Kanala abone olun.
Ondan başkasından yardım istemeyeyim mi? Bu konuşmadan günler sonra Raid, Ziyad'a şöyle dedi: "Ah Ziyad, çok kaygılıyım." "Neden?" diye sordu Ziyad. Raid cevap verdi: "Bir süredir bir sorun yaşıyorum ve sabrım tükenmeye başladı. Gelecekten korkuyorum, bir yalnızlık ve kaybolmuşluk hissi içindeyim. Bu sorun karşısında tek başıma dururken kendimi çok zayıf hissediyorum."
Ziyad: "Sana şaşıyorum Raid!" dedi. Raid: "Şaşılacak ne var?" diye sordu. Ziyad: "Bana tüm sorunlarını çözmeye hazır, nüfuzlu ve zengin bir adamla olan ilişkinden bahsetmemiş miydin?" dedi. Raid: "Evet, bahsetmiştim" dedi. Ziyad: "Hala onunla görüşüyor musun?" diye sordu. Raid: "Elbette, o benim çok yakın dostumdur ve benden bir talep bekliyor" dedi.
Ziyad: "Kusura bakma Raid ama sen çelişki içindesin. Söylediklerinde bir hata var; ya bu arkadaşın güçsüz ve yetenekleri sınırlı biri, ya da sen sadece gösteriş olsun diye onunla dost olduğunu iddia ediyorsun ve aslında aranızda hiçbir bağ yok."
Kardeşim, Ziyad haklı değil mi? Raid iddiasında çelişkili değil mi? Raid'i yargılamadan önce dikkat et, korkarım biz de onun gibi olabiliriz. Allah'a inandığımızı ve O'na ibadet ettiğimizi ilan etmiyor muyuz? Namazlarımızda günde en az on yedi kez: "Yalnız Sana ibadet ederiz" diye okuyoruz. O'ndan yardım diliyor ve on yedi kez: "Ve yalnız Senden yardım dileriz" diyoruz. Allah Teala'nın bizimle olduğuna inanıyor ve O'na tevekkül ederek: "Allah'ın adıyla, Allah'a tevekkül ettim" diyoruz. Sık sık: "Allah bana yeter, O ne güzel vekildir" sözünü tekrarlıyoruz. Sabah akşam: "Rab olarak Allah'tan razı olduk" yani O'nun yaratıcımız, rızık verenimiz ve işlerimizi düzenleyenimiz olmasından hoşnut olduğumuzu söylüyoruz.
Söylediklerimizin ne anlama geldiğini biliyor muyuz? Gerçekten Allah Teala'ya iman eden, kendimizi ve işlerimizi O'na teslim eden, O'na ibadet eden, O'ndan yardım dileyen, O'na tevekkül eden, O'ndan razı olan, işlerimizi O'na havale eden ve sırtımızı O'na dayayan kimseler miyiz? Öyleyse Allah Teala şöyle buyuruyor: "Allah, müminlerin dostudur" [Al-i İmran: 68]. Yine buyuruyor ki: "Biliniz ki Allah sizin mevlanızdır (sahibinizdir). O ne güzel mevla, ne güzel yardımcıdır!" [Enfal: 40]. Ve buyuruyor ki: "Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizsiniz" [Al-i İmran: 139]. Yine buyuruyor: "Allah kuluna kafi (yeterli) değil midir?" [Zümer: 36]. Ve buyuruyor: "Kim Allah'a tevekkül ederse, O kendisine yeter" [Talak: 3]. Yine buyuruyor: "Allah sizinle beraberdir ve amellerinizi asla eksiltmeyecektir" [Muhammed: 35]. Ve buyuruyor: "Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir" [Bakara: 153].
Tüm bunlardan sonra birimiz, bir sorunla karşılaştığında nasıl olur da şiddetli bir korku hissetmesine izin verir? Nasıl olur da kaybolmuşluk, kaygı, yalnızlık ve sorun karşısında tek başınaymış gibi hissetmesine müsaade eder? Hatta nasıl olur da bu duygularını insanların önünde açığa vurur? Allah'a olan imanımız, işimizi O'na teslim etmemiz, O'ndan yardım dilememiz, O'na tevekkül etmemiz ve O'nun beraberliğini hissetmemiz nerede? Tüm bunlardan sonra Allah'tan utanmadan yalnızlıktan, kaybolmuşluktan, zayıflıktan ve gelecek kaygısından şikayet mi edeceğiz? O zaman kendimizle çelişmiş olmaz mıyız?
Bu çelişkimizin üç açıklamadan başka izahı yoktur: Ya iman, teslimiyet, tevekkül ve yardım dileme iddiamız asılsızdır -ki bunu günde onlarca kez tekrarlıyoruz- o zaman Allah'ın haklarında şöyle buyurduğu kimseler gibi olmaktan korkulur: "Kalplerinde olmayanı dilleriyle söylüyorlar" [Fetih: 11]. Veya Allah'a tevekkül ettik de O bizi yarı yolda bıraktı, O'ndan yardım istedik de bizi terk etti, işimizi O'na teslim ettik de bizi zayi etti (ki bu imkansızdır). Üçüncü açıklama ise şudur: Tevekkül ettiğini iddia edip şikayet eden kişi sanki şöyle demektedir: "Allah bana yetmedi, O benimle ama ben yine de kaybolmuş hissediyorum." Bu kişi sanki Rabbine acziyet atfetmektedir ki Allah bundan çok yücedir. Ey şikayet eden mütevekkil, bu açıklamalardan hangisini seçiyorsun?
