Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Kardeşlerim, haftalardır Ürdün'deki Çocuk Yasası'nın zehirli olduğu gerçeğini ve ailelerimizi, çocuklarımızı korumak adına buna karşı durulması gerektiğini açıklıyoruz. Çünkü Ürdün tecrübesinin diğer Müslüman ve Arap toplumları üzerinde de yansımaları olması bekleniyor. Bu açıklamalarla eş zamanlı olarak, Temsilciler Meclisi'ndeki bir komisyon yasayı incelemek üzere toplandı ve bazı değişiklikler sundu.
Şu an bu değişikliklerin yasadaki sorunları çözdüğünü söyleyen sesler duyuluyor. Bizler "Zehirli Çocuk Yasası" kampanyası olarak vurguluyoruz ki; bu değişiklikler şekilseldir, hiçbir değeri yoktur, değiştirilmiş haliyle bu yasa hala zehirlidir ve onaylanması hala bir utançtır. Burada bazı kişilerin kafa karışıklığı yaşaması beklenebilir; özellikle de İslami saflara nispet edilen ve insanlara yasanın mevcut halinin kabul edilebilir olduğunu, şeriata uygun olduğunu söyleyerek teskin eden sesler duyulacaktır. Bu nedenle, delillerimizi duymanız ve meseleyi açıklıkla kavlamanız için bu konuşmayı yayınlamak istedik; Allah'ın izniyle devamı da gelecektir. Zira konu, Allah'a yemin olsun ki çok tehlikelidir.
Söyleyeceklerimizin çoğunu daha önce konuşmalarımızda, paylaşımlarımızda ve yayınlarımızda dile getirdik. Ancak burada, bu zehirli yasayı ve değişikliklerini savunan herkese karşı koyabileceğiniz şekilde düzenli ve odaklanmış bir biçimde sunuyoruz.
Değiştirilen yasa maddelerini ve bunların nasıl hala zehirli olduğunu anlamak için bir giriş olarak; yasaya kasten yerleştirilen ve değişiklikten sonra da korunan bazı ifadeleri fark edeceksiniz. Bu ifadeler tamamen masum görünmektedir, ancak Birleşmiş Milletler raporlarında bunların detaylı açıklamaları mevcuttur. Bu açıklamalardan açıkça anlaşılmaktadır ki; bu ifadeler dinimize aykırıdır, ahlakımızı ve ailelerimizi yok etmektedir.
Eğer birisi Birleşmiş Milletler'deki bu yorumlara başvurulmasına itiraz ederse, ona deriz ki: Bu yasa, Birleşmiş Milletler ile yapılan bir sözleşmeyi yerine getirmek için gelmiştir. Buna bağlı olarak, yasada yer alan her hüküm Birleşmiş Milletler'in tanım ve nitelendirmelerine tabidir. Mazeret üretme ve yersiz hüsnüzan besleme iddiasıyla bu apaçık gerçeği ve temel başlangıç noktasını görmezden gelmek doğru değildir. Yasayı, uygulanması ve açıklanması sırasında hukuki bir ağırlığı olmayan yerel örfi terimlere göre veya yasa üzerinde hakim bir rolü olmayan yerel mevzuata göre yorumlamak caiz değildir. Aksine yasa, terimleri belirleyen ve yasayı talep eden taraf olan Birleşmiş Milletler'in tanımlarına göre yorumlanır. Çünkü uluslararası hukuki teamüllere göre uluslararası sözleşmeler, yerel mevzuatın üstündedir.
Ürdün Üniversitesi Bilmi Araştırmalar Dekanlığı'nın 2013 yılında yayınlanan 40. cilt, 1. sayısındaki çalışmalarda, "Ulusal Mevzuatta ve Ürdün Anayasası'nda Uluslararası Antlaşmaların Mertebesi" başlıklı bir çalışma bulursunuz. Bu çalışmada şu metin yer almaktadır: "Ürdün yargısı, uluslararası antlaşmaların Ürdün hukuk sistemindeki yerini belirlemede net bir tavır almıştır. Yargıtay, kararlarında çatışma durumunda uluslararası antlaşmaların yürürlükteki yasadan üstün tutulması ilkesini benimsemiştir."
