Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun ey değerli dostlar.
Geçtiğimiz günlerde yaşananlarda hayır yönleri vardır; ancak ümmet zafer istiyorsa, bunun göz ardı edilemeyecek kanunları (sünnetullah) mevcuttur. "Hayrı umun ki bulasınız" sözü bir hadis, hatta doğru bir kaide bile değildir. Doğrusu şudur: "Hayır için çalışın ki onu bulasınız."
Sebeplere sarılma konusunda zayıf kalıp, olayları etkilemek için ciddi bir çaba sarf etmeden sadece izlemekle yetinmek ve buna rağmen birbirimize zaferin yakın olduğunu müjdelemek, bazılarının sandığı gibi Allah’a hüsnüzan beslemek değil, yerilen bir tevekkül anlayışı ve bir kusurdur. Aciz kişi, nefsini arzularına tabi kılan ve Allah’tan boş temennilerde bulunandır.
Daha önce tecrübe ettik ki, amel etmeden büyük beklentilere girenler daha sonra psikolojik bir çöküş yaşıyor ve Allah’ın vaadinden şüphe etmeye başlıyorlar. Bunu, birçok kişide, hatta bazı davetçilerde bile hakim olan o "yakın tarihli müjdeler" ve aşırı ümit halini gördüğüm için söylüyorum. Allah’ın dinine gerektiği gibi yardım etmeyen koca bir ümmet için zaferin bu şekilde geleceğini sanıyoruz. Birileri "Neden umduğumuz şey gerçekleşmedi?" demeden önce bu hakikatleri hatırlatmak gerekir. De ki: "Bu, sizin kendi nefislerinizdendir."
Bu, yakında Mescid-i Aksa’da namaz kılmayacağımız anlamına mı geliyor? Hayır, bu; birilerinin bize "İşte Aksa'yı sizin için özgürleştirdik, gelin burada namaz kılın" demesini beklemememiz gerektiği anlamına geliyor. Bu, uzaktan izleyici rolünde olmamamız, aksine elimizden geldiğince Allah’ın dinine yardım etmek için bir yol arayışında olmamız gerektiği anlamına geliyor. Denildiği gibi: Allah’ın yardımı yakındır, ancak ona yaklaşan veya ondan uzaklaşan biziz. "Şüphesiz Allah’ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır."
Denklem nettir: "Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder." Bu yüzden "Allah’ım, vaat ettiğin zaferini ver" demek yerine, "Allah’ım, senin zaferine layık olabilmemiz için bize sana itaat etme konusunda yardım et" demeliyiz. İşte o zaman Allah bereket verir, sebepleri hazırlar, bizi aziz kılar ve yüceltir. O vakit en son derdimiz düşmanlarımızın gücü ve üstünlüğü olur; çünkü Allah onlara tuzak kurar ve hilelerini boşa çıkarır. O zaman zaferi uzak görenlerden veya şu kadar uzun zaman sonra geleceğini düşünenlerden olmayız.
Gençler arasında bu olaylardan sonra düzelmeye başlayan veya kurtuluşun yakın olduğunu hissedip tövbe etmek üzere olanlar var. Ancak zaferin kanunları ve uğrunda çaba sarf edilmesi gereken sebepleri olduğunu fark edince gevşeyip eski hallerine dönüyorlar. Onlara diyoruz ki: "Kim topukları üzerinde geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri ödüllendirecektir." Ve yine diyoruz ki: "Eğer yüz çevirirseniz, Allah yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar."
Öyleyse gel, yönel ve yüz çevirme! Tövbeni, Allah’ın bir gün izin vereceği o zaferin sebeplerinden biri kıl. Hak ile batıl ehlinin ayrışmasına, mazlumlara elimizden geldiğince, uzun soluklu bir sabır ve yüksek bir azimle yardım etmeye odaklan. Dinine hizmet edeceğin bir projen olsun.
Peki ama nasıl? Nereden başlayayım? Yapabilir miyim? Vallahi kardeşlerim, insanların Rablerine olan sevgilerini, O’na olan tazimlerini ve dinlerine olan bağlılıklarını artırmanın ne kadar büyük bir etki yarattığını bizzat görüyorum; yolun başı budur. Tüm bunlarda Allah’ın bereketini görüyoruz. Her şeyin başı, kalbine dinin için bir dert düşmesi ve bir daha gaflete düşmeyecek bir uyanışın gerçekleşmesidir. Sen nefsinle ve arzularınla mücadele et, Allah sana ulaştıran yolları gösterecektir. "Bizim uğrumuzda cihat edenlere (çaba sarf edenlere) yollarımızı mutlaka gösteririz. Şüphesiz Allah, iyilik edenlerle beraberdir."
Özetle: "Yakında Aksa'da namaz kılacak mıyız?" sorusu, gökyüzünden bir göktaşının ne zaman geçeceği gibi bizim rolümüzün olmadığı bir bilgi sorusu değildir; aksine cevabın bir parçası biziz.
Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.