Mısır'daki Eğitim Müfredatına Tahrif Edilmiş Tevrat Metinlerinin Eklenmesinin Tehlikesi
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun değerli kardeşlerim. Mısır'daki eğitim müfredatına "Kutsal Kitap" olarak adlandırılan metinlerden ayetlerin eklenmesi ne anlama geliyor?
Eklemelerin Mahiyeti Hakkında Yaygın Bir Hatanın Düzeltilmesi
Başlangıçta, medyanın aktardığı yaygın bir hatayı düzeltmek istiyorum; "İncil"den ayetlerin eklendiği söyleniyor, oysa gerçek şu ki eklemelerin tamamı "tahrif edilmiş Tevrat"tandır. Mısır Hristiyanları, genel Hristiyan dünyası gibi hem "Eski Ahit"e (tahrif edilmiş Tevrat) hem de "Yeni Ahit"e (tahrif edilmiş İncil) inanırlar.
Eklenen ayetler: (Süleyman'ın Meselleri, Tesniye ve Vaiz) bölümlerindendir. Bu üç bölüm, sadece Hristiyanların değil, Yahudilerin de inandığı Eski Ahit'in parçalarıdır. Görünüşe göre bazıları bunu bilmiyor, bazıları ise haberin etkisini hafifletmek için "İncil'den ayetler" ifadesini kullanıyor.
Bu Tevrat ayetlerini eklemenin anlamı nedir? Bu eklemenin boyutlarını anlamak ve bilinçli bir tavır takınmak için cevabı sekiz madde halinde inceleyeceğiz:
Birincisi: Tahrif Edilmiş Metinlere Meşruiyet Kazandırmak
Bu metinler, faydalanacağımız kafir bir düşünürün sözü olarak değil, Allah Teala'dan gelen bir rivayetmiş gibi sunuluyor. Sanki şöyle deniliyor: "Muhammed, Kur'an'da Allah'tan şöyle rivayet etti, Tevrat rivayetinde ise şöyle şöyledir." Eklenen Tevrat ayetleri, öğrencinin tahrif örneklerini görüp batıllığını anlaması için değil; bir ilham kaynağı, Allah'tan bir alıntı ve Yüce Yaratıcı'dan nakil konusunda saygı duyulması gereken bir bakış açısı olarak sunuluyor.
Örneğin "Bernard Shaw"dan bir hikmet naklettiğinizde, onun hata yapabilen bir insan olduğu bilinir ve ondan alıntı yapmanız tüm sözlerini onayladığınız anlamına gelmez. Ancak Allah'a nispet edilen bir kitaptan alıntı yapmak farklıdır; bu nakil ya "Ey öğrenciler, bakın bunların Allah'a iftira attıkları batıla bakın ve onu hak ile kıyaslayın" demek içindir ya da "Bu kitaplar tahrif edilmiştir ama içinde Kur'an'a uygun bazı hakikatler vardır" demek içindir. Elbette müfredata bu iki anlamdan birine işaret eden hiçbir ifade eklenmemiştir, bu da onların Allah Teala'dan gelen "saygın rivayetler" olarak eklendiği anlamına gelir.
Bu ayetlerin reddedilmeden konulması, tahrif edilmiş Tevrat'ın öğrenciler için güvenilir bir referans haline gelmesi demektir. Oysa bu Tevrat, Allah Teala'ya noksan sıfatlar isnat etmektedir (Allah bundan fersah fersah yücedir); Yakup'un Rabbiyle güreştiği iddiaları, insanı yarattığına pişman olması veya peygamberlere (onlara selam olsun) makamlarına yakışmayan büyük günahlar ve kötülükler atfedilmesi gibi.
İkincisi: Yöntemsel Çelişki ve Öğrencinin Zihninin Karıştırılması
Bu ayetlerin eklenmesi, tahrif edilmiş kitabı öğrencilerin sakındırıldığı "eleştirilen bir materyal" olmaktan çıkarıp, içindekilerle hidayet bulunan "ilahi bir kitap" haline getirir. Bu durum, "Vay o kimselere ki, elleriyle kitabı yazarlar da sonra onu az bir karşılıkla satmak için 'Bu Allah katındandır' derler" (Bakara Suresi, 79. ayet) ayetini okutan İslami eğitim müfredatıyla asla bağdaşmaz.
Öğretmen öğrenciye Ehl-i Kitab'ın tahrifatını anlatıp, sonraki derste (Vatandaşlık Eğitimi) öğrenci bu ayetleri Kur'an ile yan yana okuduğunda ne yapacaktır? Bu durum öğrencide kafa karışıklığına yol açar ve öğretmenin, "dinleri aşağılama" veya sınıftaki Hristiyan öğrenciler nedeniyle "fitne çıkarma" suçlaması korkusuyla Tevrat metnini eleştirmesine izin verilmez.
Üçüncüsü: İslam Şeriatına Aykırı Hükümlerin Propagandası
"Kadın Hakları" ünitesinde, Hristiyanlığın boşanmayı ve çok eşliliği yasakladığını vurgulayan bir metin "Hristiyanlıkta Kadın Hakları" başlığı altında eklenmiştir. Bu bağlam, boşanma ve çok eşlilik yasağının kadın için bir "hak" ve övülen bir özellik olduğu izlenimini verirken, bu iki husus İslam'da meşrudur. Müfredat sanki kız öğrenciye şöyle demektedir: "Hristiyanlık sana İslam'ın mahrum bıraktığı hakları veriyor." Oysa yapılması gereken, medyanın İslami hükümler hakkında oluşturduğu olumsuz kalıplardan öğrencilerin zihnini temizlemektir.