Yani sonuç nedir? Uluslararası antlaşmaların üstünlüğü; yani bunlar yerel yasayı hükümsüz kılar, onun üstündedir ve onu yönetir. Öyleyse, Çocuk Yasası Birleşmiş Milletler'in talebi üzerine geldiğine göre, yasa içindeki terimlerin Birleşmiş Milletler tarafından yapılan tanımlarını araştırmamız gerekir; hiçbir temeli veya referansı olmayan medya mensuplarının ve destekçilerin tanımlarıyla yetinemeyiz. Kaldı ki Birleşmiş Milletler sadece yasayı talep eden taraf değil, aynı zamanda Ürdün'deki doğrudan ve dolaylı kolları olan bazı sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yasa maddelerini yorumlayan ve uygulanmasını takip eden yetkili mercilerin de başındadır.
Eğer bu başlangıç noktasında anlaşırsak, birinin bizim kötü niyetli olduğumuzu veya mübalağa ettiğimizi iddia etmesine yer kalmaz. Biz kötü niyetli değiliz; biz sadece gerçekleri ve bilgileri sunuyoruz, bilgimizi doğru öncüller üzerine inşa ediyoruz. Birleşmiş Milletler'in şu veya bu terimin tanımını Ürdün'e bırakabileceğini söyleyenlere ise şunu deriz: Özellikle Ürdün'ün resmi sitelerinde yayınlanmış herhangi bir alternatif terim yokken bu nasıl mümkün olabilir? "Zehirli Çocuk Yasası" girişimindeki araştırma ekibimiz, bu zehirli terimler için alternatif tanımlar bulmak amacıyla resmi sitelerde uzun araştırmalar yaptı ancak hiçbir şey bulamadı; ya sitelerin engellenmiş olduğunu ya da bizim konuya işaret etmemizden sonra bağlantıların silindiğini gördü. Eğer resmi ve onaylı bir merci tarafından alternatif tanımlar sunulmadıysa, terimlerin tanımlarını kelimesi kelimesine Birleşmiş Milletler sitelerinde geçtiği haliyle almamız gerekmez mi?
Peki, sunacağımız gerçeklerden yasanın kötülüğünü anladıktan sonra ne yapmalıyız? Teslim mi olacağız? Hayır, talebimiz sadece yasanın reddedilmesi değil, aynı zamanda Çocuk Hakları Sözleşmesi'nden tamamen çıkılmasıdır. Asıl olan, bu sözleşmeye imza atmanın isteğe bağlı olması ve devletlerin çekilebilmesidir. Hele ki kötü niyetler ortaya çıkmışken ve Birleşmiş Milletler, yayınladığımız ve üzerinde konuştuğumuz videolarıyla çocuklarımızı bize karşı kışkırtırken durum daha da ciddidir.
Şimdi değerli dostlar, madde madde incelemeye başlayacağız. Bugün bazı maddeleri ele alacağız, Allah'ın izniyle diğerlerini daha sonra inceleyeceğiz.
Gelin önce yasanın ikinci maddesinin (A) bendindeki değişikliğe bakalım. Bu, değişikliklerin ne kadar şekilsel ve değersiz olduğunun bir örneğidir. Değişiklikten önceki madde şöyle diyordu: "Yürürlükteki mevzuatta yer alan özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, çocuk kelimesiyle on sekiz yaşını doldurmamış her birey kastedilir." Peki, değişiklik nedir? "Şu şekilde yeniden düzenlenerek onaylanmıştır: Şahsi Ahval Kanunu, Medeni Kanun ve yürürlükteki mevzuatta yer alan her türlü özel hüküm saklı kalmak kaydıyla, çocuk kelimesiyle on sekiz yaşını doldurmamış her birey kastedilir."
