Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.
Norveç'te yaşayan Müslüman bir kız kardeşimizin sorusunu yanıtlayan bir kişinin videosu yayıldı. Bugün onun sözlerini tartışacağız ve bu, Batı'daki kardeşlerimize bir tavsiyede bulunmak için bir fırsat olacak.
Norveç'ten arayan kız kardeşimiz, orardaki okullarda çocuklardan "bir arada yaşama" adına dinlerin rollerini canlandırmalarının istendiğini söyledi. Müslüman olsun ya da olmasın, kız ve erkek çocuklardan Yahudileri taklit etmeleri, onlar gibi şapka takıp zülüf bırakmaları ve bir duvarın önünde Yahudiler gibi eğilmeleri isteniyor. Çocuklar Hristiyanların dualarına tanıklık etmeleri için kiliseye götürülüyor, ateistleri temsil ettiği gerekçesiyle doğada meditasyon oturumlarına katılıyorlar. Müslümanları temsilen de ezan okunuyor ve Kur'an'dan ayetler tilavet ediliyor.
Ardından kız kardeşimiz, çocukların Hristiyan dualarını izlemek üzere kiliseye gitmelerine izin vermenin hükmünü sordu.
Cevap veren kişinin yaptığı şeyin özeti, yabancı ülkeleri ve orada yaşayan Müslümanlara yaptıkları iyilikleri yüceltmektir. Buna karşılık bu şahıs, Müslümanları aşağılamış, küçük düşürmüş ve Müslüman ülkelerdeki zalim yöneticilerin eylemlerinin suçunu halka yüklemiştir. Sonra da aşağılanan bu Müslümanın, "yüce" yabancıya dini konusunda yaranmasını, hatta yabancıların topraklarında onların şartlarıyla yaşaması ve istediklerini yapması gerektiğini bir görev gibi sunmuştur. Tüm bunları, birazdan göreceğimiz psikolojik yöntemlerle pazarlamıştır.
Devam etmeden önce şunu belirtmeliyim ki; ben yabancı bir ülkede, Amerika'da dört yıl yaşadım. Orada en kritik dönemlerden biri olan 11 Eylül sürecine tanıklık ettim. Yahudiler, Hristiyanlar, Hindular, ateistler ve Budistler gibi farklı gruplarla iletişim kurdum. Tüm bu süreçte dinime sıkı sıkıya sarıldım, muhatap olduğum kişiler üzerinde olumlu bir izlenim bıraktım, onları Allah'ın dinine davet ettim ve dinin hiçbir meselesinde onlara yaranmaya çalışmadım. Buna rağmen, Allah'a hamdolsun ki onlara yaranmaya çalışanlardan çok daha fazla izzet ve saygı görerek yaşadım. Dolayısıyla size söyleyeceklerim ve tavsiyelerim uzaktan söylenen teorik sözler değil, bizzat yaşadığım tecrübelerdir.
Videodaki şahıs, çocukların kiliseye gitmesine izin vermenin hükmü sorulduğunda şöyle dedi: "Yani eğer engel olursan, sonuçta onların ülkesinde yaşıyorsun, onların ekmeğini yiyorsun. Engel olursan onlara ne diyeceksin? Siz kafir misiniz diyeceksin?"
Biz ise soruyu soran kız kardeşimize şöyle diyoruz: Onlara "siz kafirsiniz" demen gerekmiyor. Ancak mesele, bu şahsın gösterdiği gibi iki seçenekten ibaret değildir: Ya çocuklarının kiliseye gitmesine izin vereceksin ya da okul yetkililerine saldırgan bir üslupla "siz kafirsiniz" diyeceksin. Hayır, İslam hukukunda hem dinini ve çocuklarının dinini koruyabileceğin hem de gurbette sürgün edilme riskine girmeyeceğin bir genişlik vardır. Özellikle Suriyeli olduğun ve ülkene dönmenin senin için tehlikeli olabileceği gerçeği göz önüne alındığında bu daha da önemlidir.
Öncelikle, bazı Avrupa ülkeleri ile Amerika, Kanada ve Avustralya evde eğitime (Home schooling) izin vermektedir. Çocuk periyodik sınavlara girer ve sertifikalarını alır. Bu, evde eğitime izin veren ve vermeyen ülkelerin listesidir; yeşil olanlar izin veren, sarı olanlar ise şartlı izin veren ülkelerdir.
