İrtidat Cezası Hakkında Bir Şüphe
Son zamanlarda dikkatimi çeken ilginç yorumlardan biri, İslam'da ölümcül bir açık bulduğunu sanan birinin meydan okuyan bir tonda yazdıklarıydı. Şöyle diyordu: "İslam'da irtidat (dinden dönme) cezası nedir? Cevap ver, kaçma ve yorumumu silme."
Sanki bu arkadaşımız, benim bu soru karşısında ter dökeceğimi, dizlerimin titreyerek korkuya kapılacağımı ve ona "Lütfen beni bu soruyla zor durumda bırakma" diyerek sorusunu hemen sileceğimi ya da bir acil çıkış kapısı arayacağımı sandı. Gerçek şu ki, hala derin bir uykuda olan ve dünyanın hayali bir mutlak özgürlük kavramıyla yönetildiğini sanan bu zihinlerin haline acıyorum. Oysa bu özgürlük kavramının, son zamanlarda defalarca ve açıkça gördüğümüz üzere, sadece ihtiyaç duyulduğunda kullanılan bir bez parçası olduğunu, sonra ise çiğnenip tarihin çöplüğüne atıldığını biliyoruz.
Çağdaş Sistemlerde Kutsallık Kavramı
Bu tür yorumlar, gerçekliğe, devletlerin ve toplumların yasalarına dair derin bir cahilliği yansıtmaktadır. Dünyada, dokunulmasını yasakladığı kutsalları olmayan hiçbir sistem veya devlet yoktur. Dünyadaki hiçbir sistem, kendi varoluş temelini hedef alan kişiye: "Buyur, bizi sakince yık, biz de senin mikrofonunu koruyalım" demez.
Asıl soru şudur: Devletlerin kutsalları var mı yok mu? Değil, asıl soru: Gerçekten kutsanmaya değer olan nedir? İnsanların hevalarını ve güçle ilk çatışmada çöken modernite putlarını mı kutsayacağız? Yoksa Allah'ın ve Elçisinin (Allah'ın selamı onun üzerine olsun) hakkını ve ümmetin kendi varlığını kurcalanmaktan ve yıkılmaktan koruma hakkını mı kutsayacağız? Kutsallar, zayıfların aleyhine güçlülerin ölçülerine göre biçilen şeyler midir, yoksa şeriatı hak ve adalet olan, kimsenin ölçüsüne göre biçilmeyen Alemlerin Rabbi'ne kulluktan kaynaklanan bir kutsiyet midir?
İslam Teşriinde İrtidat Cezasının Hakikati
Ayrıca İslam'da irtidat cezası, kutsallara karşı küfrünü içinde saklayan ve dışarıya karşı onlara saygı göstermeye devam eden kişiye uygulanmaz. Böyleleri, tarih boyunca var olan münafıklardan sayılırlar. İslam, onlara dış görünüşlerine göre muamele etmemizi emretmiş, göğüslerini yarıp bakmamızı veya iç dünyalarını araştırmamızı bize yüklememiştir.
Ancak mesele bu küfrün açıkça ilan edilmesine dönüştüğünde, bu dine karşı bir düşmanlığa ve şu sözü söyleyenlerin kapısına dönüşür:
"İman edenlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda ise onu reddedin; belki onlar da dinlerinden dönerler."
Bu durum, ümmeti bir arada tutan yapının parçalanmasıdır.
Şuna dikkat edin ki, tüm bu anlattıklarımda irtidat cezasını ancak imada bulunarak ifade edebiliyorum. Neden? Çünkü Allah'ın cezai hükümlerinden (hudud) uzun uzadıya bahsetmemizi engelleyen sosyal medya platformları, bunu kendi çifte standartlı "hümanist" kutsallarını korumak için yapmaktadırlar.
Bu nedenle, bu soruyu soran kişi bilsin ki, Allah'ın lütfuyla herhangi bir İslami hükümden dolayı kalbimizde en ufak bir sıkıntı yoktur; aksine kalplerimiz onlarla izzetle dolmuş ve bu gurur kanımıza işlemiştir. Bizler ancak, üzerlerinde şüphelerin ve arzuların biriktiği, bu yüzden terazisi bozulmuş zihinlerle karşı karşıyayız. Bu zihinler hakkı sevmez, batılı sever; kaosu rahmet, şeriatın kararlılığını ise sertlik olarak görürler.
Bizim bu bozuk teraziyi düzeltmeye ve tahrif edilmiş fıtratı geri kazanmaya ihtiyacımız var. İşte o zaman bu kişiler, Yüce Allah'ın şu sözünün manasını kavrayacaklardır:
"Onlar hala cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanan bir toplum için, hükmü Allah’tan daha güzel olan kim vardır?"
Selam üzerinize olsun.