Selamun aleykum.
Giriş: Nada ve Şadi
Nada, Amerikan okulundaki eğitimini tamamladıktan sonra yerel bir üniversitenin tıp fakültesinden mezun oldu ve psikiyatri alanında uzmanlaştı. Kendisinden iki yaş büyük olan Şadi, Avustralya'daki bir hastanede psikiyatri uzmanlığını bitirdikten sonra ona evlenme teklif etti. Yirmi altı yaşındaki Nada bu teklifi kabul etti; evlendiler ve bir süre nispeten mutlu yaşadılar. Ancak daha sonra sorunlar başladı ve giderek büyüdü. Baharları uzun sürmedi ve hayatları uzun bir sonbahar mevsimine girdi.
Nada bir gün işten eve erken geldi, Şadi henüz dönmemişti. Çalışma odasına girdi, bir kağıt ve kalem çıkarıp yazmaya başladı:
Nada'nın Kocası Şadi ile Olan Sorunları
Soğukluk ve Sevgiyi İfade Etmeme
- Şadi ile sorunlarım neler? Şadi çok soğuk, artık bana sevgisini ifade etmiyor, hatta beni sevip sevmediğinden şüphe etmeye başladım.
- Bir keresinde hastalandım, bana karşı hiçbir nezaket veya özel bir ilgi göstermedi.
- Bir kadın olarak özel günlerimde biraz gergin oluyorum, buna rağmen bir psikiyatrist olarak ne yaşadığımı anlaması gerekirken bana karşı hiç anlayışlı davranmıyor.
- Kadınsı ilgi alanlarımı küçümsüyor ve bana kendimi değersiz hissettiriyor.
İhmalkarlık ve İlgisizlik
- Benim eşyalarımla ilgilenmiyor; annemin hediye ettiği iki bin dinar değerindeki bileziğim kırıldı, onarmasını istedim ama aylardır komodinin üzerinde önünde duruyor. Ne zaman hatırlatsam "bugün, yarın" diyerek geçiştiriyor.
Bencillik ve Kendini Kayırma
- Bencil biri, kendisini benden üstün tutuyor. Bazen ikimiz de işten geç dönüyoruz ve evde yemek olmuyor; bir arkadaşı onu çağırdığında beni hiç sormadan çıkıp gidiyor.
Birlikte Geçirilen Zamanın Kalitesi
- Şadi'nin benimle geçirdiği vakit "Kaliteli zaman" değil; zihni hep başka yerlerde oluyor. Bedenen yakınız ama ruhen uzağız.
İş Sorunlarını Eve Taşıma ve Güvensizlik
- İş yerindeki sorunlarını eve taşıyor ve onun yanında kendimi güvende hissetmiyorum.
- Buna karşılık, sevinçlerini benimle paylaşmıyor!
Dinlememe ve Sorulardan Rahatsız Olma
- Bir konuda konuşmayı uzatırsam sözümü kesip kısa kesmemi istiyor ve çok soru sormamdan şikayet ediyor.
Bıkkınlık ve Çifte Standart
- Benden sıkılmaya başladı. En acı verici olan ise, bana karşı böyleyken iş yerindeki kadın meslektaşlarına karşı çok ilgili ve neşeli olması.
- Örneğin arabada beni beklerken iki dakika geciksem hemen sinirleniyor; buna karşılık bir keresinde bir kadın meslektaşı ikimizi on beş dakika beklettiğinde ve özür dilediğinde cevabı "Asla, hiç sorun değil" oldu.
Kıskançlık ve Kötü Zan
- Bir keresinde kıskançlığımdan dolayı telefonunu aldım ve sekreterine onun ağzından "Günaydın, iyi akşamlar mesajlarını kes" diye mesaj attım. Bunu öğrendiğinde bana çok öfkelendi, günlerce benimle konuşmadı ve telefonuna şifre koydu.
- Benim kıskançlığıma, meslektaşlarımla bilerek konuştuğum ve onlardan birine duygusal ilgi duyduğum şeklinde kötü zanlarla karşılık veriyor.
Kişiliğin Silinmesi ve Değersizlik Hissi
- Onun yanında kişiliğimin silindiğini, yok olduğunu hissediyorum. Onunla birlikteyken başkalarının önünde kendimi zayıf ve öz saygısı düşük biri gibi hissediyorum.
Ev İşlerinde Yardım Etmeme ve Çelişki
- Yardımcı kadın izinde olduğunda ev işlerine hiç yardım etmiyor; oysa sosyal medyada kadın hakları ve kadının mağduriyeti üzerine yazılar paylaşıyor.
- Duşa giriyor, arkasını temizlemiyor, eşyalarını öylece bırakıyor ve tüm bunları benim yapmamı bekliyor! Neden? Madem kadın-erkek eşitliğine inanıyor!
Kötü Alışkanlıklar ve Görünümü İhmal Etme
- Son zamanlarda sigara içmeye başladı ve duman kokusundan çok rahatsız oluyorum.
- Basit şeyler beni kışkırtmaya başladı; neden başkaları için özendiği kadar benim için özenmiyor?
- Artık onun yokluğunu tercih eder hale geldim!
Çift Kişilikli Olma
- Şadi'nin en kötü yanlarından biri, insanların önünde çok hayırlı ve şefkatli görünmesi; ancak bu iyiliği bana gelince yok oluyor. Bunu da "üzerinde çok baskı olduğu, hayatın zorlukları ve bir psikiyatrist olarak insanlara nazik davranmak zorunda olduğu" bahaneleriyle açıklıyor.
Özel ve Kırıcı Yönler
- Özel hayatının bazı yönleri var ki, ona çok zarar vereceği için bunları anlatmaktan utanıyorum!
Evlilik İlişkisinden Uzaklaşma
- Şadi'nin gözümdeki imajı sarsıldığı için, eşler arasındaki doğal ilişkimizden soğudum ve sanki ayıp bir şey yapıyormuşum gibi hissediyorum!
Kibir ve Zayıflığını Göstermeme
- Yanımda zayıf görünmeyi gururuna yediremiyor; aksine, kendisini zayıf düşüren bir durumla karşılaştığında acısını benden çıkarıyor.
