Bölüm 38 - Allah'ın İzniyle Onları Daha Huzurlu Bir Manzarada Göreceksin!
Bu düşünceyi Hicri 1431, Miladi 2010 yılında yazmıştım:
Ailemden uzak kalma şeklindeki mevcut imtihanım, ikiz çocuklarım (Lin ve Lujain) beş aylıkken başladı. Birinin görüntüsü hala zihnimde asılı duruyor; onu yere sırt üstü yatırırdım, o da karnının üzerine döner ve elleriyle göğsünü kaldırırdı. Gözlerim gözleriyle buluştuğunda, başı küçük vücuduna ağır geldiği için sallanırken zafer kazanmışçasına gülümserdi!
Bu manzara o zaman ne kadar neşe vericiyse, şimdi gurbette çocuklarımdan uzaktayken benim için o kadar acı verici hale geldi. Küçüklerin günbegün büyüdüğünü görmeyi, hareketlerinin aşama aşama gelişmesini izlemeyi isterdim; yuvarlanmalarını, emeklemelerini, sonra mobilyaların kenarlarına tutunarak yürümelerini ve ardından etraftakilerin teşvikiyle sarhoş olmuşçasına hızlı adımlarla kısa mesafeler kat etmelerini... Bu aşama şimdi geçiyor ve ben onlardan uzağım, böylece bir daha geri gelmeyecek bir keyfi kaybediyorum!
Bu düşüncenin hislerimde acı veren bir sızısı vardı... Ta ki kendi kendime şöyle diyene kadar: (Üzülme, Allah'ın izniyle onları çok daha sevindirici bir durumda göreceksin)! "Umulur ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Şüphesiz biz Rabbimize yönelenleriz." [Kalem: 32].. Kendi kendime dedim ki: Kızlarının bu hareketlerindeki gelişmeleri büyüyüp mükellefiyet yaşına yaklaşana kadar bizzat yaşasaydın ve sonra aniden mesela hicap giymekten kaçınarak seni şaşırtsalardı ne kazanacaktın?! Kendi sulbünden olan kızların, uğruna fedakarlık yaptığın dinin şiarlarını reddederse, o zaman geriye hangi güzel anı kalırdı?!
Uğrunda imtihan edildiğin Yüce Allah'tan, sana sadece ahirette değil, dünyada da karşılığını vermesini um. Öyle ki bir gün bu iki kızının, seninle bir yere gitmek için hazırlanıp kendi istekleriyle hicaplarını giymiş olarak sana doğru koştuklarını, yaptıklarından dolayı gözlerinin sevinçle dolduğunu ve masum yüzlerinde bir rıza tebessümü belirdiğini göresin. İşte o zaman bu manzara, onlardan uzak kalarak kaybettiğin her türlü manzaradan daha güzel, daha saf, daha parlak ve ruhunda daha çok neşe yayan bir görüntü olacaktır. "Eğer Allah kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse, sizden alınandan daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar." [Enfal: 70]..
Çoğu zaman kaybettiğimiz nimetler veya hayatımızın dilediğimiz gibi yaşayamadığımız aşamaları için, bunların telafi edilemeyeceğine inandığımızdan dolayı hayıflanırız. Kardeşim, Rabbine karşı hüsn-ü zan besle ve kaybettiğinden daha hayırlısını sana vermesini O'ndan dile. Aynı zamanda hatırla ki, bu dünya tüm mübah lezzetlerini tatmaya hırs gösterecek kadar değerli değildir. Resulullah (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) şöyle buyurmuştur: "Cennetteki bir yay boyu veya bir kamçı kadar yer, dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır!" Dünyevi bir metaın elden çıkmasına duyduğumuz hasret, cenneti kazanmak için kaçırılan büyük fırsatlardan daha fazladır. Bu hasret, utanmamız ve telafi etmeye çalışmamız gereken bir gafletin göstergesidir.
Dünyanın her anının tadını çıkarma hırsı, ey mümin, senden değil, aksine ahiret hayatına inanmayan kimseden beklenir; o, elinden kaçanlar için hayıflanır çünkü dünya onun nazarında her şeydir.
Öyleyse kardeşim, kalbini ahiret nimetlerine bağla. Nefsin sana, dünyada elden giden lezzetlerin ahirette kendi cinsinden bir karşılığı olmayacağı vesvesesini vermesin. Cennete girdiğinde, dünyada kaçırdığın nimetlerin iadesini isteyemez misin? Elbette istersin: "Onlar için Rableri katında diledikleri her şey vardır." [Zümer: 34].. Fakat bunu yapacağını sanmıyorum! Zira Yüce Allah'ın "büyük" olarak nitelendirdiği bir nimet: "Şüphesiz Allah katında büyük bir mükafat vardır." [Tevbe: 22].. Seni, Allah katında bir sivrisinek kanadı kadar değeri olmayan dünyada kaçırdığın metalardan alıkoyacaktır!
Öyleyse Allah yolunda fedakarlık yapmaktan dolayı gönlün hoş olsun.
Not: Yıllar geçti ve kız kardeşleri Sara, çocukken kendi isteğiyle hicaba girdi, sonra güzel bir sonla vefat etti, Allah'a hamd olsun.