Yeni Mısır Anayasasının Eleştirisi: Kusur İkincil mi Yoksa Temeli mi Yıkıyor?
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Kardeşlerim, oylamaya sunulan Mısır anayasasıyla ilgili olarak; bazı menfaatler elde etmek adına içindeki kötülüklere katlanılabilir mi, yoksa bunlar dinin aslını yıkan ve hiçbir maslahat için kabul edilemeyecek kötülükler midir?
Başlangıç olarak, Hüsnü Mübarek ve Sedat anayasalarında şer'i açıdan itiraz edilen maddelerin aynısı yeni anayasada da mevcuttur; bunlardan hiçbir şey iptal edilmemiştir. Bazılarının en büyük başarıları olarak gördüğü ve itiraz edilen maddeleri şeriata uygun şekilde tefsir ettiğini düşündüğü 219. maddeye gelince; bu madde şöyle der: "İslam şeriatının ilkeleri; külli delillerini, usul ve fıkıh kaidelerini ve Ehli Sünnet ve'l Cemaat mezheplerinde muteber olan kaynaklarını kapsar."
219. Madde: Bir Başarı mı Yoksa Eskinin Yeniden Üretimi mi?
Bu madde, devrik lider döneminde Anayasa Mahkemesi'nin bir kararı olarak zaten mevcuttu (1994 yılı, 113 sayılı karar). Metni şöyledir: "Hiçbir yasama metni, sübutu ve delaleti kesin olan şer'i hükümlere aykırı olamaz. Zira bu hükümler, İslam şeriatının yorumlanamaz ve değiştirilemez olan külli ilkelerini ve sabit esaslarını temsil ettiği için içtihada kapalıdır."
Hüsnü Mübarek dönemindeki bu metin, şeriata başvurma konusunda İslamcılar dönemindeki 219. maddeden daha açık ve netti. Buna rağmen İslamcılar daha önce buna itiraz etmişlerdi ve biz de şu iki nedenden dolayı hala itiraz ediyoruz:
- Silinebilirlik ve Değiştirilebilirlik: Bu karar iptal edilebilir niteliktedir. Yeni anayasanın 217. maddesi -tıpkı eskisinde olduğu gibi- Cumhurbaşkanına ve Meclise herhangi bir maddeyi değiştirme yetkisi vermektedir. Bu yüzden İslamcılar, şeriat maddesinin tartışmaya, referanduma veya itiraza kapalı "anayasa üstü" bir madde olması gerektiğini vurguluyorlardı. Ancak sonra bu talepten vazgeçtiler ve yeni madde eski bir mahkeme kararı gibi oldu. Şeriatın referans kaynağı olmasının silinebilir ve değiştirilebilir olması, bizim için tartışmayı bitiren başlı başına bir kusurdur.
- Muğlaklık ve Kaypaklık: Anayasa destekçileri bize bu maddenin ne anlama geldiğini açıklayabilir mi? Külli delilleri nelerdir? Usul kaideleri hangileridir? Muteber kaynakları nelerdir? Bu genelleme ve muğlaklık, maddeden kaçınmayı ve etrafından dolanmayı kolaylaştırmıyor mu? Bu metin haliyle sevinilecek bir şey değildir; yasaların %80'inin şeriattan, %20'sinin ise şeriata taban tabana zıt beşeri kanunlardan oluşmasına izin verir. Bunu engelleyen her türlü yorum da yine değiştirilmeye ve silinmeye müsaittir.
Dolayısıyla, yeni anayasa gölgesinde şer'i nassa aykırı bir kanun hazırlamak çok kolaydır. Eğer itiraz edilirse, "şeriatın ruhuna" veya "hoşgörü ilkelerine" aykırı olmadığı cevabı verilir. Aykırı olsa bile, "Şeriatın tek kaynak olduğunu size kim söyledi?" denilir.
Halkın Egemenliği mi Şeriatın Hakimiyeti mi?
Bu muğlaklığın karşısında, diğer maddelerde dinin açıkça nasıl zayi edildiğini görelim:
- 1. Madde: Mısır'ın sisteminin "demokratik" olduğunu belirtir. Bu genelleme, 5. ve diğer maddelerde yasama yetkisini insanlara verecek şekilde açıklanmıştır.
- 5. Madde: "Egemenlik halkındır" der. Tevil edenlere sorumuz şudur: Eğer bu madde şeriata aykırı olmayacak şekilde yorumlanabiliyorsa, Selefiler neden daha önce bunu değiştirmenin şer'i bir görev olduğunu savunuyorlardı? Sonra onları bunun yorumlanabilir olduğuna kim ikna etti? Akide konusu, kötülüğe giden yolların kapatılması gereken ilk konudur. Halkın egemenliği, insanları Allah'ın hükmünde ortak yapar. Belki de İslamcılar "yalnızca" kelimesinin çıkarılmasına (Egemenlik yalnızca halkındır yerine Egemenlik halkındır denmesine) sevindiler; böylece egemenlik Allah ile birlikte halkın oldu, Allah yardımcımız olsun.
- 79. Madde: "Hükümler halk adına verilir ve infaz edilir" der. Yani hükümler Allah'ın hükmü olduğu için değil, halk öyle istediği için uygulanır. Maddenin devamında, bir memurun hükmü uygulamayı reddetmesinin suç olduğu belirtilir. Eğer bir memur, şeriata aykırı olduğu gerekçesiyle bir hükmü uygulamazsa, kanun gücüyle cezalandırılan bir suçlu sayılacaktır.
Vatandaşlık ve Dostluk-Düşmanlık (Vela ve Bera) Akidesinin Silinmesi
- 6. ve 33. Maddeler: Hak ve ödevlerde tüm vatandaşları eşit kılan demokrasi ve vatandaşlık ilkelerini esas alır. Bu, hak ve ödevlerde dinin hiçbir ağırlığının olmadığı Batı demokrasisinin ta kendisidir. Bu durum, bir Hristiyanın veya dinden dönen birinin yönetime veya yargıya gelmesine imkan tanır ki bu da "Vela ve Bera" (Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek) akidesinin silinmesidir.
- Çok Partililik: 33. madde, "din" esasına dayalı siyasi parti kurulamayacağını belirtir. Bu, milletvekillerinin meşruiyetlerini şeriattan almadıkları ve şeriatın onların kimliği olmasına izin verilmediği anlamına gelir. Aksine meşruiyetlerini, kendilerini yasa koyucu olarak seçen halktan alırlar.
Kişisel Özgürlükler ve İnanç
34, 43 ve 45. maddeler; kişisel özgürlüğü, inanç ve ifade özgürlüğünü şeriat çerçevesine oturtmadan güvence altına alır. Özgürlük kavramlarının bu şekilde mutlak bırakılması, Allah'ın haram kıldığına davet etmek veya şer'i hükümleri eleştirmek gibi şeriata aykırı kötüye kullanımların devam etmesi demektir.
Sonuç:
Bu, bazı maddelerin hızlı bir incelemesiydi ve bu anayasanın İslam ile bir ilgisi olmadığını, hükmü Allah'tan başkasına, yani insanlara verme konusunda önceki dönemlerin anayasalarından farklı olmadığını göstermektedir. Peki, İslamcıların geçen süre boyunca görevi neydi? Akideleri mi tüketildi ve boyun eğene kadar tavizleri mi sömürüldü?
Bu anayasa karşısında takınılması gereken tutumu, Allah'ın izniyle bir sonraki konuşmamızda ele alacağız. Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.