Karşılıklı İlgisizlik ve Muhalefet Etme İsteği
- Artık onun ilgi alanlarıyla ilgilenmiyorum, her konuda ona bilerek muhalefet ediyorum ve hiçbir şekilde ona benzemek istemiyorum!
Psikolojik Yorgunluk ve Ayrılma Talebi
- Bir psikiyatrist olmama rağmen onunla psikolojim çok bozuldu!
- Ayrılmak istedim ama bana aldığı ve üzerime yapmadığı hiçbir şeyi helal etmeyeceğini ima etti.
Arkadaşlarda Çözüm Bulamama
- Belki bir çözüm bulurlar diye bazı arkadaşlarıma açıldım ama fark ettim ki detaylar farklı olsa da hepsi benzer sıkıntılar çekiyor, sadece gerginlik seviyeleri değişiyor.
Nada'nın Müminlerin Annelerinden Hazreti Ayşe (Allah ondan razı olsun) ile İstişaresi
Eskiden Ayşe adında bir genç kızı ve onun Allah'ın Elçisi Muhammed (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) ile olan evlilik hikayesini duymuştum; benim çevremde gördüklerimden çok farklı bir hikaye! Şimdi Ayşe'yi hatırladım, siyer sayfaları arasında yolculuğa çıktım ve ona danışmaya geldim. Ancak onun ve eşinin sahip olduğu ahlak seviyesini duyunca, anlatmaktan utandığım bazı detayları ona açmadım. Şadi ile olan yirmi üç sorunumun sayısınca ona sorular sordum ki karşılaştırma yapabileyim.
İşte kardeşlerim, burada Nada ile Ayşe arasında geçtiği varsayılan diyalog başlıyor. Bu diyalogda Annemiz Ayşe'nin hadislerde söylediklerini sadeleştirdik ve tabloyu netleştirmek için bazı eklemeler yaptık; ancak Peygamber Efendimiz'in (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) sözlerini ve fiillerini hiçbir değişiklik yapmadan olduğu gibi koruduk. Kaynaklarımızın, yorumlarda belirteceğimiz sahih hadisler olduğunu ve hiçbir zayıf hadise başvurmadığımızı belirtmek isteriz; bu yüzden siyerde olmayan bir şeyi ona nispet ettiğimiz iddia edilmemelidir.
Varsayılan Diyalog
Diyalog başladı, Nada Ayşe'ye sorarak söze girdi:
- Siz Muhammed'in (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) eşi Ayşe misiniz?
- Evet.
- Size bazı sorular sormama izin verir misiniz?
Sevginin İfadesi
Nada kendi kendine şöyle dedi: "Şadi çok mesafeli, artık bana sevgisini ifade etmiyor, hatta beni sevip sevmediğinden şüphe etmeye başladım!" Sonra sordu:
- Allah'ın Elçisi (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) sana olan sevgisini ifade eder miydi?
Ayşe (Allah ondan razı olsun) gülümseyerek şefkatle cevap verdi:
- O, oruçlu olduğu halde beni sevgiyle öperdi. Ona "İnsanlar arasında en çok kimi seviyorsun?" diye sorduklarında, eşine olan sevgisini açıkça ifade etmenin alışılmadık olduğu bir toplumda "Ayşe" derdi.
Hastalık Anında İlgi
- Bir keresinde hastalandım ama Şadi bana hiçbir nezaket veya özel bir ilgi göstermedi. Nada sordu: Peygamber (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) hastalandığında sana ilgisini hissettirir miydi?
- Bana karşı çok özel bir nezaket gösterirdi. Elini ağrıyan yerin üzerine koyar ve benim için dua ederdi.
Özel Günlere Riayet
- Kadınlara özgü özel günlerimde olduğumda, Şadi bir psikiyatrist olarak ne yaşadığımı anlaması gerekmesine rağmen bana karşı anlayışlı davranmıyor. Nada sordu: Peki, Allah'ın Elçisi (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) senin bu özel günlerinde sana anlayış gösterir miydi?
- Bu dönemlerde bana karşı insanların en naziki olurdu. Ben özel günümdeyken bir kaptan su içer, sonra kabı Peygamber'e uzatırdım; o da gönlümü hoş tutmak ve üzüntümü gidermek için ağzını tam olarak benim içtiğim yere denk getirerek içerdi. Et yediğimde de aynısını yapar, ağzını benim ısırdığım yere koyardı. Hac ibadeti sırasında özel günüm başladığında, haccım bozulacak korkusuyla ağlamıştım. Peygamber bana: "Bu, Allah'ın Adem'in kızları üzerine yazdığı bir durumdur" dedi ve sonra ne yapmam gerektiğini anlattı.
Kadınsı İlgi Alanlarına Saygı
Nada içinden şöyle dedi: "Şadi benim kadınsı ilgi alanlarımı küçümsüyor ve bana saygı duyulmadığını hissettiriyor." Sordu: Peki, Allah'ın Elçisi (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) senin ilgi alanlarına saygı duyar mıydı?
Ayşe (Allah ondan razı olsun) gülümseyerek dedi ki:
- Bir defasında Mescid'de mızraklarıyla oynayan Habeşliler vardı. Allah'ın Elçisi bana: "Onları izlemek ister misin?" diye sordu. Ben de "Evet" dedim. Kapıya doğru yöneldi, ben de arkasına geçtim. Çenemi omzuna koydum, yanağımı yanağına yasladım ve o da beni ridasıyla örttü. Bir süre sonra "Yeter mi?" diye sordu. Ben de "Ey Allah'ın Elçisi, acele etme" dedim. Benim hatırım için ayakta beklemeye devam etti. Bir süre sonra tekrar "Yeter mi?" dediğinde yine "Acele etme ey Allah'ın Elçisi" dedim. Ben kendim ayrılana kadar ayakta bekledi. Bu yüzden tüm insanlara, genç hanımların ihtiyaçlarına önem vermelerini, eğlenmeye hevesli genç yaştaki kızların durumunu gözetmelerini öğütledim ki bu yüce ahlaktan pay alabilsinler.