Allah yolundaki sevdiklerim, gelin ibadet ettiğimiz ve yardım dilediğimiz Rabbin azametini tanıyalım. O; Azim'dir (ulu), Aziz'dir (yüce), Cebbar'dır (dilediğini yaptıran), Müheymin'dir (gözetip koruyan), Kavi'dir (güçlü), Metin'dir (sarsılmaz), Kahhar'dır (her şeye galip gelen), her şeye gücü yetendir. O bizimleyken zayıflıktan şikayet etmek ayıptır. O; Rahman'dır, Rahim'dir, Vedud'dur (çok seven), Ber'dir (iyilik eden), Şekür'dür (şükrün karşılığını veren), Latif'dir (lütfeden), Halim'dir, Karib'dir (yakın). O bizimleyken yalnızlıktan şikayet etmek ayıptır. O; Semi'dir (işiten), Basir'dir (gören), Selam'dır, dualara icabet edendir. O bizimleyken kaygıdan şikayet etmek ayıptır. O Allah'tır; Allah kuluna yetmez mi? Vallahi yeter.
Eğer bu iman, belalar ve musibetler anında korkumuzu yatıştırmıyor ve kalbimizi teskin etmiyorsa, Allah'ın isimlerine ve sıfatlarına inanmamızın ne faydası var? Allah, kendisine tevekkül edeni asla yarı yolda bırakmaz; ancak biz tevekkülü hakkıyla yerine getiremiyor olabiliriz.
Ey imtihan edilen kardeşim, rica ediyorum Allah'ı kullarına şikayet etme; çünkü sana Allah'tan daha merhametli kimse yoktur. Allah'ı kullarına şikayet etme ki, o zaman: "Hani iddia ettiğiniz Rabbinizin yardımı nerede?" diyecek olan düşmanları sevindirmeyelim. Nitekim Allah'ın naklettiğine göre geçmiştekiler de şöyle demişti: "Bunları dinleri aldattı" [Enfal: 49]. Allah ise onlara şöyle cevap verdi: "Kim Allah'a tevekkül ederse, şüphesiz Allah Aziz'dir, Hakim'dir" [Enfal: 49].
Ne zaman kaybolmuşluktan, gelecek endişesinden, umutsuzluktan ve sabrın tükenmesinden şikayet etmek istersen, yanında senin söylediklerini dinleyen bir ateistin oturduğunu hayal et. Senin şikayetlerini duyduğunda sana ne der? Şöyle der: "Ey Müslüman, sen bana bizi yaratan ve rızık veren bir Rabbe inanmamı, huzur ve mutluluk bulmam için O'na ibadet edip O'ndan yardım istememi tavsiye etmiyor muydun? Gücü Allah'tan almayı ve ahiret mutluluğunu anlatmıyor muydun?" Eğer insanlar bu manaları bizde bulamazlarsa, senin "İş Allah'ın elinde ama ben çok kaygılıyım, iş Allah'ın elinde ama ben çok kaygılıyım" dediğini gördüklerinde onları İslam'a ne çekecek? Sübhanallah.
Kadı Şureyh döneminde yaşamış bir adam anlatıyor: "Şureyh, beni bir arkadaşıma dertlerimi şikayet ederken duydu. Elimi tuttu, beni bir kenara çekti ve şöyle dedi: 'Ey kardeşimin oğlu, Allah'tan başkasına şikayet etmekten sakın. Çünkü şikayet ettiğin kişi ya dosttur ya da düşman. Dostunu üzersin, düşmanını ise kendine güldürürsün.' Sonra gözlerinden birini işaret ederek dedi ki: 'Şu gözüme bak, vallahi on beş yıldır bu gözümle ne bir şahsı ne de bir yolu gördüm. Ama şu ana kadar bunu senden başka kimseye söylemedim. Salih kulun şu sözünü duymadın mı: Ben kederimi ve hüznümü ancak Allah'a şikayet ederim [Yusuf: 86]? Öyleyse başına bir musibet geldiğinde şikayet merciin ve hüzün ortağın Allah olsun. Çünkü O, kendisinden istenilenlerin en keremlisi ve çağrılanların en yakınıdır.'" Sözü burada bitti.
Son olarak, bazen küçük çocuğuma karşı sert davranıp onu cezalandırdığım olurdu. Buna rağmen, birkaç dakika sonra eve misafirler geldiğinde hemen yanıma gelir, dizlerime tutunur ve misafirlere ürkekçe bakarak kucağıma oturmak isterdi. Tabii ki onların yanına gidip beni onlara şikayet etmek aklının ucundan bile geçmezdi. Bu durum benim ona karşı şefkatimi ve merhametimi kabartır, onun ne kadar zayıf ve bana muhtaç olduğunu hissederdim.
Rahman olan Allah seni imtihan ettiğinde, yalnızca O'na sığın. Derdini ve zayıflığını kimseye şikayet etme. Allah'ın huzurunda boyun bük ve O'ndan seni lütfuyla kuşatmasını iste. Rabbin hakkında hüsnü zan besle; o zaman Allah seni sevecek, sana merhamet edecek, şefkat gösterecek ve lütfedecektir. Şüphesiz Rabbim Rahim'dir, Vedud'dur. Geçirdiğim bir bela sırasında bu manaları içeren bir şiir kaleme almıştım ve Allah'ın lütfuyla bu şiir beni dik tutmada çok etkili olmuştu. Bu şiir nedir? Bir dahaki sefere inşallah onu dinleyeceğiz. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.