Kız kardeşimizin yaşadığı Norveç, evde eğitime izin vermektedir. Eğer çocuğunun okula gitmesinde dini açısından bir tehlike varsa, evde eğitim bir seçenektir. İslami okullar kurmak bir seçenektir. Dinimize karşı derin bir hassasiyetimiz olduğunda ve onun çocuklarımız için en önemli değer olduğunu hatırladığımızda, binlerce yöntem bulunur. Hatta her şeyden önce bir Müslüman, çocuklarının dinini korumak ve onları ateşe teslim etmemek için geçim zorluğu çekeceği fakir bir ülkeye bile hicret edebilir.
Peki, diyelim ki kız kardeşimiz gerçekten zaruri bir durumda kaldı? O zaman her durumun kendine has bir hükmü vardır ve bu özel durum hakkında Allah'tan korkan, takva sahibi bir alime danışılır. O şahsın tasvir ettiği gibi saldırgan bir üslupla "siz kafirsiniz" demek zorunda değilsiniz. İslam dini zorluk çıkarmaz; Allah, "Dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi" buyurmuştur.
Eğer haklı bir korku varsa, Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Müminler, müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa, Allah ile bir ilişiği kalmaz. Ancak onlardan gelebilecek bir tehlikeden korunmanız (takiyye etmeniz) başkadır." Müslüman insanları aldatmaz, onlara yalan söylemez. Ancak onlardan bir zulüm veya zarar gelmesinden korkarsa, bu zararı savuşturacak asgari düzeyde hareket edebilir. Fakat burada bir zulmü defettiğinin bilincinde olmalısın ve bu zararı önleyecek en az söz veya eylemle yetinmelisin. Yoksa onları sana lütufta bulunan efendiler olarak görüp dininden ve çocuklarının dininden ödün vererek onlara yaranmaya çalışmamalısın.
Videodaki şahıs, sekiz dakikalık cevabında Batı ülkelerinin kız kardeşimize yaptığı iyilikleri tam altı kez hatırlattı. Soru şu: Müslümanların katillerini siyasi ve askeri olarak kim destekliyor? Yine bu yabancı devletler değil mi? Müslüman ülkelerin bombalanmasına kim katkıda bulunuyor? Katillere Müslümanların parasıyla kim silah satıyor? Müslüman ülkelerdeki yöneticilerle iş birliği yaparak Müslümanların zenginliklerini kim yağmalıyor? Yine bu yabancı devletler değil mi?
Birisi çıkıp "O zaman onların ülkelerine gitme" diyebilir. Ben şahsen onların ülkelerinde yaşamıyorum. Eğitimimi bitirdikten sonra Amerika'da kalabilirdim ama ülkeme ve aileme dönmeyi tercih ettim. Ancak kendi ülkesinde hayatı daralmış, tehlike altında kalmış ve Batı'da yaşamaya mecbur kalmış Arap Müslümanı mazur görürüm.
Eğer bir zindancı, sana işkence etmesi, vurması ve aşağılaması için başına bir gardiyan dikse, sonra da kaçman için kendi odasının kapısını açsa; gidip onun elini öpüp "Sen benim velinimetimsin" mi diyeceksin?
Firavun, Musa Peygamber'e (selam üzerine olsun) yaptığı iyiliği başa kakmak isteyerek şöyle demişti: "Biz seni çocukken yanımızda büyütmedik mi? Ömrünün birçok yılını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını yaptın (o fiili işledin), sen nankörlerden birisin!" Yani "Nimetimi inkar ettin ey Musa" demek istiyordu. Musa'nın (selam üzerine olsun) ona verdiği cevaplardan biri şuydu: "O başıma kaktığın nimet, İsrailoğullarını köleleştirmen sayesindedir." Yani; "Ey Firavun, beni sarayında büyütmeni başıma mı kakıyorsun? Beni senin sarayına getiren şey, senin kavmim İsrailoğullarını köleleştirmen ve onlara en ağır işkenceleri reva görmen değil miydi? Öyle ki annem beni nehre bırakmak zorunda kaldı. Senin bana olan bu iyiliğin, koca bir ümmete yaptığın kötülüğü siler mi?"
Batı ülkeleri kollarını Müslümanlara kara kaşları kara gözleri için açmadı! Unutmayın ki, Batı ülkelerindeki ahlaki çöküş ve evlilikten kaçınma nedeniyle artık yeterli aile ve yeni doğum kalmadı. Toplumları yaşlandı. Bu yüzden kendi potalarında eritecekleri ve kendi kültürleriyle yoğuracakları çok sayıda çocuk istiyorlar. Bahsi geçen şahsın çağrısı, tam da bu amaca hizmet etmektedir.