- Allah'ın Elçisi benimle genç yaşta evlendi. Onun evinde oyuncak bebeklerimle oynardım, yaşıtım olan kızlar da benimle oynamaya gelirdi. Peygamber'i gördüklerinde çekinip saklanırlardı ama Allah'ın Elçisi rahat etsinler diye onları yanıma gönderirdi. Bir gün oyuncaklarımı gördü ve "Bu nedir ey Ayşe?" dedi. "Bebeklerim" dedim. Aralarında iki kanadı olan bir at gördü ve "Bunların ortasındaki nedir?" diye sordu. "At" dedim. "Peki üzerindekiler nedir?" dedi. "Kanatları" dedim. "Kanatlı bir at mı?" diye şaşırınca, "Süleyman Peygamber'in kanatlı atları olduğunu duymadın mı?" dedim. Bunun üzerine Peygamber, azı dişleri görünecek kadar güldü.
- Yani gençlik yıllarını onunla dolu dolu mu yaşadın?
- Kesinlikle! Bu sırada yaptığı her şeyi ondan öğreniyordum; oyun oynuyor, eğleniyor, öğreniyor ve ibadet ediyordum... Huzurlu, istikrarlı ve sağlıklı bir ruh haliyle. Genç bir kadın olduğumda da bana olan ilgisi ve ihtiyaçlarımı gözetmesi devam etti.
Kişisel Eşyalara Önem Verme
- Şadi benim eşyalarıma değer vermiyor. Annemin hediyesi olan iki bin dinar değerindeki bileziğim kırıldı, tamir etmesini istedim ama aylardır komodinin üzerinde duruyor. Ne zaman hatırlatsam "Bugün, yarın..." diyerek geçiştiriyor. Nada sordu: Peygamber (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) senin eşyalarına önem verir miydi?
Ayşe (Allah ondan razı olsun) gülümseyerek anlattı:
- Bir yolculukta onunla beraberdim, kolyem koptu ve kayboldu. Allah'ın Elçisi, kolyeyi bulana kadar orada konakladı. Yanlarında su olmamasına, hatta abdest alacak suları bile bulunmamasına rağmen arkadaşları da onunla birlikte bekledi. Babam Ebu Bekir (Allah ondan razı olsun), herkesin gecikmesine sebep olduğum için kızgınlıkla gelip böğrüme canımı yakacak şekilde bastırdı. O sırada Allah'ın Elçisi dizimde uyuyordu; canım yanmasına rağmen Peygamber uyanmasın ve rahatı bozulmasın diye yerimden kıpırdamadım. Bu arada, başka bir seferinde yine kolyem kopmuştu ve onu ararken ordunun gerisinde kalmam İfk (iftira) hadisesine ve münafıkların bana iftira atmasına sebep olmuştu. Buna rağmen Allah'ın Elçisi, kolyemin tekrar tekrar kaybolması konusunda beni asla azarlamadı.
Bencillik ve Kendini Kayırma
Nada kendi kendine şöyle dedi: "Şadi bencil biri, bazen kendini bana tercih ediyor. İkimiz de işten geç dönüyoruz ve evde yemek olmuyor. Bir arkadaşı onu davet edince çekip gidiyor ve beni hiç sormuyor." Sonra sordu:
- Allah'ın Elçisi yemek veya içmek konusunda bazen kendisini sana tercih eder miydi?
Aişe'nin (Allah ondan razı olsun) yüzünde şaşkınlık ve kınama belirtileri belirdi:
- Asla; güzel yemekler yapan İranlı bir komşumuz vardı. Allah'ın Elçisi (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) için bir yemek hazırladı ve sonra onu davet etmeye geldi. Allah'ın Elçisi, "Peki ya bu?" diyerek beni işaret etti (Yani o da benimle davetli mi?). Adam, "Hayır" dedi. Bunun üzerine Allah'ın Elçisi, "Hayır" dedi (Yani Aişe davetli olmadığı sürece davete icabet edemem demek istedi). Komşusu tekrar gelip davet etti, Allah'ın Elçisi yine "Peki ya bu?" dedi. Adam yine "Hayır" deyince, Allah'ın Elçisi de "Hayır" dedi. Sonra adam bir kez daha gelip davet ettiğinde Allah'ın Elçisi tekrar "Peki ya bu?" diye sordu. Adam bu sefer "Evet" dedi. Bunun üzerine Allah'ın Elçisi ile birlikte kalkıp komşumuzun evine gittik.
- Peki, neden yalnız gitmeyi reddetti?
- Benim o yemeği sevdiğimi biliyordu ve o sırada evimizde yemek azdı. Benim durumuma ortak olmak istedi; ya birlikte yiyecektik ya da birlikte aç kalacaktık.
Bu durum Nada'yı derinden sarstı ve onun için çok şey ifade etti.
-
Peki, evinizde yemek neden azdı?
-
Peygamber'e (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) mallar, hediyeler ve yiyecekler gelirdi; o ise bunları fakirlere ve Suffe ehline verirdi. O sabrederdi, ben de onunla birlikte sabrederdim. Onu bensiz yemek yemeyi reddederken görürken nasıl sabretmezdim ki?
-
Bu soru için özür dilerim: Senin gibi genç, güzel ve zeki bir kadına, Allah'ın Elçisi'nden uzakta bile olsa, daha lüks bir hayat yaşama fırsatı hiç verildi mi? Yani ondan ayrılmayı hiç düşündün mü?
-
Ondan ayrılmak mı!
Aişe güldü ve sonra şöyle dedi: "Sana bir şey anlatacağım":
- Ben ve Peygamber'in diğer eşleri, ondan dünya malı istiyor ve bu konuda çok ısrar ediyorduk. Birbirimizi kıskanıyor, her birimiz onu mümkün olduğunca kendimize ayırmak istiyorduk; hatta bu yüzden birbirimize oyunlar kurduğumuz bile olurdu. Peygamber bize kızdı ve bir ay boyunca bizimle konuşmadı. Sonra Allah, bizi Peygamber ile zorlu bir hayat sürmek ya da iyilikle boşanıp dünya malından bir pay alarak ayrılmak arasında seçim yapmakta özgür bırakan bir ayet indirdi. Peygamber söze benden başladı ve şöyle dedi: "Ey Aişe, sana bir konu açmak istiyorum. Anne ve babana danışmadan karar vermeni istemem." Ben de "O nedir ey Allah'ın Elçisi?" dedim. Bunun üzerine Allah'ın şu sözlerini bana okudu: {Ey Peygamber! Eşlerine de ki: "Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim ve sizi güzelce serbest bırakayım. Eğer Allah’ı, Elçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah, aranızdan iyilik yapanlara büyük bir ödül hazırlamıştır."} Peygamber ayeti bitirdi ve anne babama danışana kadar cevap vermememi bekledi. Ben ise ona şöyle dedim: "Senin hakkında mı anne babama danışacağım ey Allah'ın Elçisi? Senin hakkında mı anne babama danışacağım? Aksine ben Allah’ı, Elçisini ve ahiret yurdunu seçiyorum." Allah'ın Elçisi buna çok sevindi.