Dördüncüsü: Sözde Halk Egemenliğine Aykırılık
Bu ayetlerin eklenmesi, demokratların dillerinden düşürmediği "halkın egemenliği" ilkesine aykırıdır. Eğer Mısır halkına müfredata Tevrat ayetlerinin eklenmesi konusunda danışılsaydı, ezici çoğunluk bunu reddederdi. Öyleyse neden burada halkın görüşü alınmadı? Mesele şeriat olduğunda "egemenlik halkındır" derler, ancak mesele Ehl-i Kitab'ın kitaplarını desteklemek olduğunda halkın görüşü hiçe sayılır.
Beşincisi: Şer'i Mercilerin ve Alimlerin Dışlanması
Bu adım, yönetimin alimlere hiçbir değer vermediği anlamına gelir. Eğer hükümet, kendisini savunan alimlerin itibarını korumak isteseydi, bu eklemeleri onaylamadan önce onlara danışırdı. Ancak görünen o ki sistem şer'i bir referansı önemsemiyor, aksine siyasi çıkar gördüğü şeyi takip ediyor.
Altıncısı: Misyoner Okullarının Tehlikesini Aşması
Güvenilir alimlerimiz (Allah onlara rahmet etsin), Müslüman ülkelerdeki misyoner okullarının tehlikesine karşı her zaman uyarıda bulunmuş; bu okulların inancı yıkma, bozma ve bulandırma merkezleri olduğunu açıklamışlardır. Oysa o okullar faaliyetlerini gözlerden uzak yürütüyor ve genel Müslüman halk çocuklarını oralara göndermiyordu.
Ancak bu Tevrat ayetlerinin eklenmesi misyoner okullarından daha tehlikelidir; çünkü bu, tüm devlet ve özel okullardaki Müslüman çocuklarımıza dayatılan bir müfredattır. Ehl-i Kitab'ın şüpheleri artık misyoner okullarının duvarları arkasında sınırlı kalmayıp, çocuklarımızı kendi okullarında istila etmektedir.
Yedincisi: Tahrif Edilmiş Kitapların Meşrulaştırılmasına Hazırlık ve Başkalarını Razı Etme
Bu ayetlerin eklenmesi, bir sonraki adımın bazı "İslamcıların" savundukları kişilerin hatalarını haklı çıkarmak için tahrif edilmiş kitapları savunması olacağı anlamına gelir. Müslümanların zihnini karıştırmak için "Kutsal Kitap'taki her şey batıl değildir" diyenleri göreceksiniz. Onlar, "Siz Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça hiçbir temel üzerinde değilsiniz" (Maide Suresi, 68. ayet) ayetini, sanki mevcut tahrif edilmiş nüshaları onaylıyormuş gibi delil getirecekler! Bu savunuculardan büyük bir kafa karışıklığı ve çarpıtma göreceksiniz.
Ayrıca bu adım, ayetleri Tevratlarından alınan Siyonistleri memnun etmek ve yurt dışındaki Hristiyanlar Peygamberimize (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) saldırırken, Müslüman bacılarımız hala kiliselerde alıkonulurken bu "zafer" ile sevinen Hristiyanları razı etmek anlamına gelir.
Sekizincisi: Şirkin Sembolü Olan Haçın Yüceltilmesi
Vatandaşlık Eğitimi kitabının kapağında Kur'an-ı Kerim'in yanına "Haç" resminin konulması, şirkin sembolünün yüceltilmesidir. Haç, Hristiyanların İsa'nın Allah'ın oğlu olduğu inancının sembolüdür; bu inanç ise Buhari'nin rivayet ettiği bir Kudsi Hadis'te Allah Teala'nın kendisine yönelik bir "hakaret" olarak nitelendirdiği inançtır: "Allah Teala buyurdu ki: Ademoğlu bana hakaret etti, oysa buna hakkı yoktur... Bana hakareti ise 'Benim bir çocuğum olduğunu' söylemesidir."
Dolayısıyla haç, Allah'a hakaretin sembolüdür (Allah'a sığınırız). Bu yüzden Peygamberimizin (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) üzerinde haç işareti bulunan hiçbir şeyi bırakmayıp mutlaka onu bozduğu veya sildiği sabittir. Ömer bin Hattab (Allah ondan razı olsun) da "Ömer Ahitnamesi"nde Hristiyanlara şu şartı koşarak bunu anlamıştır: "Kiliselerimizde haçı göstermeyeceğiz, Müslümanların yollarında ve pazarlarında haçlarımızı ve kitaplarımızı sergilemeyeceğiz."
Bugünün demokratları ise haçın sadece kiliselerde gösterilmesine izin vermekle kalmıyor, onu Müslüman çocukların kitaplarına basıyorlar ki öğrenci onu her gün görsün, ona alışsın ve onun şirkin ve Yüce Rabbe hakaretin bir sembolü olduğu hissi zihninde silinsin.
Sonuç: Emanete İhanet ve Müfredatın Kirletilmesi
Tüm bu nedenlerden dolayı, müfredatın kirletilmesi en tehlikeli, en uzun vadeli ve kurtulması en zor işlerden biridir. İnsanlar unutabilir, nesiller buna alışabilir ve bu kirlilik sonraki gelenler tarafından çalışılmaya devam eder. Bu Tevrat kökenli ayetlerin müfredata eklenmesi; Allah'a, O'nun Elçisine (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun), Müslümanlara ve öğrenci evlatlarımıza karşı yapılmış bir ihanettir.
Bu eklemeler kökleşmeden ve yerleşmeden önce onları iptal etmek için çalışmalıyız; aksi takdirde bu dikenleri söküp atmak zorlaşacak ve bizler de bu ihanetin ortakları olacağız. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber'e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize de hainlik etmiş olursunuz."
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.