Soru: Dinin senin yanındaki değeri nedir?
Kişisel Facebook sayfası https://www.facebook.com/EyadQunaibi
Twitter hesabı @Dr_EyadQun
Kişisel Facebook sayfası https://www.facebook.com/EyadQunaibi
Twitter hesabı @Dr_EyadQun
Kıymetli dostlar, çok uzun olmayan bir süre önce bir terziye gittim. Bu terzinin dükkanının vitrininde bir Müslümana asla yakışmayan, gençlerin duygularını yersiz yere tahrik eden resimler vardı. İçeri girdiğimde dükkan sahibi Ebu Muhammed'in ikindi namazı için abdest aldığını gördüm. Dükkanına ise "Hepimiz sana feda olalım ey Allah'ın Elçisi", "Canım feda sana ey Allah'ın Elçisi" yazılı afişler asmıştı.
Ona dedim ki: "Ey Ebu Muhammed, sen saygıdeğer, faziletli ve Allah'ın Elçisi'ni seven bir adamsın. Vallahi bu tür resimleri asmak sana yakışmıyor." Bakalım bana ne cevap verdi? Dedi ki: "Vallahi onları asarken kötü bir niyetim yoktu, sadece dükkanı güneş ışığından korumak için astım!"
O an aklıma şu soru geldi: Ebu Muhammed'in katında dinin değeri nedir? Ve daha önemli, daha öncelikli olan soru: Müslüman kardeşim ve Müslüman bacım, senin ve benim katımda dinin değeri nedir?
Pek çok insanın katında dinin değerinin ne kadar olduğunu görmek için size hızlıca birkaç örnek vereyim:
İşine giden, dükkanında sigara satan adama: "Kardeşim, sigara satma; bunlar Müslümanlara karşı savaşta paralarını kullanan yabancı şirketlerdir. Ayrıca bu sigara Müslüman gençlerin sağlığını mahvediyor, biz güçlü gençler istiyoruz" dediğinizde, size her soruya verdikleri o meşhur üç kelimelik hazır cevabı verir: "Ne yapalım yani?".
Vallahi bu cevap insanı çileden çıkarıyor! Kişi günahların içinde oturmuş, müstehcen filmler izliyor, elinde sigara; ona "Kardeşim bu yaptıkların caiz değil" diyorsun, o ise sanki biri başına silah dayayıp onu zorluyormuş gibi "Ne yapalım?" diyor. Eğer bu insan, sigara paketlerinden gelecek üç beş kuruşu Allah'ın rızasına tercih ediyorsa, onun katında dinin değeri nedir?
Şirket sahibi, dükkan sahibi, okul öğretmeni, üniversite doktoru, bölüm başkanı veya şirket müdürü; kurumunda bir kötülük gördüğünde susuyor ve yapabildiği en büyük şey "Güç ve kuvvet ancak Allah'ındır" demek oluyor. Allah'ın haramlarının çiğnendiğini, sınırlarının yok sayıldığını, dininin terk edildiğini görüyor ama kalbi soğuk, dili suskun kalıyor.
Fakat ona: "Bu yıl mesai arkadaşlarına 150 dinar vereceğiz, sana ise 75 dinar yeterli" denilse, o uysal ve sessiz adam bir anda kükreyen bir aslana dönüşür! Damarları şişer, yanakları kızarır, sesi yükselir, kasları gerilir; hakkını alana kadar eliyle, kalbiyle ve diliyle tepki gösterir! Allah'ın hakkı onun için önemsizleşmiş, kendi şahsi hakkı ise kıymetlenmiştir. Çalışanlar arasındaki uygunsuz kıyafetleri, karışık ortamları ve laubalilikleri gördüğünde öfkelenmezken, mesele şahsi haklarına gelince kükreyen bir aslan kesilir.
Bir dostum anlatıyor: Ünlü bir şirketteki bölümünde müdür bir genelge yayınlamış: "Sakallı olanlar sakallarını düzeltsin, kısaltsın ve şekil versin." Diğer yandan kadın çalışanlar diz boyu kıyafetlerle geziyor! Bu saygıdeğer müdür namaz kılıyor ama buna rağmen şirketindeki bu kötülüğe göz yumuyor.
Çocuklarının eğitimini ihmal eden baba ve kızının terbiyesini ihmal eden anne; bakıyorsunuz anne, kızını tüm aşılarına vaktinde götürmek için çok titiz davranıyor, bir gün bile aksatmıyor. Onu sadece insan hastalıklarından değil, hayvanlardan geçebilecek hastalıklardan bile korumaya çalışıyor. Boğmacaya, kudurmaya karşı aşılatıyor; kuş gribinden, domuz gribinden, deli dana hastalığından korkuyor. Ancak kızına tesettürü emretmeyi ihmal ederek onu alev alev yanan bir ateşten korumaktan korkmuyor!