"Senin hakkında mı anne babama danışacağım!" Bu sözler, kendisini eşiyle iki bedende tek bir ruh gibi gören ve ondan ayrılması imkansız olan bir genç kadının geri dönülemez aşkını gören Nada'nın benliğinde yankılandı. Nada, Şadi'den ayrılmak istediğinde, Şadi'nin ona aldığı ama üzerine yapmadığı hiçbir şeyi ona helal etmeyeceğini ima edişini hatırladı. Nada, Şadi'ye değer verdiği için değil, sadece bu eşyalara bağlılığı yüzünden onunla kalıyordu. Oysa Aişe'ye Peygamber'den ayrılıp dünyanın süsünün tadını çıkarma fırsatı verilmişti ama o tereddüt etmeden onu seçmişti.
Birlikte Geçirilen Zamanın Kalitesi
Nada kendi kendine şöyle dedi: "Şadi'nin benimle geçirdiği vakit 'kaliteli zaman' değil, zihni hep başka yerlerde." Sonra sordu:
- Allah'ın Elçisi'nin görevleri çok büyük, meşguliyetleri çok fazlaydı. Buna rağmen seninleyken duygusal olarak tamamen sana odaklandığını hisseder miydin?
- Benimleyken bedeniyle ve zihniyle orada bulunarak hakkımı tam olarak verirdi. Benimle etkileşime geçmek ve bana yakınlaşmak için her fırsatı değerlendirir, benim için çok şey ifade eden nazik jestler yapardı. Bu yüzden ondan rivayet ettiğim pek çok hadis görürsün; çünkü ben onun hayatının kenarında değil, tam merkezindeydim.
- Peygamber, ben özel günümdeyken (hayızlıyken) başını kucağıma koyar ve Kur'an okurdu.
- Okur muydu?!
- Her halükarda okurdu; benden uzakta okumak yerine başını kucağıma koyup okurdu.
Nada bu tertemiz ve asil tabloyu hayal etti; Allah'ın Elçisi'nin tatlı bir sesle Kur'an okuduğunu, başının Aişe'nin kucağında olduğunu, Aişe'nin ise elini onun saçlarında gezdirerek büyük bir sevgi ve huzurla onu dinlediğini düşledi.
Aişe şöyle devam etti:
- Neşeli vakitler geçirirdik. Hatta yıkanırken bile tek bir kaptan birlikte yıkanır, şakalaşarak su için yarışırdık. Ben ona "Bana bırak, bana bırak" derdim, o da sevgi, neşe ve nazikçe "Bana bırak, bana bırak" derdi.
Aişe gülümsedi ve sonra dedi ki:
- Bir keresinde onunla yolculuğa çıkmıştım, o zamanlar genç ve zayıftım. Arkadaşlarına "Siz önden gidin" dedi, onlar gittiler. Sonra bana "Gel seninle yarışalım" dedi. Yarıştık ve ben onu geçtim. Daha sonra yıllar geçip kilo aldığımda ve ilk yarışımızı unuttuğumda yine bir yolculuğa çıktık. Yine arkadaşlarına "Siz önden gidin" dedi, onlar gittiler. Sonra "Gel seninle yarışalım" dedi. Ben "Ey Allah'ın Elçisi, bu halimle seninle nasıl yarışırım?" dedim. O "Mutlaka yapacaksın" dedi. Yarıştık ve o beni geçti. Gülmeye başladı ve "Bu, o yarışın karşılığıdır" dedi.
İş Sorunlarını Eve Taşımak
Nada kendi kendine şöyle dedi: "Şadi işteki sorunlarını eve taşıyor." Sonra sordu:
- Hayatın yükleri, kafirlerin ve münafıkların Peygamber'e karşı kurduğu tuzaklar hayatınızı ve huzurunuzu etkilemiyor muydu?
- Aksine, eve girdiğinde sanki tüm dertlerini kapı eşiğinde bırakırdı. Ondan sadece sevgi, huzur, gönül rahatlığı ve güzel bir birliktelik görürdüm.
- Yani tüm bu şartlara rağmen onun yanında kendini güvende mi hissederdin?
- Elbette, bundan daha büyük bir güven olabilir mi?
Sevinçleri Paylaşmak
Nada kendi kendine şöyle dedi: "Öte yandan Şadi sevinçlerini benimle paylaşmıyor." Sonra sordu:
- Peygamber kendisini mutlu eden şeyleri seninle paylaşır mıydı?
- Elbette. Örneğin; bir keresinde Allah'ın Elçisi (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) yüzü sevinçten parlayarak yanıma girdi ve şöyle dedi: "Görmedin mi, Mücezziz az önce Zeyd bin Harise ile Üsame bin Zeyd'e baktı ve 'Bu ayaklar birbirindendir' dedi." Yani, iz sürücü bir adamın, Zeyd ve oğlu Üsame'nin yüzlerini görmediği halde (çünkü yüzleri örtülüydü) sadece ayaklarından aralarındaki bağı anlamasına çok şaşırmış ve sevinmişti. Oysa Üsame'nin ayakları annesinden dolayı tamamen siyah, Zeyd'in ayakları ise beyazdı.
Dinlemek ve İlgi Göstermek
Nada kendi kendine şöyle dedi: "Şadi ile bir konuyu uzun uzun konuşsam sözümü kesiyor, kısa kesmemi istiyor ve sorularımdan sıkılıyor." Sonra sordu:
- Peki, Peygamber seni ilgiyle dinler miydi?
- Bir gün onunla oturup on bir kadının kocaları hakkında anlattıklarını uzun uzun hikaye etmiştim, bir kez bile sözümü kesmedi. Bu kadınların sonuncusu, kendisine çok ikramda bulunan Ebu Zer'in eşiydi. Allah'ın Elçisi hiç bölmeden dinledi ve bitirdiğimde sevgiyle şöyle dedi: "Ben de senin için, Ebu Zer'in Ümmü Zer'e olduğu gibiyim (yani ikram ve iyi muamelede)."
