Neden Hilafet İlanı Hakkında Konuşuyoruz?
Bu konuşma, neden IŞİD tarafından yapılan Hilafet ilanı hakkında tartıştığımı açıklamaktadır.
https://www.facebook.com/pages/Dr-Eyad-Qunaibi-English-Page
@EYADQUNAIBI Google hesabı: gplus.to\eyadqunaibi
Bu konuşma, neden IŞİD tarafından yapılan Hilafet ilanı hakkında tartıştığımı açıklamaktadır.
https://www.facebook.com/pages/Dr-Eyad-Qunaibi-English-Page
@EYADQUNAIBI Google hesabı: gplus.to\eyadqunaibi
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Duygularıyla hareket eden aceleci kişilerin, hilafet ilanı hakkında neden konuştuğumuzu anlamaları gerekir. Eğer bu ilan, uluslararası sistemin temellerini ve bölgedeki işbirlikçi rejimleri sarsacak bir mücadeleyi beraberinde getirseydi, ortaya çıkanın bir hilafet olmadığını açıklamakla kendimizi yormaz, bu konudan daha öncelikli meselelerle meşgul olurduk.
Müslümanların toprakları zillet, perişanlık ve çöküş içinde; kafirlerin zorbalığına ve Müslüman onurunun aşağılanmasına maruz kalmış durumda. Öyle bir dibe vurulmuş ki, bundan daha aşağısı yoktur. Eğer Müslüman halkları aşağılamaktan zevk alan küresel sistemi ve onun piyonlarını meşgul edecek biri çıkarsa, o kişi zalim de olsa yoluna engel olmayız. Bir gün gelip de "başkalarından daha hafifler" iddiasıyla diktatörlerin tahtlarını sağlamlaştırmak için kullanılmaktansa boğazlarımızın kesilmesini tercih ederiz. Aksine, yerin ve göğün arkalarından ağlamayacağı o günde, Allah'tan onların yok olmasını dileriz.
Ancak biz bu ilan hakkında, üzerine inşa edilen ve bizi beklenen zaferden daha da uzaklaştıran batıl sonuçlar nedeniyle konuşuyoruz. Bu nedenle, bu batıl dalların ve sonuçların üzerine inşa edildiği asıl temelin geçersizliğini açıklamak zorunlu hale gelmiştir. Burada, açıkça ilan edilen veya önü açılan bu sonuçlardan ikisini zikredeceğiz:
Cihat cephelerinde var olan grup ve yapıların geçersiz sayılması ve "Müminlerin Emirliği" iddia edilen kişiye itaat etmeye zorlanmasıdır. Bunun bir hilafet olduğuna inananlar buna icabet edecek, hilafet olmadığını bilenler ise reddedecektir. Bu durum, sloganlara aldananların sandığı gibi birliği sağlamak değil, cihat meydanlarını batıl bir iddiayla bölmek ve zayıflatmak anlamına gelir.
Peygamber efendimizin (Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun) hadislerinin yerli yersiz ve tehlikeli bir şekilde kullanılmasıdır. Örneğin: "İşiniz bir adamın etrafında toplanmışken, birliğinizi bozmak veya topluluğunuzu parçalamak isteyen biri size gelirse onu öldürün" (Müslim rivayet etmiştir). Buradaki "topluluk" ümmetin tamamıdır. Nitekim sahih hadiste şöyle buyurulur: "Ümmetim birleşmişken kim onlara karşı çıkar (isyan ederse), kim olursa olsun onu öldürün."
Bazı kıt akıllılar, ümmetin hilafet iddia edilen kişi üzerinde birleştiğini ve bu makamın ona meşru yollarla geçtiğini iddia ettiler. Ardından da bu birliği bozanın öldürülmesinin meşru olduğu sonucunu çıkardılar. Peki, bu durumda "birliği bozmanın" tanımı nedir? Bu, herkesin kendi içtihadına bırakılmış; kafaya kurşun sıkıp içindekini çıkarmaya yeşil ışık yakılmış, hiçbir onur ve saygı gözetilmemiştir!
