Kardeşlerim, Allah'ın selamı üzerinize olsun. Geçtiğimiz Cuma günü Vakıflar Bakanlığı tarafından belirlenen ortak hutbe konusu "İhsan" (iyilik ve lütuf) idi. Bazı hatipler metnin dışına biraz çıkmaya çalışarak güncel olayları hutbe konusuyla ilişkilendirdiler. Belirlenen başlıklar hakkında konuştuktan sonra, "İhsan türlerinden biri de, sınırları açarak Dera'daki halkımıza iyilik etmektir" gibi ifadeler kullandılar.
Burada durup düşünmemiz gerekir. Müslümanların gerçeklerinden kopmamaya özen gösterdikleri için Allah bu hatiplerden razı olsun ve onları hayırla mükafatlandırsın; ancak bahsettikleri bu durum "ihsan" değildir. Meseleleri doğru isimlerle adlandırmak zorundayız.
Belki Dera halkı Budist, Hindu veya Mecusi olsaydı, o zaman onlara sınırları açmak bir "ihsan" (lütuf) sayılabilirdi. "Belki" diyorum çünkü durum ve şartlara göre bu bile bir zorunluluk kapsamına girebilir; zira mazlumu zalime karşı savunmak, mazlum Müslüman olmasa bile dinimizin bir gereğidir.
Ancak komşunuz Müslüman olduğunda, sınırları açmak bir ihsan değil, asıl yapılması gereken asgari görev bile değildir. Asıl yapılması gereken mutlak görev, Müslüman kardeşlerimize yardım etmek ve düşmanlarına karşı tek bir el gibi ayağa kalkmaktır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, onlara yardım etmek üzerinize borçtur."
Şöyle diyebilirsiniz: "Göz görüyor ama elden bir şey gelmiyor." Engeller nedeniyle yapamadığımız şeyler için biz bireylere hitap ediyorsunuz. Bunu sanki bir lütuf ve ikrammış gibi "ihsan" olarak adlandırıyoruz, oysa bu durumdaki asıl görev tam anlamıyla destek olmaktır. Hal böyleyken, bundan çok daha azı nasıl olur da ihsan olarak adlandırılabilir?
Eğer haydutlar komşularıma saldırsa, kadınları ve çocukları kapıma gelip kapıyı çalarak yardım istese, erkekleri de savunmaya devam etse; ben ise kapımı açmasam veya haydutlar çocuklardan ve kadınlardan öldüreceğini öldürüp, erkeklerini sokaklarda sürükledikten sonra kapıyı açsam... O zaman şöyle dediğimi hayal edin: "Kimse beni suçlayabilir mi? Ev benim evim, kapı benim kapım değil mi? Beni bundan başka türlü davranmaya zorlayan bir şey mi var?"
Acaba Allah şu ayeti indirmedi mi: "Size ne oluyor da Allah yolunda ve 'Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir koruyucu gönder, katından bize bir yardımcı lütfet' diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?"
Allah şunu indirmedi mi: "Şüphesiz bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir."
Peygamber (Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun) bir gün şöyle buyurmadı mı: "Bir Müslüman, onurunun zedelendiği ve mahremiyetinin çiğnendiği bir yerde diğer bir Müslümanı yardımsız bırakırsa, Allah da onu yardımını istediği bir yerde yardımsız bırakır."
Bunlar sadece birer sorudur. Bugün bu soruların cevabını bilmeyenler, bedelini ödedikleri gün öğreneceklerdir. Yüce Allah'tan tüm Müslümanları içinde bulundukları bu zillet ve perişanlıktan kurtarmasını niyaz ederiz. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.