- Bilmediğim bir şey duyduğumda, onu tam olarak anlayana kadar mutlaka ona tekrar sorardım. Mesela bir keresinde "Kimin hesabı görülürse, o azap olunur" buyurdu. Ben de ona "Allah Teala 'Kolay bir hesapla hesaba çekilecektir' (İnşikak Suresi, 8) buyurmuyor mu?" dedim. O da "Bu sadece (amellerin) arz edilmesidir; fakat kimin hesabı ince elenip sık dokunursa o helak olur" dedi. Benim öğrenme şevkimden dolayı çok mutlu olurdu. Kaydedilen hadislerde yer alan onlarca, yüzlerce soru sordum; hepsine ilgiyle cevap verir, sorularımın çokluğundan asla rahatsızlık duymaz ve hiçbir soruyu küçümsemezdi.
Öfke ve Hata ile Başa Çıkmak
Nada kendi kendine şöyle dedi: "Şadi benden sıkılmaya başladı ve bana karşı çabuk sinirleniyor. En acı verici olanı ise, iş arkadaşlarına gösterdiği ilgi ve onlara karşı neşeli tavrıyla bu durumun tam bir tezat oluşturması." Sonra sordu:
- Hata yaptığında Peygamber sana karşı öfkelenir miydi?
- Aksine, bana nezaketle öğretirdi. Bir keresinde eşi Safiye’den eksikliklerini söyleyerek bahsetmiştim. Bana şöyle dedi: "Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz deniz suyuna karışsaydı, onun tadını ve rengini bozardı." Bunu, içimdeki Allah korkusunu ve sorumluluk bilincini güçlendirmek için söyledi. Bana asla sert davranmadı. Hata yaptığımda en fazla yüzünün ifadesi değişirdi; bu da bende ince bir duyarlılık geliştirdi. Öyle ki, yüz hatlarını takip eder ve davranışlarımı ona göre düzeltirdim.
- Hiç bağırmaz mıydı?
- Asla.
Ayşe gülümsedi ve dedi ki:
- Bir keresinde bana şöyle dedi: "Senin benden ne zaman razı olduğunu, ne zaman bana kızgın olduğunu çok iyi biliyorum!" Ben de: "Bunu nereden anlıyorsun?" diye sordum. Buyurdu ki: "Benden razı olduğunda 'Muhammed'in Rabbine yemin olsun ki hayır' diyorsun. Bana kızgın olduğunda ise 'İbrahim'in Rabbine yemin olsun ki hayır' diyorsun." Ben de dedim ki: "Evet, Allah'a yemin olsun ki ey Allah'ın Elçisi, ben sadece senin ismini terk ediyorum (yani o an sadece ismini anmıyorum, yoksa sana olan sevgim kalbimde sabittir ve asla değişmez)."
- Peki, ona kızmana ne sebep olurdu?
- Ona olan kıskançlığım.
- Onu bu kadar çok mu seviyordun? Onu kıskanıyor ve sadece sana ait olmasını mı istiyordun?
- Bu güzel ahlakı karşısında onu bu derece sevmemek nasıl mümkün olur? Bir keresinde benimle kalma sırası ondaydı. Geldi ve yanıma uzandı. Benim uyuduğumu sandığında sessizce kalktı, ayakkabılarını sessizce giydi ve dışarı çıktı. Ben de hemen giyinip başka bir eşinin yanına mı gidiyor diye bakmak için onu takip ettim. Bir de baktım ki, ashabından birçok kişinin defnedildiği Baki Mezarlığı'na gidiyor. Geri dönmek istediğinde, beni onu izlerken görmesin diye ondan önce eve girmek için koştum. İçeri girdiğinde nefes nefese olduğumu gördü ve nedenini sordu. Önce cevaptan kaçındım, sonra anlattım. O da bana, Cebrail'in gelip Allah'ın Baki ehli için istiğfar etmesini emrettiğini haber verdiğini söyledi. Beni uyandırıp korkutmaktan çekindiği için sessizce çıkmış. Sonra ona: "Mezarlığı ziyaret ettiğimde ne söylemeliyim?" diye sordum, o da bana öğretti.
Kıskançlık ve Onunla Başa Çıkmak
Nada, Peygamber'in Ayşe'nin kıskançlığına karşı nasıl davrandığını sormak istedi. Şadi'nin iş arkadaşlarıyla olan durumunu anlatmaktan utandı; çünkü bu durum, Peygamber ile eşleri arasındaki helal ilişkiyle kıyaslanamazdı. Şöyle sordu:
- Diğer eşlerine karşı olan kıskançlığın karşısında nasıl davranırdı?
Ayşe gülümsedi ve dedi ki:
- Bir gün Allah'ın Elçisi arkadaşlarını benim evime davet etmişti. Peygamber'in diğer eşi Ümmü Seleme, Peygamber'e ve misafirlerine ikram etmek için içinde yemek olan büyük bir tabak gönderdi. O an kıskandım ve elimdeki bir taşla tabağı kırdım.
Nada şaşkınlıkla ağzını açtı ve bakakaldı:
- Allah'ın Elçisi ne yaptı?
Ayşe dedi ki:
- Tabağın parçalarını ve üzerindeki yemeği topladı ve arkadaşlarına şöyle dedi: "Yiyin, anneniz kıskandı. Yiyin, anneniz kıskandı." Burada beni kastediyordu. Sonra Allah'ın Elçisi benim evimden bir tabak aldı ve onu Ümmü Seleme'ye gönderdi.
- Ve konu orada kapandı mı?!
- Sana vurmadı mı?!
Ayşe güldü:
- Bana vurmak mı?! Peygamber, Allah yolunda cihat ettiği zamanlar hariç, eliyle ne bir kadına, ne bir hizmetçiye, ne de başka bir şeye asla vurmamıştır.
Kişilik Gücü
Nada kendi kendine şöyle dedi: "Şadi'nin yanında kişiliğimin silindiğini hissediyorum; başkalarının yanında onunla beraberken kendimi zayıf ve değersiz hissediyorum." Sonra sordu:
- Peygamber'in yanında güçlü kişiliğinle ve neşeli ruhunla hareket edebiliyor muydun?
