Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Bu konuşmamızda Mali'deki çatışmanın itici güçlerini, gelecek beklentilerini ve bu konudaki görevlerimizi gözden geçirmek istiyoruz.
Başlangıç olarak Mali, İslam'ın köklü merkezlerinden biridir. Yaklaşık 900 yıl önce burada kurulan Timbuktu İslami Üniversitesi, dünyanın en eski üniversitelerinden biri kabul edilir. Mali, yüzyıllar boyunca Müslüman devletlerin gölgesinde yaşamıştır. Bunlardan biri olan Songhay İmparatorluğu, 1591 yılında Fas Sultanı ile İngiltere Kraliçesi 1. Elizabeth'in istila için ittifak kurmasıyla saldırıya uğramış; bu saldırı sonucunda medeniyetleri yıkılmış, halkı ve Ahmed Baba el-Timbukti gibi alimleri köleleştirilmiştir.
Pek çok kişinin bilmediği gerçek ise, Haçlı Batı tarafından Mali ve diğer Afrika ülkelerinden zorla köleleştirilenlerin bir kısmının üniversite mezunları ve Müslüman alimler olduğudur. Bunlardan biri, 1864 yılında vefat eden ve Amerikan tarihi arşivlerinde hala fotoğrafları bulunan Senegalli Ömer bin Said'dir.
Daha sonra Fransa, 19. yüzyılın sonlarında Mali'yi işgal ederek burada suçlar işlemiş ve ancak Mali üzerindeki kontrolünün devamını ve zenginliklerinin yağmalanmasını garanti altına alacak işbirlikçi bir rejim kurduktan sonra oradan çekilmiştir. Birbirini izleyen bu rejimler, özellikle Tuaregler ve Araplar başta olmak üzere Müslüman halkın evlatlarına baskı uygulamıştır.
Rejimler, halkı kontrol altında tutmak için merkezi hükümetle müzakere yöntemini kullanmış ve onları kısa sürede sahteliği ortaya çıkan vaatlerle oyalamıştır. Ardından Tuaregler arasında bir İslami uyanış başlamış ve vizyonu netleşmiş gruplar ortaya çıkmıştır. Bu gruplar, kurtuluşun ancak farklı etnik kökenlerden gelenleri ortak bir kelimede birleştiren, ülkeyi Fransa'ya bağımlılıktan ve işbirlikçi merkezi hükümetlerin yolsuzluk ve zulmünden kurtaran, Müslümanlar için dünya ve ahiret hayrını gerçekleştiren Şeriatın uygulanmasıyla mümkün olacağını anlamışlardır.
Bu gruplardan biri, Allah onu korusun İyad Gali liderliğindeki Ensaruddin hareketidir. İyad Gali, daha önce diplomatik yolları denemiş ve Mali'nin Suudi Arabistan konsolosu olarak görev yapmış, ancak daha sonra bu yöntemleri terk ederek aynı özgürlükçü vizyona sahip diğer İslami gruplarla ittifak kuran Ensaruddin hareketini kurmuştur.
Kardeşlerim, Ensaruddin hareketinin literatürü; menhaç saflığı, denge, hikmet, merhamet, sebat ve gerçekçilik ile karakterize edilir. Tüm bunlar, bu hareket içerisinde büyük alimlerin varlığına ve kısıtlı imkanlara rağmen ellerinde eksiksiz bir medeniyet projesi olduğuna işaret eder. Bu durum, hareketin resmi sözcüsü Sened Veled Bu Amame ile yapılan röportajlarda açıkça görülmektedir. Kendisi Ensaruddin hareketinin hedeflerini şöyle belirtmiştir:
Kardeşlerim, burada uluslararası toplumun neden bu kadar şiddetli ve kanlı davrandığını, Ensaruddin ve müttefikleriyle diyaloğu neden reddettiğini anlamaya başlıyoruz.
Eski İngiltere İçişleri Bakanı Charles Clarke, 25 Ekim 2005'te Washington'daki Heritage Vakfı'nda terörizm üzerine yaptığı konuşmada şöyle demiştir: "Bu teröristleri harekete geçiren şey fikirlerdir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünyanın birçok yerinde ortaya çıkan özgürlük hareketleri; bağımsızlık, eşitlik ve ifade özgürlüğü gibi siyasi fikirler üzerine kuruluydu. Bu tür hırslar müzakere edilebilir ve birçoğu zaten müzakere edilmiştir. Ancak onun ve bizim ifademizle müzakereye tahammülü olmayan ve kabul edilemez olan şey, Hilafetin geri getirilmesidir. Müzakere edilemez olan şey, Şeriatın dayatılmasıdır. Müzakere edilemez olan şey, cinsiyetler arasındaki eşitsizliktir."
