Kanala abone olun. Ancak acıdan sonra ne gelir? Allah'ın rahmetinden ve hikmetinden şüphe etmek mi? Eğer öyleyse, şeytanın tuzağına düşmüşsünüz demektir. Aksine, biz bu olumsuz duyguyu itici bir güce dönüştürmek istiyoruz.
Kardeşlerim, imtihan Allah'ın yarattıkları üzerindeki bir kanunudur ve yeni bir durum değildir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Andolsun ki, içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya koyuncaya kadar sizi deneyeceğiz." Yine Yüce Allah şöyle buyurur: "Allah, temizi pisten ayırıncaya kadar müminleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir."
Allah bize Hendek ashabının ve O'nun yolunda yakılan kullarının kıssasını haber vermiştir. Firavun'un sihirbazlarına: "Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım" dediğini de anlatmıştır. Firavun'un, İsrailoğulları'nın gözleri önünde oğullarını öldürüp kadınlarını sağ bıraktığı dönemi de biliyoruz. Onlardan biri yetiştiriliyor ve gözünün önünde öldürülüyor, eşi ve kızı tecavüz edilmek üzere alınıyor ve kendisi de bundan sonra işkence görüyordu.
Peygamber (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) bize, diri diri testerelerle biçilen ve etleri kemiklerinden ayrılan, ancak bu durumun onları dinlerinden döndüremediği insanlardan bahsetmiştir. Biz Allah'ı Rab olarak kabul ettiğimizde, tüm bunları biliyorduk. Büyük belalarla imtihan eden, ancak mümin kuluna bunlara karşı sabır veren ve onu ödüllendiren bir Rabbi kabul ettik; öyle ki mümin, kıyamet günü dünyadaki belasının daha şiddetli olmasını temenni edecektir.
Hendek'teki müminler ne zaman yakıldı? Bunun yaklaşık 1500 yıl önce olduğu tahmin ediliyor. Firavun ne zaman İsrailoğulları'na işkence etti, oğullarını öldürüp kadınlarını sağ bıraktı, sihirbazların ellerini ve ayaklarını kesip onları astı? Üç bin yıldan fazla zaman önce.
Düşünün, binlerce yıldır Hendek müminleri, İsrailoğulları'nın müminleri ve Firavun'un sihirbazları nimet içindeler. Binlerce yıldır Firavun, askerleri ve müminleri yakanlar ise acı bir azap içindeler. Binlerce yıldan beri bu böyledir ve azapları kıyamet gününe kadar sürecektir. Şimdi İsrailoğulları'nın müminlerine veya Hendek ashabına acıyor musunuz? Yoksa içinde bulundukları durumdan dolayı onlara gıpta mı ediyorsunuz?
Ebu Cehil, Ammar'ın anne ve babası olan Yasir ve Sümeyye'ye (Allah onlardan razı olsun) işkence etti ve onları öldürdü. Sonra Ebu Cehil onlardan birkaç yıl sonra helak oldu. 1400 yıldan fazladır Yasir ve Sümeyye nimet içinde, Ebu Cehil ise acı azap içindedir. Biz şimdi Yasir ve Sümeyye'ye gıpta ediyoruz.
Geçen yüzyılın ellili ve altmışlı yıllarında, Mısır'da Seyyid Kutub ve Abdülkadir Udeh (Allah onlara rahmet etsin) gibi alimler ve davetçiler işkence gördü ve idam edildi. Onlardan sonra elli yıldan fazla zaman geçti; suçlular işledikleri amellerin ve Allah'ın dinine karşı savaşlarının cezasını çekerken, işkence gören ve idam edilen davetçiler —Allah onları en iyi bilendir— berzah aleminde nimet içindeler. Biz şimdi onlara gıpta ediyoruz.
Şu an Suriye'de sabrederek ve ecrini Allah'tan bekleyerek işkence gören ve öldürülen her Müslüman, öldüğü an nimete kavuşur; katili ise helak olduğu andan itibaren acı azabı bekler.
Yüce Allah'ın hikmetinden dolayı kabir nimeti ve kabir azabını var ettiğini, bize bunu bildirdiğini ve bunun bizim için büyük bir sabır kaynağı olduğunu görmüyor musunuz? Biz sadece kıyamet koptuktan sonra müminlerin ödüllendirilmesini ve suçluların cezalandırılmasını beklemiyoruz; aksine onlar şu an nimet içinde, diğerleri ise şu an acı azap içindedir.
Şu an Suriye'de imanları uğruna öldürülen kardeşinize ve kız kardeşinize şöyle deniliyor: "Ey huzura kavuşmuş nefis! Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön. Kullarımın arasına katıl ve cennetime gir."