Aha, yani değişikliğin anlamı şu: İslam şeriatından kaynaklandığı varsayılan Şahsi Ahval Kanunu saklı kalmak kaydıyla, çocuk kelimesiyle —ergenliğe giren her bireyi çocuk saymayan İslam şeriatının aksine— on sekiz yaşını doldurmamış herkes kastedilir. Yani kişi ergenliğe girer girmez çocukluktan çıkmış sayılmıyor. "Şahsi Ahval Kanunu" ifadesinin araya sıkıştırılması hiçbir şeyi değiştirmemiş, sadece sonu başıyla çelişen bir cümle ortaya çıkarmıştır.
Peki, ergenliğe girmiş olsalar bile on sekiz yaş altındakileri "çocuklaştırma" konusundaki bu ısrar neden? Genç bir erkeğin veya kızın hayat yolunu belirleyen bu çok hassas yaşta onlara çocuk muamelesi yapmak, genellikle onları yetkili mercilerin müdahalesine açık hale getirirken, bir yandan şehvetleri körükleyip diğer yandan evliliği engelleyerek onları erkenden yozlaştırmaya hizmet etmektedir.
İkinci maddenin (B) bendi, hala ikinci maddedeyiz. Bu bent ne diyordu? "Yetkili makamlar ifadesi, bu kanunda geçtiği her yerde, yürürlükteki mevzuata göre çocukla ilgili olan veya ona hizmet sunmakla görevli olan her türlü kamu, sivil veya özel kuruluşu ifade eder." Bizler, ondan fazla detaylı konuşmada ve canlı yayında kardeşlerimizle birlikte bu yetkili makamların gerçeğini ve habis ajandalarını açıkladık. Birleşmiş Milletler'in, on beş yaşındaki kızlarımızı dindar babalarından ve muhafazakar toplumlarından kaçmaları için nasıl cezbettiğini, böylece onların sözde mücadele edip "LGBT" yani sapkın topluluklar içerisinde kız arkadaşlarıyla yaşamalarını hedeflediklerini anlattık. Bu şekilde zehirli bir metni hazırlayanların hesap vermesi ve cezalandırılması gerektiğini detaylarıyla ortaya koyduk.
Bu maddede ne gibi bir değişiklik yapıldı? "Yeniden formüle edildikten sonra şu metinle onaylanmıştır: Yetkili makamlar ifadesi, bu kanunda geçtiği her yerde, Krallık içerisinde çocukla ilgili olan ve ona hizmet sunmakla görevli olan makamlar anlamına gelir." Yani mesele, yabancı kuruluşların bizlerle çocuklarımız arasına müdahale etmesine izin veriliyormuş gibi görünmesin diye bu ekleme yapıldı.
Peki, internetteki kendi kaynaklarından sunduğumuz üzere, çocuklarımızı cinsel anlamda dizginlenemez hale getirmeye çalıştığı kanıtlanmış olan tüm bu kuruluşların Krallık'ta şubeleri var. Bunlar ister yabancı kurumlar olsun, ister UNESCO, Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu ve Uluslararası Planlı Ebeveynlik Federasyonu gibi dışarıdan finanse edilen yapılar olsun. Bu "yetkili makamlar" terimi kanunun her yerine serpiştirilmiştir ve kanuna göre bu yetkili makamların sınırsız ve şarta bağlı olmayan yetkileri vardır.
Ayrıca ikinci maddenin (B) bendinde, hala aynı maddedeyiz, her şeyin nasıl tuzaklarla dolu olduğuna bakın. "Yürürlükteki mevzuata göre" ifadesinin hiçbir değeri yoktur; çünkü yetkili makamlar ve diğerleri, bu yürürlükteki mevzuatı değiştirmek için zaten çalışmaktadırlar. Bunun en açık örneği, mevzuatın "toplumsal cinsiyet" (gender) kavramına göre değiştirilmesidir. Bu yürürlükteki mevzuatın sapmaları engelleyen sabit bir şey olduğunu sanan kişi, ona başvurduğunda onun değişen ve yer değiştiren bir serap olduğunu görecektir. Kanunun zehirli olduğunun kanıtlarından biri de, bu kanunu uygulayanların kötü niyetli yorumlarını veya haddi aşmalarını engelleyecek denetimler ve sınırlamalar koymamış olmalarıdır. Aksine, değişeceğini bildikleri bir şeye, yani "yürürlükteki mevzuata" atıfta bulunmuşlardır; üstelik kendileri de bu mevzuatı değiştirmek için çalışan kişilerdir.