Oysa Allah'ın şu sözünü duyuyor: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan sert ve güçlü melekler vardır." Eğer bir anne, kızının felç olmasından, kızamıktan veya çiçek hastalığından, cehennem ateşinden korktuğundan daha çok korkuyorsa, onun katında dinin değeri nedir?
Bir gence: "Kardeşim neden namaz kılmıyorsun?" dediğinde, sana: "Vallahi üniversitedeki tuvaletlerin kokusu uygun değil, bu yüzden namazı erteliyorum ve akşam hepsini birden kılıyorum, çok şükür!" diyor. Oysa aynı kişi, daha etkileyici bir parfüm sürmek istediğinde o kokusu iyi olmayan tuvaletlere girmeyi biliyor.
Diğer taraftan bir genç kıza: "Neden namaz kılmıyorsun?" dediğinde, sana: "Açıkçası oje sürüyorum ve duydum ki oje abdest suyunun geçmesine engel oluyormuş, bu yüzden namaz kılamıyorum!" diyor. Bakın, ben bu örnekleri kafamdan uydurmuyorum; bunlar duyduğumuz gerçek, yaşanmış örneklerdir. Yani onun katında oje namazdan daha önemli; peki dinin değeri nedir?
Allah'ın kitabında: "Zinetlerini göstermesinler..." ayetini okuyan ve Allah'ın, kadının zinetini kimlerin yanında gösterebileceğini tek tek saydığına şahit olan bir genç kız, hal diliyle: "Hayır Rabbim, ben zinetimi göstermek istiyorum" diyor. Ona üç ayet, dört hadis, sahabeden beş söz, altı beyit şiir getiriyorsun ama iç dünyasında en ufak bir kıpırtı olmuyor!
Eskiden duyardık; geçmişteki salih zatlardan birine bir ayet okunduğunda titrer, gözlerinden yaşlar boşanır ve güzel bir tövbe üzere vefat ederdi. Bugün ise dinleyicinin önüne delilleri yığıyorsun, o ise başını sallayıp "Biliyorum, biliyorum" dercesine acı bir tebessüm ediyor ve halinden hiçbir şeyi değiştirmiyor! Onun katında delillerin ve Allah'ın dininin değeri nedir?
Düğün gecelerinde -ki bu Allah'ın onlara olan nimetinin zirvesidir- Allah'a isyan etmede adeta yarışan gelin ve damat; Rabbimiz onlara nimet indiriyor, erkeğe bir eş, kadına bir eş lütfediyor. Nimetin zirvesindeyken hanımefendi gidiyor, abdestle makyajı bozulmasın diye ikindi ve akşam namazlarını terk ediyor!
Beyefendi ise gidip haremlik-selamlık olmayan karışık bir düğün yapıyor veya kızın kuzenleri, kız tam süslü halindeyken takı takmak için yanına giriyor. Uygun olmayan şarkılar çalınıyor. Onları uyardığınızda ise: "Kardeşim bu hayatın bir gecesi, eğlenmek istiyorum!" diyorlar. Onlar için ancak Allah'ı öfkelendirdiklerinde bir sevinç hasıl oluyor, oysa o an onlara nimeti veren O'dur! Onların katında Allah'ın dininin değeri nedir?
Yeni evli çiftler boşanma vakti geldiğinde; vallahi kardeşlerim, insanların boşanma esnasında Allah'a isyan etmedeki maharetlerine baktığımda, boşanma konusunda Allah'ın hükümlerine uyan bir karı koca neredeyse göremiyorum. Oysa Kur'an'da boşanma ile ilgili çok yoğun ayetler bulunmaktadır.
Yüce Rabbim şöyle buyurmuştur: "Onları evlerinden çıkarmayın." Bir kadın kocası tarafından boşandığında, iddet süresini tamamlayana kadar evinde kalmaya devam eder. Peki, buna uyuluyor mu? Hayır. Kadın gider, erkek kardeşi onu çıkarmaya gelir, babası ve annesi gelip onu evden çıkarırlar.
Yüce Allah'ın: "Onlara baskı yapmayın" buyruğuna kim uyuyor? Mehir ve altınların bir kısmını geri almak için kadınlara hayatı dar etmeyin. Yüce Allah'ın şu buyruğuna kim uyuyor: "Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini bitirmeye yaklaştıkları vakit, ya onları iyilikle tutun ya da iyilikle serbest bırakın." Ya güzellikle tutmak ya da güzellikle ayırmak gerekir. "Onlara zarar vermek ve haklarını çiğnemek için onları tutmayın. Kim bunu yaparsa şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini alaya almayın."