Kardeşim, Suriye'deki halkının başına gelenlerin senin de başına gelmesini ister miydin? Belki bu sorudan dolayı irkildin ve tüylerin diken diken oldu. Aslında bir gün bunu temenni edeceksin. Bunu sana doğru sözlü ve doğrulanmış olan Allah'ın Resulü (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) şu sözüyle haber veriyor: "Dünyada afiyette olanlar, kıyamet günü bela ehlinin sevabını gördüklerinde, dünyada derilerinin makaslarla doğranmış olmasını arzulayacaklardır." Afiyet ehli, Allah'ın bela ehline verdiği ikramı görünce, derilerinin parça parça kerpetenle sökülmüş olmasını isteyeceklerdir. Allah'tan kendim, sizin ve tüm Müslümanlar için afiyet dilerim.
Ancak asıl mana şudur: Allah kullarına karşı bizden daha merhametlidir. "Ancak sabredenlere mükafatları hesapsızca ödenir." Biz Allah'ı Rab olarak kabul ettik. Allah bize bu dünyanın bir ceza ve ödül yurdu olduğunu mu söyledi ki olanlardan şüphe edelim? Asla. Burası sadece bir imtihan yurdudur. Mahşer günü mutlak hakime gideceğiz ve Allah'ın huzurunda davacılar toplanacak; asıl karşılık oradadır. Biz, imtihan eden ama sabır veren ve ödüllendiren bir Rabbi kabul ettik.
Bela kıssaları Kuran'da yaygındır, ancak biz oradaki müminlerin çektiği acıların dehşetini tam hissetmeyiz; çünkü bu acılar binlerce yıl önce bitti ve geriye onlara kalan nimet ve onur kaldı. Bu günler de geçecek ve uzun yıllar sonra birileri gelip şöyle diyecek: "Vay be, şu kadar yıldır Suriye'de öldürülen ve işkence gören Ehl-i Sünnet berzah hayatında nimet içindeler, onları öldüren suçlular ise berzah hayatında azap çekiyorlar."
Kardeşlerim, önemli bir soru: Suriye Müslümanlarından işkence görürken kadere isyan eden birini gördünüz mü? Hayır, aksine "Ya Rab, ya Allah" diyorlar. Onlardan bazıları ruhsatı kullanmıyor ve Allah zorlama altında buna izin vermesine rağmen suçlunun resmine secde etmiyor. Allah onların nidasını duyuyor ve bir süre sonra da olsa onlardan intikam alacaktır. Kişi, sahabenin başına gelenlerin kendi başına geldiğini hissediyor ve Allah yolunda imtihan edilmenin lezzetini alıyor.
Elbette tüm bunlar, kardeşlerimizin durumuna üzülmeyeceğimiz veya "Madem Allah onlara sabır veriyor, onlara yardım etmeye gerek yok" diyeceğimiz anlamına gelmez. Kesinlikle hayır. Ancak bu sözlerin amacı şu sonuca varmaktır: Yüce Allah kullarına karşı bizden daha merhametlidir, imtihan eder ama mümin kullarına sabır verir ve onları ödüllendirir. Onlar sabrederken, uzaktan bakan ve sabrını yitiren senin hikmet ve merhametten şüphe etmen akıl karı mıdır? Bu mümkün mü? Onlara Rableri sabır veriyor, O onlara bizden daha yakın ve daha merhametlidir. Biz ise bulunduğumuz yerden onlar adına şüpheye düşüp isyan ediyoruz, Allah korusun.
Suriye'deki kardeşlerimizden biri işkence altındayken kadere isyan içeren bir söz söyleseydi, o suçlular buna sevinir ve bunu yayarlardı. Allah'ın kullarına olan lütfunu görmüyor musunuz? Bu zor anlarda onlara kendisine sığınmayı ve bağlanmayı ilham ediyor. Aslen Hristiyan olup Müslüman olan kaç Mısırlı kız kardeşimiz, Hüsnü Mübarek'in askerleri tarafından dinlerinden döndürülmeleri için ölen Şenude ve adamlarına teslim edildi. Bir kız kardeşimizin "Vallahi dinimden dönmeyeceğim ve ey Müslümanlar beni kurtarın" dediği bir video kaydını gördüğümüzde çok acı çekiyorduk. Buna rağmen yakalanıp Şenude ve adamlarına teslim edildiklerinde, onlardan tek bir dinden dönme sözü alamadılar. Eğer alabilselerdi, dinden döndüğünü ilan etmek için onu herkesin önüne çıkarırlardı. "Allah, iman edenleri dünya hayatında da ahirette de sağlam söz üzere sabit kılar."
Öyleyse ey kardeşim ve kız kardeşim, kötü zandan sakın. Kardeşlerimiz için acı çekmeliyiz, başlarına gelenler için üzülmeliyiz; ancak bu acı ve hüznün hikmet ve merhamet hakkında kötü zanna dönüşmesine izin verme. Aksine bu acıyı olumlu bir itici güce dönüştür. Nasıl mı? Bunu bir dahaki sefere konuşacağız inşallah.
Yüce Allah'tan, büyük Arş'ın Rabbinden Müslümanları aziz kılmasını, Suriye'deki kardeşlerimizi kurtarmasını ve düşmanlarını helak etmesini dilerim. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.