Şimdi, bazı kişilerin din ve ahlak kriterleri eklendiği için sorunun çözüldüğünü sandığı dördüncü maddeye gelelim. Bu madde sorunu asla çözmemiştir ve bu konu detaylı bir açıklama gerektirir; bu yüzden onu diğer bazı noktaları bitirdikten sonraya bırakıyoruz. Aynı şekilde, tehlikeli olmalarına rağmen yedinci ve sekizinci maddeleri de detay gerektirdikleri için şimdilik geçiyorum.
Şimdi örnek olarak onuncu maddeye, kanunun içine serpiştirilmiş zehrin bir başka örneğine bakalım. Madde ne diyor? "Çocuğun ücretsiz temel sağlık hizmetleri alma hakkı vardır." Komisyonun kararı: "Onay", yani değişiklik yok. Peki, neden itiraz ediyoruz? Birleşmiş Milletler'in tanımına göre "temel sağlık hizmetlerinin" neleri kapsadığını biliyor musunuz? Birleşmiş Milletler'e bağlı Dünya Sağlık Örgütü'nün internet sitesine gidin; temel sağlık hizmetleri tanımı içerisinde "cinsel sağlık ve üreme sağlığı" ifadesini bulacaksınız. Bazıları "cinsel sağlık" ifadesinin kanundan silinmesine sevindi, oysa kanunu hazırlayanların umurunda değil; çünkü bu zehri bu bentteki "temel sağlık hizmetleri" adı altında içeri sokabiliyorlar.
Dünya Sağlık Örgütü, kendi sitesindeki Birleşmiş Milletler tanımına göre "cinsel sağlık" terimi altında şunu söylüyor: "Cinsel sağlık, bireylerin ve çiftlerin (yani sadece evlilerin değil, herkesin) genel sağlığı için temeldir." Ve şöyle devam ediyor: "Cinsel sağlık, şunları ve şunları, ayrıca keyifli ve güvenli cinsel deneyimlere erişim imkanını gerektirir." Yine şöyle diyor: "Cinsel sağlıkla ilgili konular geniş kapsamlıdır; cinsel yönelimi, cinsiyet kimliğini ve cinsel ifadeyi (yani sapkınlığı ve bunun hiçbir gizleme olmaksızın açıkça ifade edilmesini) içerir." Ayrıca: "İstenmeyen gebelik ve kürtaj gibi olumsuz durumları veya etkileri de kapsar" diyor. Tüm bunlar, kanunda çok masum görünen "temel sağlık hizmetleri" başlığı altındadır.
Elbette kanunda, yukarıdaki uygulamalardan herhangi birini, zinayı, sapkınlığı veya kürtajı genel ifadelerle değil de açık bir metinle suç sayan hiçbir hüküm yoktur. Yetkili makamlar, temel sağlık hizmetlerini Birleşmiş Milletler'in bu yorumlarıyla açıklamaya kalktığında onları kim engelleyecek? Buna ek olarak, Ürdün'de şubesi bulunan Uluslararası Planlı Ebeveynlik Federasyonu Arap Dünyası Bölgesi, internet sitesinde şöyle diyor: "On dört üye dernek ve üç iş birliği ortağıyla çalışıyoruz." Bu kurum ve onun "kapsamlı cinsellik eğitimi", Batı ülkelerinde Müslüman olmayanlar arasında bile çok kötü bir şöhrete sahiptir ey cemaat, Müslüman olmayanlar arasında bile! Müslüman olmayan pek çok ebeveyn, bu kuruma karşı protestolar düzenliyor ve etkinlikler yapıyor; çünkü bu kurum kitaplarında ve programlarında her türlü ahlaksızlığı, zinayı, sapkınlığı ve ensesti teşvik ediyor. "Savaş bizzat İblis tarafından yönetildiğinde" başlıklı konuşmamızda açıkladığımız gibi, kapsamlı cinsellik eğitimi adı altında kardeşler arasında bile ensest zeminini hazırlıyorlar. Eğer uyuyan yetkililer varsa, bahsettiğimiz o konuşma her yere yayıldı ve bu kurumların gerçeğini ortaya çıkardı; dolayısıyla cahilliğiniz veya görmezden gelmeniz bir mazeret değildir.