Ayşe gülümsedi:
- Bir keresinde yemek hazırlamıştım ve Peygamber'in diğer eşi Sevde de evimde oturuyordu. Ona "Ye!" dedim. Allah'ın Elçisi de aramızdaydı. Sevde: "Canım istemiyor, yemeyeceğim" dedi. Ben de: "Ya yersin ya da yüzüne sürerim" dedim. Yine yemedi, ben de yemeği yüzüne sürdüm. Allah'ın Elçisi buna güldü. Sonra Sevde de yemekten alıp benim yüzüme sürdü, Allah'ın Elçisi yine gülüyordu.
Hüsnüzan (İyi Zanda Bulunmak)
Nada kendi kendine şöyle dedi: "Şadi benim kıskançlığıma kötü zanla karşılık veriyor; iş arkadaşlarımla bilerek konuştuğumu veya onlardan birine duygusal yakınlık duyduğumu iddia ediyor." Sonra sordu:
- Peygamber senin hakkında hep iyi zanda mı bulunurdu?
- Evet, münafıklar bana iftira attığında beni savundu ve şöyle dedi: "Vallahi, ailem hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum." Ancak benim durumumla ilgili Kur'an'dan bir vahiy gelmeden bir ay geçti. Buna rağmen, başkalarının söyledikleri hakkında duygularımı incitecek bir soruyla benimle yüzleşmekten haya etti. Sonra bana sormak istediğinde şöyle dedi: "Ey Ayşe, senin hakkında bana şöyle şöyle ulaştı... Eğer suçsuzsan Allah seni temize çıkaracaktır. Eğer bir günah işlediysen Allah'tan bağışlanma dile ve O'na tövbe et. Çünkü kul günahını itiraf edip tövbe ederse, Allah onun tövbesini kabul eder." Sonra Allah benim suçsuzluğumu ortaya çıkardı.
Ev İşlerinde Yardım Etmek
Nada kendi kendine şöyle dedi: "Yardımcı izne çıktığında Şadi ev işlerinde hiç yardım etmiyor, oysa sosyal medyada kadın hakları ve mağduriyeti üzerine yazılar paylaşıyor." Sonra sordu:
- Tabii ki Peygamber'in sana ev işlerinde yardım ettiğini sanmıyorum, sonuçta o Allah'ın Elçisi...
- Aksine, bana yardım ederdi. Namaz vakti geldiğinde ise namaza çıkardı.
Nada, Peygamber'in eşine ev işlerinde tevazu ve sevgiyle yardım ettiği sahneyi hayal ederek şaşırdı.
Görünüm ve Kokuya Önem Vermek
Nada kendi kendine şöyle dedi: "Şadi son zamanlarda sigara içmeye başladı ve kokusundan çok rahatsız oluyorum. Basit şeyler beni kışkırtmaya başladı; neden başkalarına şık göründüğü gibi bana da şık görünmüyor?" Sonra sordu:
- Peygamber, insanlara yaptığı gibi senin için de şık giyinir ve kokusuna özen gösterir miydi?
- Eve girdiğinde, ağzından güzel bir koku almam için ilk iş olarak misvak kullanırdı.
Nada, bir adamın eve girdiğinde, bugünün erkeklerinin bir iş görüşmesine veya önemli birine giderken hazırlandığı gibi hazırlanması karşısında çok şaşırdı.
Eşe Bağlılık
Nada kendi kendine şöyle dedi: "Artık Şadi'nin yokluğunu tercih eder hale geldim." Sonra sordu:
- Peygamber'e çok bağlı olduğun belli, onun uzaklığına dayanamayacak bir noktaya gelmiş miydin?
- Gecelerden bir gece şöyle dedi: "Ayşe, bırak da bu gece Rabbime ibadet edeyim." Ben de ona dedim ki: "Vallahi ben senin yakınlığını severim ama seni mutlu eden şeyi daha çok severim." Bunun üzerine kalktı, abdest aldı ve namaza durdu.
İnsanlarla ve Aileyle İlişkiler
Nada kendi kendine şöyle dedi: "Şadi insanların önünde çok hayırlı ve şefkatli görünüyor ama bu hayırlı hali benim yanımda yok oluyor. Bunu da stresli olmasına ve hayatın zorluklarına bağlıyor." Sonra sordu:
- Peygamber sana, diğer insanlara davrandığı gibi mi davranırdı?
- Hatta daha iyi! Çünkü o -Allah'ın selamı üzerine olsun- şöyle buyurmuştur: "Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de ailesine karşı en hayırlı olanınızım." Böylece hayırlı olmanın ölçüsünü eşlere olan davranışa bağlamıştır.
Mahremiyet ve Şeffaflık
Neda kendi kendine şöyle dedi: "Şadi'nin özel hayatında, ona çok zarar verdiği için konuşmaktan utandığım yönler var." Sonra sordu:
- Sorumu bağışlayın, Peygamber'in hayatında kimsenin görmesini istemediğiniz bir yön var mıydı?
- Aksine, onun tüm hayatı açık bir sayfa gibiydi. İşte ben, onun hayatını tüm detaylarıyla insanlara sunuyorum; hatta evlilik hayatında insanların öğrenmesi gerekenleri bile anlatıyorum. Ahlakı Kur'an olan birinin hayatından neyi saklayabilirim ki? Kur'an'daki tüm ahlak ve adabı Muhammed -Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun- üzerinde gördüm; içi neyse dışı da oydu. İnsanlara karşı olduğu gibi bana karşı da çok nazikti; öyle ki onun hiçbir zaman aşırı derecede kahkahayla güldüğünü görmedim, o sadece tebessüm ederdi.
İçgüdüsel Evlilik İlişkisi
- Şadi'nin gözümdeki imajı sarsıldığı için, karı-koca arasındaki içgüdüsel ilişkimizden uzaklaşmaya başladım ve ayıp bir şey yapıyormuşum gibi hissediyorum. Bu yüzden sordu: Sorumu mazur görün, evlilik hayatında insanların öğrenmesi gerekenleri anlatmaktan çekinmediğinizi söylediniz. Yani... Özel hayatınızdan dolayı hiçbir rahatsızlık duymaz mıydınız?
