Ukrayna, Vatandaşlık ve Ehl-i Zimmet
Ukraynalılar İslami bir sistemde olsaydı
Ukraynalılar İslami bir sistemde olsaydı
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun değerli dostlar. Dinin düşmanları ve kalpleri marazlı olanlar, İslam'daki "ehl-i zimmet" kavramına saldırıyor ve şöyle diyorlar: "Bu medeni olmayan bir kavramdır; medeni olan kavram vatandaşlıktır. Vatandaşlıkta tüm bireyler aynı hak ve sorumluluklara sahiptir, ikinci sınıf vatandaş yoktur."
Tabii ki bu sloganlar Ukrayna krizinde buharlaşıp gitti. Orada Ukrayna'nın bazı sakinlerine onuncu sınıf vatandaş muamelesi yapıldığını gördük; siyahilerin, Arapların veya Hintlilerin savaştan kaçmak için trenlere binmesine izin verilmedi. Genel olarak Müslümanlara onuncu sınıf insan muamelesi yapan iğrenç açıklamalar duyduk. Uluslararası sistemin huyu budur: Zorluk anlarında ve kaynaklar üzerindeki çatışmalarda çöken içi boş sloganlar.
Şimdi, Ukrayna sakinlerinin -beyaz olsun veya olmasın- Allah'ın şeriatını uygulayan ve kitap ehli olanlara ehl-i zimmet muamelesi yapan bir İslam devletinde yaşadığını ve bir saldırıya uğradıklarını hayal edelim. İslam'ın bu saldırı karşısındaki tutumu ne olurdu?
Öncelikle "ehl-i zimmet", onların Allah Teala'nın ve Resulü'nün (Allah'ın selamı ve salatı onun üzerine olsun) güvencesi ve himayesi altında oldukları anlamına gelir. Bu isimlendirmede onların haklarının gözetilmesi vardır ve bu yüzden Müslümanların onları savunması zorunludur. İbn Hazm el-Endelusi "Meratibü'l-İcma" adlı eserinde şöyle der:
"Zimmet altında olan biri varsa ve düşman ordusu onu hedef alarak topraklarımıza gelirse, Allah Teala'nın ve Resulü'nün güvencesi altında olan kişiyi korumak için silahlanıp onlarla savaşmaya çıkmamız ve bu uğurda ölmemiz vaciptir. Müslümanlar bu uğurda canlarını feda edene kadar canla başla savunma yapmalıdır."
Bu, Allah Teala katında bir cihat sayılır.
Peki, bir Müslüman bir zimmiyi savunurken ölürse hükmü ve mükafatı nedir? O kişi o zaman gerçek bir şehittir, Allah katında şehittir. "Vatandaşlık şehidi" veya "insanlık şehidi" değil, Allah yolunda şehittir.
Fıkıh Ansiklopedisi'nde şöyle geçer:
"Fakihler, haksızlığa uğramanın, öldürülen kişinin şehit sayılmasında (kafirlerle yapılan savaş meydanındaki şehitlik dışındaki şehitlik kastedilmektedir) etkisi olduğu görüşündedirler. Zulmen öldürülme biçimlerinden bazıları şunlardır: Hırsızlar, asiler veya yol kesiciler tarafından öldürülenler; kendisini, malını, canını, dinini, ailesini, Müslümanları veya ehl-i zimmeti savunurken öldürülenler."
Dikkat edin: "Veya ehl-i zimmeti". Allah Teala'nın rızası için ehl-i zimmeti savunan ve bu uğurda öldürülen kişi şehittir. Benim peygamberime ve dinime inanmayan erkek ve kadınları savunmak için savaşıyorum ve yine de şehit mi oluyorum? Evet, çünkü sen onları Allah Teala'ya itaat etmek için ve Allah'ın ve Resulü'nün (Allah'ın selamı ve salatı onun üzerine olsun) zimmetini/ahdini korumak için savundun.
Burada benimle birlikte şu altı hususa dikkat edin:
Ölçü İslam ve onun hükümlerinin uygulanması olduğunda, beni ehl-i zimmeti savunmaya iten şey akidem, Allah'a olan itaatim, O'nun ve Resulü'nün (Allah'ın selamı ve salatı onun üzerine olsun) zimmetine verdiğim değer ve genişliği gökler ve yer kadar olan cennete duyduğum arzudur.
Hatta şu anki durumumuzda, şeriatı uygulayan bir devletin yokluğunda bile, gayrimüslimlerden bir insan zulme uğrarsa, Allah Teala'ya yakınlaşmak için gücüm yettiğince onu savunurum. Aradaki farka bir bakın; kafirler bile kendilerini nerede daha güvende hissederler? Allah'a yakınlaşmak için kendilerini savunan "aslanlar" arasında mı? Yoksa itici gücü vatan ve vatandaşlık gibi muğlak kavramlar olanların yanında mı?
Eğer bilselerdi, dünyanın ve ahiretin salahı için Allah'ın hükmü ne kadar güzeldir: "Onlar hala cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanan bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzel olabilir?"
Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.