Bu habis kurumun Arap dünyasındaki şubeleri, UNESCO ve yetkili makamların finansmanıyla hazırlanan ve dün size yayınladığımız video gibi, öğrenciler arasında yaymak istediklerini açıkça belirttikleri, yerel Ürdün lehçesiyle hazırlanmış son derece kötü videoların tanıtımını yapıyor. Kanun inceleme komisyonu ve beraberindekilerin önünden sessizce geçen "temel sağlık hizmetleri" şeklindeki o masum görünen isim altında ne kadar zehir olduğunu artık siz hayal edin.
Yasanın zehirli yapısına dair bir başka sarsıcı örnek 11. maddedir. Bu madde şöyle der: "Sağlık Bakanlığı, ilgili makamlarla koordineli olarak, çocuğun en yüksek sağlık düzeyinden yararlanmasını sağlamak için gerekli tüm önlemleri alır." Masum görünen bu "en yüksek sağlık düzeyi" terimi, Birleşmiş Milletler'in "Çocuğun ulaşılabilecek en yüksek sağlık standardına sahip olma hakkına ilişkin 2013 tarihli 15 sayılı Genel Yorum" başlıklı tam bir raporuna dayanmaktadır. Rapor şöyle der: "Çocuğun sağlık hakkı, bir dizi özgürlük ve hakkı kapsar. Çocuğun kapasitesinin ve olgunluğunun artmasıyla önemi artan özgürlükler; sorumlu seçimler yapma konusunda cinsel ve üreme özgürlüğü de dahil olmak üzere, çocuğun kendi sağlığını ve vücudunu kontrol etme hakkını içerir." (Bu ifade; Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu ve Filistin ile Ürdün'de şubeleri bulunan UNESCO'nun tanımlarında gördüğümüz üzere zina, sapkınlık ve kürtaj anlamına gelmektedir). 11. maddedeki "sağlamak için gerekli tüm önlemler" ifadesine dikkat edin; bu, tüm bu detayları kapsayacak şekilde tasarlanmıştır. Düzenlenen yasada bu madde değiştirilmemiş, aksine tamamen "onay, onay, onay" şeklinde geçmiştir.
Bu, çocuk yasasının neden zehirli olduğunu, düzenlenen yasanın neden zehirli olduğunu ve zehrin kelimelerin arasına nasıl zerk edildiğini gösteren tek bir örnektir. Dinimizle tamamen çatışan bir tanıma sahip olan "en yüksek sağlık düzeyi" kelimesini seçmek nasıl bir art niyettir? Bu 11. maddenin (c) bendi altında "bulaşıcı, tehlikeli ve kronik hastalıklardan korunma" ifadesi yer alır. Onlar bu ifadeyi her zaman, AIDS ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma bahanesiyle "güvenli seks" adı altında ahlaksızlıkları öğretmek için kullanırlar. Bu yasayı hazırlayan tarafa sormamız gerekir: Bu taraf, devletin çocukların "en yüksek" sağlık düzeyinden yararlanması için bütçe ayırmasını mı bekliyor? Hükümette bu yasayı geçirmeye çalışanlar, on milyarlarca borcu olan devlet hazinesine mali yük getirecek bir yasayı geçirmek için neden bu kadar acele ediyorlar? Heyecanlarının sebebi bu mu? Yoksa bu madde, yabancı ve dış destekli kuruluşların çocuklarımıza kendi tanımları ve yöntemleriyle sağlık hizmeti sunmaları için mi konuldu?