- Elbette hayır; İslam'da eşler arasındaki içgüdüsel ilişki Allah'a bir yakınlaşmadır ve eşler bundan dolayı sevap kazanırlar. Bu, Resulullah'ın -Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun- bana öğrettiği bir şeydir.
Ayşe devam etti:
- Aynı zamanda, münafıklar bana iftira attığında, Nur Suresi'nde Allah'ın beni ve benim gibi mümin kadınları neyle vasıflandırdığını biliyor musun? Allah bizi "gafiller" olarak tanımladı. "Gafiller" ne demek biliyor musun? Masumiyetimizden ve özümüzün temizliğinden dolayı, aklımıza kötülük ve haram ilişkiler gelmez demektir. Hatta Resulullah'ın ve babam Ebu Bekir'in defnedildiği evime girdiğimde, "Biri kocam, diğeri babam" diyerek dış elbisemi çıkarırdım. Fakat Ömer onlarla birlikte defnedilince, Allah'a yemin ederim ki Ömer'den utandığım için elbiselerime sıkıca sarılmadan oraya hiç girmedim.
Neda, harika bir terbiye ile yetişmiş, dengeli bir şahsiyetle karşı karşıya olduğunu anladı. Ayrıca İslam'daki cinsellik kavramının, günümüzün materyalist anlayışından tamamen farklı olduğunu fark etti.
Ayşe devam etti:
- İnsanlara öğretmek amacıyla eşler arasındaki ilişkiden edeple bahseden ve helal olandan utanmayan Resulullah, kadınlara karşı detaylara girmekten utanan kişinin ta kendisiydi. Bir gün yanımda bir kadın ona ay halinden sonra nasıl boy abdesti alacağını sordu. O da nasıl yıkanacağını anlattı ve sonra: "Misk sürülmüş bir bez parçası al ve onunla temizlen" dedi. Kadın: "Nasıl temizleneyim?" diye sordu. O: "Onunla temizlen" dedi. Kadın tekrar: "Nasıl?" deyince, Resulullah: "Sübhanallah! Temizlen işte!" buyurdu. Resulullah, bezi kanın geldiği yere koymasını söylemekten utandı. Bunun üzerine kadını kendime çekerek: "Kanın izlerini onunla takip et (orayı temizle)" dedim.
Zayıflığı Göstermek
Neda içinden şöyle dedi: "Şadi yanımda zayıf görünmekten kibirleniyor, aksine kendisini zayıf düşüren bir durumla karşılaştığında acısını benden çıkarıyor." Sonra sordu:
- Resulullah yanınızda zayıf görünmekten kaçınır mıydı?
- Aksine, vefat edeceği hastalığa yakalandığında -Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun- eşlerinden benim evimde bakılmak için izin istedi...
Burada Ayşe'nin sesi titredi, güçlükle nefes alarak devam etti:
- Resulullah -Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun- benim evimde, göğsümde, boynum ile göğsüm arasında vefat etti. O sırada kardeşim Abdurrahman bin Ebu Bekir elinde bir misvakla yanımıza girmişti. Resulullah ona baktı, onun misvak kullanmak istediğini hissettim. Misvağı aldım, çiğneyip yumuşatarak ona hazırladım. Sonra Peygamber'e verdim, o da misvağı gördüğüm en güzel şekilde kullandı. Sonra misvağı bana geri vermek için elini kaldırmaya çalıştı ama eli düştü. Ben de Cebrail'in ona okuduğu ve kendisinin de hastalandığında okuduğu dualarla ona dua etmeye başladım. Fakat o bu hastalığında o duayı okumadı, gözlerini semaya dikti ve: "En yüce dosta (Refik-i Ala)" dedi. Ve ruhu teslim oldu. Dünyadaki son gününde benim tükürüğümle onun tükürüğünü birleştiren Allah'a hamdolsun.
- Onun yanına gömülmeyi vasiyet ettiniz mi?
- Bunu çok istedim ama Ömer'i kendime tercih ettim. Ömer bıçaklandığında ben ağlarken yanıma geldiler ve: "Ömer bin Hattab, iki arkadaşının, yani kocamın ve babamın (Ebu Bekir) yanına gömülmek için izin istiyor" dediler. Ben de: "Vallahi orayı kendim için istiyordum ama bugün onu kendime tercih edeceğim" dedim.
Vefa ve Hatıra
- Artık Şadi'nin ilgilendiği şeylerle ilgilenmiyorum, her konuda ona muhalefet etmeye çalışıyorum ve ona hiçbir şekilde benzemek istemiyorum. Sonra sordu: Kocanız Resulullah'ı özlüyor musunuz?
- O benim benliğimde yaşıyor. Onun sözlerinden, hareketlerinden, duruşundan ve yüz hatlarından bahsederek hatırasını canlı tutuyorum. Onun ilmini ve hikmetini özümsedim. Onun ilmini ve hayatının detaylarını yayarken temiz nefesini kemiklerimin arasında hissediyorum. Onunla evliliğim sayesinde, kendi rahmimden çocuk doğurmasam da tüm müminlerin annesi oldum. Kıyamet gününe kadar milyarlarca Müslüman beni seviyor, benden razı oluyor (Allah ondan razı olsun diyor) ve onlara miras bıraktığım nurla yürüyorlar. Şimdi en büyük gayem, cennette sevgilimle yeniden buluşmak. Onun yaptığı gibi yapıyorum: O insanların en cömerdiydi, ben de onun ve babamın izinden gidiyorum. Bir zamanlar Peygamber'den daha fazla geçimlik isterken, şimdi infak ediyorum ve kendime neredeyse hiçbir şey bırakmıyorum. Resulullah şöyle buyurmuştu: "Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır." Ben de şimdi bir iş yaparsam ona tutunur ve devam ettiririm.
Huzurlu Ruh Hali
Neda içinden şöyle dedi: "Ben bir psikiyatrist olmama rağmen Şadi ile ruh halim çok bozuk." Neda, Ayşe'ye kendi durumuyla kıyaslamak için ruh halini sormaktan utandı; çünkü yeğeni Urve bin Zübeyr'in hakkında şöyle dediği bu eşsiz şahsiyete böyle bir soru sormak komik kaçardı: "Ayşe ile beraber bulundum; inen bir ayeti, bir farzı, bir sünneti, şiiri ve onun rivayetini, Arap tarihini, nesep bilgisini, şunu veya bunu... yargı hükümlerini ve tıbbı ondan daha iyi bilen birini asla görmedim!"