Bunlar, çarpık uygulamalar için verimli bir zemin oluşturan coşkulu ve duygusal söylemlerdir. Bazı cahillerin anlayışına göre, bu grubun doğru yolda olmadığını görüp ayrılmak isteyen kişi "birliği bozan" sayılacaktır. Bir bölgede bazı fertler biat edip diğerleri etmezse, biat etmeyenler "birliği bozanlar" olacaktır. Hatta sadece hilafet hakkında ilmi bir makale yayınladığım için, bazıları bana "kim olursa olsun onu öldürün" hadisiyle imada bulunmaya başladı; çünkü onun hastalıklı anlayışına göre makalemle birliği bozuyorum!
Bunlar karmaşık sorunlardır: "Birliği bozma" tanımının ucu açık bırakılması ve buna bağlı olarak öldürme hükmünün verilmesi sorunu; Allah'ın izniyle açıklayacağımız üzere, ancak meşru yollarla gerçek bir hilafete ulaşan kişinin hak edebileceği hilafet yetkilerinin iddia edilmesi sorunu üzerine inşa edilmiştir. Hele bir de bu ilana, kapsamı oldukça geniş tutulan "Sahveler" ve "Mürtedler" kavramları üzerindeki vurgu eklenince durum ne olur?
Eğer mesele sadece uluslararası sistem ve uşaklarıyla mücadele etmekle sınırlı kalsaydı konuşmazdık; "Bırakalım bu iddia edilen hilafet şansını denesin, hatta ona yardım etmek gerekir" derdik. Ancak Batı medya makinesi, "Hilafet" kelimesini bu ilanı yapanlarla özdeşleştirerek yayıyor ve yapılan yanlış uygulamaları hilafet kavramının kendisine yapıştırarak onu karalamaya çalışıyor.
Bugün bir hilafetin kurulduğuna inananların birçoğu, eğer bu model başarısız olursa yarın büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaktır. O zaman başarısızlığın, gerçek hilafetten uzaklaştıran zalimce uygulamaların ve yanlış bir iddianın sonucu olduğunu fark edemeyebilirler. Hatta hilafetin kendisine, şeriat kavramlarına ve İslami yönetim düşüncesine olan inançları bile sarsılabilir.
Dolayısıyla kardeşlerim, bu mesele okşanacak duygular değil, bir din meselesidir. Daha önce de bir "devlet" ilan edilmişti ve erdemli kişiler, bu ilanın moral yükselteceği ve düşmanı korkutacağı düşüncesiyle sessiz kalmışlardı; ancak sonuçta bu durum yakınlara zulmedilmesine ve düşmanın sevinmesine yol açtı.
Bu ilanı yapan grup; Allah'ın şeriatıyla hükmetse, kontrol ettiği topraklarda adaleti gözetse, haksızlıkları giderse ve kendisine yakın olan gerçek kafirlerle cihat etse ne kaybederdi? Diğerlerinin cihat etmesine ve cepheleri tutmasına izin verse, onları mecbur olmadığı şeylere zorlamasa ne kaybederdi? Yılanın başını ezse ve "Sahveler" veya "birliği bozanlar" dedikleriyle uğraşmasa ne kaybederdi? Eğer böyle yapsaydı, Müslümanların gerçekten bir hilafete sahip olmasına yardım etmiş olurdu.
Bu konuyu konuşmamızın sebebi budur. Yoksa biz asla ümmetin izzetine, hakimiyetine ve düşmanıyla cihadına yönelik hiçbir çabayı boşa çıkarmak niyetinde değiliz. Biz sadece, bu hedeften saptırıp tam tersine götürdüğünü gördüğümüz konularda nasihat ediyoruz.
Allah Müslümanların kalplerini birleştirsin ve bizi Peygamberlik metodu üzere bir hilafeti ihya etmekte kullansın. Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.