"Allah'ın ayetlerini alaya almayın" ifadesinin ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Bazı insanlar boşanmayı eşine zarar vermek için kullanıyordu; kadına "Seni boşadım" diyor, iddetin bitmesine bir gün kala "Sana geri döndüm" diyor, iki gün sonra tekrar "Seni boşadım" diyordu. Sırf Allah'ın hükümlerini kullanarak kadına eziyet etmek için! İşte Allah Teala bunu, ayetleriyle alay etmek olarak kabul etmiştir.
Bu ayetleri okuyan, tecvid kurallarını en ince ayrıntısına kadar uygulayan, "Allah'ın ayetlerini alaya almayın" kısmındaki uzatmaları dört elif miktarı çekmeye özen gösteren, kelimelerdeki harflerin hareke ve mahreçlerine titizlik gösteren biri, nasıl olur da Allah'ın hakkını bu kadar hafife alabilir?
Bazen kendi kendime soruyorum: İnsanların gözünde bu kadar hafife alınan, değersizleşen bu din; Habbab bin Eret'in Mekke çöllerinde ateşler üzerinde sürüklendiği dinin aynısı mıdır? Ammar bin Yasir'in annesi Sümeyye (Allah ondan razı olsun) ve babası Yasir'in, bu din uğruna Mekke kumları üzerinde işkenceyle öldürüldükleri din ile bu aynı din midir?
İbn Abdülber "El-İstiab" adlı kitabında rivayet eder ki; Ömer bin Hattab (Allah ondan razı olsun), Habbab'a şöyle sordu: "Kureyş'in sana yaptığı işkenceler ne boyuta ulaştı?" (Yani sana yaptıkları en şiddetli şey neydi?). Habbab: "Ey Müminlerin Emiri, sırtıma bak" dedi. Sırtını açtığında, kalbi çok güçlü olan Ömer bin Hattab bile dehşete düştü! "Bugünkü gibi bir şeyi asla görmedim!" dedi. Kemik üzerine yapışmış, deri üzerinde şekli bozulmuş bir et kütlesi gördü. Habbab dedi ki: "Ey Müminlerin Emiri, benim için ateş yakılır, sonra onun üzerine sürüklenirdim. O ateşi sırtımın yağından başka hiçbir şey söndürmezdi" (İşkencenin şiddetinden sırtındaki yağlar eriyip ateşi söndürürdü).
Bugün insanların gözünde bu kadar basit olan din, Habbab'ın uğruna bu işkencelere katlandığı dinin aynısı mıdır? Bu Habbab (Allah ondan razı olsun), sahih hadiste anlatıldığı üzere Kabe'nin yanındayken Peygamber Efendimize (Allah'ın selamı onun üzerine olsun) gelip: "Ey Allah'ın Resulü, bizim için yardım dilemeyecek misin? Bizim için dua etmeyecek misin?" diyen kişidir. Bunun üzerine Allah Resulü'nün (Allah'ın selamı onun üzerine olsun) yüzü kızardı, yaslanmış durumdayken doğrulup oturdu ve şöyle buyurdu: "Sizden öncekiler içinde öyle adamlar vardı ki, yakalanır, onun için bir çukur kazılır ve içine konulurdu. Sonra bir testere getirilir, başının üzerine konur ve başı ikiye bölünürdü de bu onu dininden döndürmezdi! Demir taraklarla etinin altındaki kemik ve sinirleri taranırdı da bu onu dininden döndürmezdi! Vallahi Allah bu dini tamamlayacaktır; öyle ki bir binici San'a'dan Hadramevt'e kadar, Allah'tan ve koyunları için kurttan başka hiçbir şeyden korkmadan gidecektir. Fakat siz acele ediyorsunuz."
Öyleyse ey cemaat, birçok insanın hafife aldığı bu dinin, sahabenin uğruna her şeyini feda ettiği din ile aynı olması mümkün müdür?
Şu sözle bitirmek istiyorum; bunu hatırla ve kulağına küpe yap: Eğer Allah katındaki değerini bilmek istiyorsan, Allah'ın dininin senin yanındaki değerine bak. Eğer Allah'ın dini, verdiğimiz örneklerdeki gibi senin için basit ve değersizse, sen de Allah katında değersizsin. Eğer Allah'ın dini senin için kıymetli, aziz ve yüceyse, sen de Allah katında değerlisin.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah'tan sakının, çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah'ı unutan, bu yüzden Allah'ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar yoldan çıkanların ta kendileridir. Cehennemliklerle cennetlikler bir olmaz. Cennetlikler muratlarına erenlerin ta kendileridir. Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu Allah korkusundan baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu örnekleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz."
Allah'ım, bizi dinini yüceltenlerden eyle. En doğrusunu Allah Teala bilir. Allah'ın selamı ve rahmeti Muhammed'in, ailesinin ve ashabının üzerine olsun.