Bazılarının, çocuk haklarını kamu düzeni, dini ve ahlaki değerler ile ilgili diğer mevzuatlara bağlayarak yasanın sorunlarını çözdüğünü iddia ettiği dördüncü maddeye geri dönelim. Bu madde ne diyor? Düzenlemeden önce: "Çocuk, bu yasada öngörülen tüm haklardan yararlanma hakkına sahiptir." Düzenlemeden sonra: "Şu metinle yeniden düzenlenmesi onaylanmıştır: Çocuk, kamu düzeni, dini ve sosyal değerler ile ilgili diğer mevzuatlarla çelişmemek kaydıyla ve ailenin din, ahlak ve vatan sevgisine dayalı bir toplumun temeli olarak meşru yapısını korumasını sağlayacak şekilde bu yasada öngörülen tüm haklardan yararlanma hakkına sahiptir."
Neden bu madde yasanın zehrini yok etmeyen bir makyajdan ibarettir? Bunun yaklaşık on bir veya on iki sebebini zikredeceğiz.
Kimin müdahale ettiğine bakılmaksızın, bizimle çocuklarımız arasına inandığımız din dışındaki bir referansla herhangi birinin girmesi ilkesi reddedilmelidir. Açık olalım; yasa metninden özel ve sivil kuruluşlar çıkarılıp sadece kamu veya hükümet kurumları kalsa bile, eğer siz benimle çocuğum arasındaki her küçük şeye, vahiy kaynaklı olmayan ve sürekli değişen mevzuatlarla müdahale edecekseniz -ki yarın bir gün çocuğuma dinini öğretmemin onun özel hayatına müdahale veya özgürlüğünün kısıtlanması olduğunu söyleyebilirsiniz- bu durum başlı başına ailenin yıkımı ve tahribidir. Resmi dairelerdeki herkesin niyetine güvenemem. Dolayısıyla, inandığımız din dışındaki bir referansla müdahale edilmesi ilkesinin kendisi reddedilmelidir. İlk sorunumuz kimin müdahale edeceği değil, müdahale ilkesidir. Üstelik neye müdahale ediliyor? Hak ve görevleri, İslam dışındaki başka bir dinmiş gibi tanımlayıp bunu çocukla olan ilişkime dayatıyorlar. Eğer İslam hepimize; babaya, çocuğa, hakime ve yetkiliye hükmetseydi, bunu baş tacı ederdik. Hepimiz ona eşit şekilde boyun eğerdik. Ancak bu yasa, değişime ve suistimale açık standartlarla bilinmez bir güce evin kapısını açıyor. Yasayı hazırlayanlar, çocuklarımızla olan ilişkimizde ilgili makamlara kurnazca bir yer edinmek istediler. Yasa, dini, sosyal ve ahlaki değerlere yapılan atıflara rağmen bunu gerçekleştiriyor.
Yasaya eklenen dini değerler gibi tüm şerhler ve eklemeler, Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne tabidir. Yasada yer alan her metin, Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde yer alan anlamların etkisi altındadır.
Dini ve sosyal değerler gibi eklenen bu terimler yasallaştırılmamıştır ve bağlayıcı yasal bir referans kurumları yoktur. Dolayısıyla yarın bir gün yasalar çatıştığında, ilgili makam olarak onlar kendi yasalarını, siz ise kendi değerlerinizi öne süreceksiniz.