Elbette bunlar her fırsatta öne sürdükleri yalan bahanelerdir. "Müzakere edilemez olan şey, ifade özgürlüğünün engellenmesidir. Bu değerler medeniyetimizin temelleridir ve basitçe müzakere edilemezler." Mevcut harekatın ardından Fransız Başbakanı da aynen şöyle demiştir: "Kiminle müzakere edeceğiz? Mali'nin kuzeyine yerleşen, Şeriat kanunlarını dayatan, elleri kesen ve insanlık mirasının önemli yapılarını yıkan teröristlerle mi?" Burada, Allah'tan başka tapılan türbeleri kastetmektedir.
Tabii ki kardeşlerim, Suriye'de iki yıl boyunca kadınların namusu çiğnenirken uluslararası toplumun kadın hakları konusundaki hassasiyetine, Suriyeliler attıkları sloganlar yüzünden bıçaklarla boğazlanırken ifade özgürlüğü hassasiyetine veya Burma Müslümanları yakılıp parçalanırken gösterdikleri duyarlılığa artık hiçbir akıl sahibi kanmamaktadır.
Mesele, uzun süredir Şeriat kavramını karalamak için çalışan medya meselesidir. Ensaruddin'deki kardeşlerimiz bir bölgeye girdiklerinde orada güvenliği yayıyor, insanlara merhamet ediyor, vergileri ve sömürüyü durduruyor, kaynakları eşit şekilde dağıtıyor, diğer din mensuplarının haklarını koruyor ve zayıfları kendilerine tercih ediyorlardı.
Bu modelin Mali topraklarındaki başarısı, halklara, insani açıdan iflas etmiş ve kendilerine acılar çektirmiş beşeri sistemlerle karşılaştırma yapma imkanı sunmakta ve Batı'yı ülkenin zenginliklerini çalmaktan mahrum bırakmaktadır. Aynı şekilde Arap rejimleri de, onur arayan halklar için bir meşale ve örnek teşkil edecek olan bu modelin başarısına tahammül edememektedir. Bu başarı; "itaat", "zayıflık aşaması", "maslahat ve mefsedet" ile "elimizden gelenin en iyisi budur" şeklindeki sahte fetvaların gerçek yüzünü ortaya çıkaracaktır.
Bu nedenle bu rejimler, Ensaruddin'e karşı Fransa ile işbirliği ve ihanette derinleşmişlerdir. Müslümanların zengin ülkelerindeki yetkililer, Mali ve diğer yerlerdeki Müslümanlar açlıktan ölürken paraları lüks içinde harcıyorlardı. Sonunda haritadaki bu aç insanların varlığını fark ettiler; ancak onlara destek olmak için değil, Fransa'nın onları öldürmesine ve açlıklarından kurtarmasına yardım etmek için para verdiler.
Mısır, Tunus ve Libya'daki devrimlerin sönümlenmesini denetleyen ve demokratik seçimlerini organize eden uluslararası toplum -ki bu süreçlerin halkların ömrünü dehlizlerde tüketeceğini ve onları Batı'ya kölelikten kurtarmayacağını biliyordu- Mali'de, daha önce Afganistan ve Somali'de yaptığı gibi şiddetle, kan dökerek ve müzakereyi reddederek harekete geçmiştir. Çünkü bu bölgelerin tamamı Şeriatı uygulamak istemektedir.
Ensaruddin sözcüsü Sened Bu Amame şöyle demiştir: "Ensaruddin hareketi, bu topraklar üzerinde etkisi olan herhangi bir tarafla müzakereyi kabul etmeyi ve çözüm aramayı gerektiren bir aşamadadır. Ancak tek bir şartla ki ondan asla taviz verilmez: Bu çözüm, uğruna silah kuşandığımız ve savaşa girdiğimiz Allah'ın dininin hüküm sürmesi yolunda bir engel teşkil etmemelidir. Bunun dışındaki her şeyi insanlara merhametimizden, Allah'a karşı mazeretimizden ve aramıza yeni katılan mücahit kardeşlerimize şefkatimizden dolayı tartışmaya açığız." Hatta hareket, daha önce Cezayir'in müzakerelerdeki arabuluculuğunu övmüştü. Oysa Cezayir'in nihayetinde uluslararası sistemin bir parçası ve onun politikalarının uygulayıcısı olduğunu çok iyi biliyorlardı. Buna rağmen Ensaruddin, komşu rejimleri düşmanlaştırmaktan kaçınmak için her türlü adımı atıyordu. Ancak uluslararası toplum için Allah'ın dininin hakimiyeti basitçe müzakere edilemez bir konudur.