Ona dedim ki: "Ey teyze, tıp bilgisini nereden öğrendin?"
- Şöyle cevap verdi: Ben hastalanırdım, bana bir şeyler tarif edilirdi (tedavi için önerilirdi). Başka hastalar olurdu, onlara da tarif edilirdi. İnsanların birbirine tarif ettiklerini duyardım ve onları ezberlerdim.
Hikayenin Sonu
Mülakat sona erdi. Saat gece yarısı biri gösteriyordu ki Neda, farkına varmadan saatlerce Siyer sayfalarını çevirdiğini fark etti. Kitabı şaşkınlık ve hayret içinde kapattı. Bu nasıl bir Peygamberdi ki (Allah'ın selamı onun üzerine olsun), küçük bir odayı binlerce güzel hatıra ve durumla bu şekilde doldurmuştu? Bu nasıl bir Peygamberdi ki, bir genç kızdan bu kadar güçlü, sevilen, dengeli, özgüvenli ve uyumlu bir şahsiyet inşa etmişti!
Neda kitabı kapattı ve çalışma odasından çıkıp geniş evinin koridorlarından geçti. Üzerinde lüks paltosu olmasına rağmen üşüdüğünü hissetti; çünkü evdeki ısıtma sistemi bir süredir bozuktu. Şadi, Neda'nın kendi parasından ödemesini beklediği için yakıt bittiği halde yenisini almamıştı. Neda ise bunun bir açgözlülük olduğunu hissettiği için onun bu isteğini görmezden geliyordu. Neda mutfağa uğradı. Masaya bir göz attı: Şadi'nin yediği yemeğin kalıntıları duruyordu ve ona bir öğün hazırlamamıştı. Yatak odasına ulaştı; bileziği hala komodinin üzerinde Şadi'nin onu tamir etmesini bekliyordu. Şadi, elinde telefonuyla horlayarak uyuyordu. Neda yatağa uzandı ve keşke mülakat hiç bitmeseydi, keşke Ayşe (Allah ondan razı olsun) gibi yaşasaydı diye içinden geçirdi.
Bu, günümüz kadınlarının çoğunu temsil eden Neda'nın hikayesidir. Bu hikayeyi bir grup kardeşin önünde anlattığımda, içlerinden biri şöyle dedi: "Ben uzun süredir aile danışmanlığı yapıyorum ve size söyleyebilirim ki, bahsettiğiniz bu yirmi üç sorun, bugün çiftler arasında gördüğüm problemleri özetliyor."
Alınan Dersler
Kardeşlerim, şaşırtıcı olan şudur ki; kadının huzurunu ve mutluluğunu elinden alan, onurunu zedeleyen modern maddi cahiliye, Peygamber'in (Allah'ın selamı onun üzerine olsun) Ayşe (Allah ondan razı olsun) ile evliliğini, evlendiği sıradaki yaşının küçüklüğü nedeniyle bir "şüphe" konusu haline getiriyor! İnsan, necasetin temizliğe dil uzatmasına ve başarısızlığın başarıyı yermesine hayret ediyor. Şaşırtıcı olan, biz Müslümanların en başarılı ve en güzel evliliği bir "şüphe" olarak adlandırmayı kabul etmemiz, onu şüpheler kategorisine koyup sonra savunmaya geçmemizdir. Oysa en baştan sormamız gerekirdi: Cevap vermemiz gereken asıl sorun tam olarak nerede? Ve ey itiraz edenler, hangi hakla sizin standartlarınızı kabul ettiğimizi varsayıyorsunuz?
Bizi askeri olarak her türlü kirli yöntemle mağlup eden düşmanın, bizi psikolojik olarak da yenmesine, zihinlerimizi ve ruhlarımızı işgal etmesine izin vermemiz ne kadar acı! Öyle ki dinimizi, tarihimizi ve Peygamberimizin sünnetini düşmanlarımızın standartlarıyla yargılar hale geliyoruz. Dininizden bir şeyi "şüphe" olarak sınıflandırmayı kabul ettiğinizde, savaşın yarısını kaybetmişsiniz demektir. Onu düşmanınızın standartlarıyla savunmaya çalıştığınızda ise diğer yarısını da kaybedersiniz.
Peygamber (Allah'ın selamı onun üzerine olsun) Ayşe ile o küçük yaştayken evlendi ve onun sahip olduğu potansiyel üzerinde çalışarak ondan en güzel kadınsı ruhu; en dengeli, en huzurlu, en güçlü ve en güvenli kişiliği; iman, rıza ve hidayet dolu bir karakteri inşa etti. Onu küçük yaşta ilimle ve ruhsal olgunlukla donattı. Sonra Allah onun ömrünü uzattı ve o, kıyamet gününe kadar dünyaya ilim yayan bir nur kaynağı olarak kaldı.
Bu hikayedeki amacımız, günümüz şartlarında küçük yaştaki kızların evlendirilmesini tartışmak ya da Peygamber'in Ayşe ile evliliği konusunu her yönüyle ele alıp bu evliliğe itiraz edenlere verilen tüm cevapları sunmak değildi. Bizim asıl amacımız, Ayşe'nin peygamberlik hanesinde şekillenen psikolojik gelişimine ve gördüğü muameleye ışık tutmaktı. Böylece kadını ve onun ruh dünyasını katleden modern cahiliyenin ve onun borazanlarının gerçek yüzünü görmek, sonra da Muhammed ve Ayşe'nin hikayesindeki o en saf ve en güzel örneğe nasıl dil uzattıklarını anlamaktı.
Peygamber'in Ayşe ile evliliği, yolunu kaybetmiş milletlere karşı bir gurur ve onur kaynağıdır. Bununla insanlığa cehaletten kurtulmayı öğretir, onları sapkınlıktan hidayete erdirir ve ailelerdeki, toplumlardaki modern cahiliyenin izlerini sileriz. Allah'tan, ailelerimizdeki hayatımızı Allah'ın Elçisi ile Ayşe'nin hayatı gibi kılmasını niyaz ederiz.
Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.