"Dini değerlerle çelişmemek kaydıyla" gibi eklemeler, zamanla silinebilecek belirli bir maddedeki eklemelerdir; oysa ilgili makamların müdahale düşüncesi, yasanın genel maddelerine yayılmış olan ruhunu temsil eder. Bu durumu, çocuklarımızla birlikte bindiğimiz bir otobüse benzetebiliriz. Yasa, otobüsü Birleşmiş Milletler hedefine giden bir yola koyuyor, şoför ise ilgili makamlardır. "Dini değerlerle çelişmemek kaydıyla" eklemesi ise sadece bir fren gibidir; ancak bu fren etkisiz, aşınmış ve eskimiştir. Ayrıca bu frenler kolayca çıkarılabilir, ancak şoför aynı şoför, yol aynı yol ve hedef aynı hedef olarak kalır. "Hayır, bu madde silinemez" mi diyorsunuz? Neden silinemesin? Birleşmiş Milletler'in gerçek yüzünü birçok bölümde gördükten ve kokusu iyice yayıldıktan sonra... Bunlar çok sayıda kurumdur. Eğer tüm bunlar bizi Birleşmiş Milletler sözleşmesini reddetmeye itmiyorsa, o zaman biz kendimiz tüm bu yozlaşmaya psikolojik olarak alışmışız demektir. Düzenlemelerden sonra bile zehirli olduğunu bildiği bir yasayı kabul etmeye sessiz kalan kişi, yarın bir gün o maddelerden birinin kaldırılmasına da sessiz kalacaktır. Ve o zaman da birileri gelip ona "Korkmayın, garantiler var" diyecektir.
Eğer milletvekilleri "Hayır, bu maddenin kaldırılmasına izin vermeyeceğiz" derlerse, siz kimsiniz ki izin verip vermeyeceksiniz? Yarın bu meclisin süresi dolacak, siz bu yasayı meşrulaştırıp gelecek nesilleri onun acısıyla baş başa bırakmış olacaksınız. Yüz kere tekrar seçilseniz bile; eğer bir milletvekili olarak yasanın zehirli olduğunu biliyor ve buna rağmen "Elimden geleni yapıp iyileştirmekten başka bir şey yapamam" diyorsanız, gelecekte bir maddenin kaldırılmasını engelleyebilecek misiniz? Eğer halkın yasaya karşı olan tepkisini değerlendirmek yerine boyun eğiyor, kurnazlık yapıp orta yol bulmaya ve tüm tarafları memnun etmeye çalışıyorsanız, durabileceğiniz belirli bir nokta yoktur. Sürekli taviz vermeye devam edecek ve elinizden geldiğince iyileştirdiğinizi söyleyerek kendinizi ve insanları kandıracaksınız.
Madde on üçte yer alan "çocuğun üstün yararı" ibaresi, bu yasada yetkili makamların elinde toplumlarımızı yok etmek için kullanılan ikinci tehlikeli silahtır. Bu bölüm, yasanın, ebeveynlerin yoksulluğu gibi pek çok nedenden dolayı çocuklarımızın yetkili makamlar tarafından elimizden alınmasına nasıl zemin hazırladığını önemli noktalarla ortaya koymaktadır. Ürdün'deki bir anne veya babanın bu bilgileri önemsememesini, boyutlarını anlamak için vakit ayırmamasını ve buna karşı uyarılarda bulunmamasını hayal bile edemiyorum.
Yasa dini değerlerle çeliştiğinde, bunun çelişkili olduğunu bilme hakkı kime aittir? Yetkili makamlara. Yetkili makamlar size şöyle diyecektir: "Hayır, hayır, bu madde dinle çelişmiyor; o sadece dini metinlerin dar yorumlarıyla çelişiyor." Bu, Birleşmiş Milletler'in tüm uzantıları ve yabancı fonlu kuruluşlar tarafından tekrarlanan bir ifadedir. Bu arada, çocuğun müstehcen içeriğe erişimini engellemeye dair bir madde ekledikleri için çok mutlular. Çok basit bir şekilde, aziz dostum, yetkili makamlar gelip sana şöyle der: "Bir erkek çocuğuna başka bir erkekle nasıl cinsel ilişki kuracağını öğreten veya bir kız çocuğuna erkekleri nasıl ayartıp cinsel olarak cezbedeceğini gösteren bu videoların müstehcen olduğunu sana kim söyledi? Bunun adı 'Kapsamlı Cinsel Eğitim'dir." IPPF ve UNICEF bunu açıkça beyan ediyor. "Savaşın Başında İblis Olduğunda" veya "Savaşı Bizzat İblis Yönettiğinde" adlı bölümde size bunların müstehcen değil, eğitici videolar olarak kabul edildiğini göstermiştim.
