı olmayıp aksine isyan etmek ve öfkelenmektir; ancak -Allah korusun- Rabbine karşı öfkelenmektir. Bazı insanların başına bu gelmiştir; ona "Allah'ın takdirine razı ol" denildiğinde, "Hayır, razı değilim" der. Çünkü onun zihninde rıza; susmak, teslim olmak ve mevcut durumu kabullenmek demektir.
Hayır, aksine sen Allah'tan ve O'nun seni bu zalimlerle imtihan etmesindeki hikmetinden razı olursun. "Allah dileseydi onlardan intikam alırdı, fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapar." Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Birbirinizi sabredip etmeyeceğiniz konusunda imtihan vesilesi kıldık. Rabbin her şeyi hakkıyla görendir." (Furkan Suresi, 20. Ayet).
Ancak aynı zamanda zalimden asla razı olmazsın; bilakis o zalime karşı koyar ve bu mücadelede Allah'tan yardım istersin. Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Eğer Allah'ın, insanların bir kısmıyla diğer kısmını engellemesi olmasaydı, yeryüzü bozulup giderdi. Fakat Allah, alemler üzerinde büyük lütuf sahibidir." (Bakara Suresi, 251. Ayet).
Dolayısıyla, Allah Teala'dan yardım isteyerek zulme meşru yollarla karşı koyarsın. Bu meşru yolların detayları nelerdir? Bu, konuşmamın konusu değil; ancak aziz dostlarım, inancımızı helak edecek sapmalara düşmememiz için bu kavramları düzeltmek istedim.
Özetle: Tek bir hadisede Allah Teala'dan razı olursun, kaza ve kaderden razı olursun; fakat bununla birlikte, Allah'ın zulmün onlar aracılığıyla gelmesini takdir ettiği zalimlere öfke duyarsın ve zulme karşı koymak, hakkını geri almak için Allah'tan yardım istersin.
En iyisini Allah Teala bilir. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.