Savaş başladı ve mücahitler, halka şefkatlerinden dolayı şehirlerden çekildiler. Çünkü Haçlılar ve yardımcıları, mücahitler orada olduğu sürece şehirleri rastgele bombalıyorlardı. Daha önce Afganistan, Somali, Nijerya ve Çeçenistan'da gördüğümüz sahneler aynen tekrarlandı. Düzenli ordular, mücahitleri bağrına basmış bir şehre her girdiklerinde, mücahitlere verdikleri destekten dolayı halka işkence ettiler, sokaklarda infazlar gerçekleştirdiler ve namusları çiğnediler.
Kardeşlerim, Batı'nın Mali'deki karanlık köleleştirme tarihine, ardından kukla hükümetin Tuareglere ve Araplara yönelik zulmüne ve genel olarak halkına karşı yürüttüğü yolsuzluğa baktığımızda; Mali Müslümanlarının birkaç ay boyunca Şeriatın gölgesinde yaşamanın tatlılığını tattıktan sonra, bu askeri harekatın Mali'deki İslami projeyi kökünden söküp atması beklenemez. Ensaruddin ve diğer İslami grupların üyelerinin çoğu yok edilse bile, "izzeti seçen Malili kadınların rahimleri, Allah'ın izniyle kahramanlar doğurmaya devam edecektir."
Burası hak ile batıl arasındaki mücadelenin yeni bir bölgesidir. Allah batılı yok edene ve İslam volkanı Allah'ın izniyle yeniden patlayana kadar bu iki taraf çatışmaya devam edecektir. Aynı zamanda, Mali'deki kardeşlerimizin kendilerini arındıracak şiddetli bir imtihana maruz kalmalarını bekliyoruz; zira altın, körüğe (ateşe) girdiğinde saflaşır.
On bir yıl önce dünya Afganistan'ı işgal ettiğinde, biz de birçok Müslüman gibi Allah Teala'nın durumu kendi katından bir mucizeyle hızla sonuçlandıracağını ve Taliban'daki kullarına zafer vereceğini sanmıştık. Sonra şehirler bir bir düştü, mücahitler esir alındı ve binlercesi öldürüldü. Kabil sınırlarında sığındığı hendekten Kuzey İttifakı'nın işbirlikçileri tarafından çıkarılan bir mücahidin acı dolu görüntüleri yayınlandı; karnının altından vurulmuş, yerde sürüklenmiş, elbiseleri soyulmuş ve kurşunlanarak infaz edilmişti. Bu görüntüler bizim için sarsıcıydı, çünkü Allah Teala'nın kullarını arındırma, eğitme ve aralarından şehitler edinme sünnetini pratik olarak tam kavrayamamıştık. Birçoklarına göre o topraklarda Allah'ın dininin on yıllar boyunca bir daha ayağa kalkamayacağı görünüyor gibiydi.
Ancak bugün görüyoruz ki dünya, Afganistan mücahitlerine müzakere masasına oturmaları için yalvarıyor. Bir yıl önce Bonn Konferansı'nda 139 ülke toplandı ve önümüzdeki yıl yapılması planlanan uluslararası güçlerin çekilmesinden sonra mücahitlerle yaşadıkları çıkmazı tartıştılar. Yüce Allah'tan, mücahitleri dinin ikamesinden ödün verecek her türlü müzakereyi reddetme konusunda sabit kılmasını niyaz ediyoruz.
Belki de Taliban'ın kurucu kadrolarının çoğu bu yıllar içinde öldürüldü, ancak onlar kanlarıyla birçok Afgan halkının ruhunda özgürlük meşalesini ve Şeriat sevgisini ateşlediler. Aynı şekilde Mali'deki kardeşlerimiz de Allah'ın izniyle hak üzere galip kalmaya devam edeceklerdir; onlara muhalefet edenler, onları yüzüstü bırakanlar veya onlara ihanet edenler kendilerine zarar veremeyecektir. Onlar Şeriatın ve insanlara kul olma köleliğinden kurtuluşun meşalesini yaktılar. Allah mücahit kullarının genelini kendi katına (şehadete) seçse bile, yaktıkları o meşale Allah'ın izniyle Müslümanların ruhundaki fıtrat özüne temas edene kadar sönmeyecektir. İzzet volkanı patlayacak, zalim yöneticilerin ve insanlık düşmanı köleleştiricilerin altındaki toprağı yakacak ve Müslümanları yeni bir şan ve şerefe taşıyacaktır.
Her birimiz bu meşale karşısında kendi konumunu seçsin. Kim ona hayırlı bir katkıda bulunursa ne mutlu ona! Kim onu söndürmek için üflerse bilsin ki, kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Kim de sadece seyirci kalırsa, Allah'ın huzurundaki konumu için bir cevap hazırlasın.
Kardeşlerim, bu Haçlı savaşının gerçeğini ve bizden görünüp de buna katılanların ihanetini açıklamak için çalışalım. Üzerimizde hakları olan kardeşlerimize, her birimiz gücümüz yettiği ölçüde destek vererek sahip çıkalım.
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.