Yetkili makamlar, dünyada sapkınlığı ve cinsiyet değiştirmeyi desteklemek için devasa bir bütçeye sahip olan ve web sitesinde İslam dünyasını hedef aldığını, kendi ajandalarına uyan dini liderleri ön plana çıkardığını açıkça belirten Arqus Vakfı gibi, "hoşgörülü ve ılımlı" din adamlarını desteklemek istediklerini beyan ediyorlar. Yetkili makamlar, USAID'in dediği gibi, Kişisel Durum Yasası'nda değişiklik yapmak için "İslamcı feministleri" desteklemek istediklerini söylüyorlar. Sonuç olarak; dini söylemi yenileme, radikal anlayışla mücadele ve tüm kesimleri kucaklama adı altında her türlü haramı ve kötülüğü meşrulaştıran bir din adamları ve başörtülü kadınlar neslinin ortaya çıkması beklenmektedir. Eğer yetkili makamlar çocuklarımızı yozlaştırırsa ve birisi dördüncü maddedeki dini değerlere sığınırsa, bu din adamları ona şöyle diyecektir: "Ahlak, Ürdün'de ve İslam dünyasındaki pek çok yasada olduğu gibi genellikle kağıt üzerinde kalan bir mürekkepten ibarettir." Oysa zehirli maddeler uygulanır; çünkü arkalarında Birleşmiş Milletler'in, hatta bu ülkenin dinini ve çocuklarının ahlakını silmeye hevesli koca devletlerin heyetleri, koruması ve takibi vardır.
Onuncu olarak: Yasa kabul edilirse en iyi senaryo nedir dersiniz? Yetkili makamların kararları tekeline almamasıdır. Yani en iyi ihtimalle, yetkili makamların mağduru olan ve yasadan zarar görenler mahkemelere başvuracaktır. Bu sırada çocukları yetkili makamların müdahalesine maruz kalırken, ebeveynler mahkeme duruşmalarını beklemek zorunda kalacaktır.
On birinci olarak: "Kamu düzeni, ahlaki değerler ve ilgili diğer mevzuatlar" gibi ifadelerin tamamı; zamana ve medyanın etkisine göre değişen, muğlak, serap gibi ve ucu açık ifadelerdir. Zaten yetkili makamların kendisi kamu düzenini, ahlaki değerleri ve ilgili mevzuatları değiştirmek için çalışmaktadır. Bakınız, yasa, Birleşmiş Milletler'in yayınlanmış metinlerinde belirli anlamları olan zehirli ifadeleri eklemeye ne kadar hevesliyken; "makyaj" niteliğindeki o zayıf frenleyici mekanizmaları nasıl belirsiz ve anlamsız bırakmıştır.
On ikinci ve son olarak: Dördüncü madde değişikliğini değersiz kılan şey, bu yasanın tamamının, hükümlerin Allah Teala'ya boyun eğme ve O'nun şeriatına itaat etme ilkesinden kaynaklandığı esasına dayanmamasıdır. Aksine bu değişiklik, zehirli bir yasa için sadece kozmetik bir süs, bir makyaj olarak yapılmıştır.
Tüm bu anlatılanlar bize Allah Teala'nın şu sözünü hatırlatmaktadır: "Hepiniz topluca barışa (İslam'a) girin" [Bakara: 208]. Yani İslam'a tüm kanunları ve ayrıntılarıyla girin; zira ondan bir parçayı bile terk etmek, helake götüren şeytanın adımlarını izlemektir. Yukarıdaki nedenlerden dolayı, bu dördüncü madde bir seraptır ve hiçbir değeri yoktur. Çocuk yasasının zehirli olduğu, değiştirilmiş halinin de zehirli olduğu ve bu yasayı onaylamanın bir utanç olduğu gerçeğini hiçbir şekilde değiştirmez.
Kardeşlerim, bu sözleri yasanın geçmesine katkıda bulunabilecek herkese gönderin ve onlara deyin ki: "Yaptığınız değişikliklerle bizi kandırmaya çalışmayın. Vallahi, eğer bu komploya ortak olursanız sizi asla affetmeyeceğiz."
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.