Allah'ın selamı üzerinize olsun. İşgalci buldozerlerin Gazze'deki yaşamın her türlü izini silmek için ağaçları, taşları ve hatta kardeşlerimizin bedenlerini nasıl yerle bir ettiğini hepimiz görüyoruz. Buna paralel ve koordineli olarak, Müslüman ülkelerde imanın, akidenin ve şeriatın kalıntılarını yerle bir etmeye çalışanlar var.
Müslüman bir ülkenin resmi kanalında, bir grubun miras konusunda kadın-erkek eşitliğini tartıştığını görürsünüz. Şu soru sorulur: "Sen ne düşünüyorsun filanca? Mirasta kadın-erkek eşitliğinden yana mısın?" İçlerinden biri şöyle cevap verir: "Evet, ben bundan yanayım. Ben buna hukuki açıdan bakıyorum, şeriat açısından değil. Şeriat, insanla Rabbi arasındaki ruhani bir ilişkidir, ancak beni hukuki yönü ilgilendiriyor."
Sonra bir diğerine sorulur: "Sen ne dersin?" O da cevap verir: "Evet, ben eşitlikten yanayım. Ancak uygulanan şeriat hükümlerini esas alsak bile, kadın zaten mirastaki payını alamıyor." Bir başkasına sorulur, o da: "Filancanın söylediklerinin çoğuna katılıyorum ama bir notum var: Kadın bazen erkekten daha fazla alıyor" der. Ve bu böyle uzayıp gider.
Mümkün mü bu? Müslüman ülkelerde bu zihniyetin hala var olması mümkün mü? Kadın haklarını savunduğunu iddia eden ülkelerdeki efendilerinin suçlarını ve suç ortaklıklarını gördükten sonra hala nesilleri tükenmedi mi? Attıkları sloganların yalan ve boş olduğunu gördükten sonra bile mi?
Aslında beklenen, nesillerinin tükenmiş olması ve izlerine sadece fosillerde veya arkeoloji müzelerinde rastlanmasıydı. Şeriata dil uzatanların her birinin deliklerine saklanması ve başlarını kuma gömmesi beklenirdi. Ancak Peygamberimiz -Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun- buyurduğu gibi, bu tür diyalogların çoğunda konuşmacılar rol yapma konusunda bile başarısızdırlar.
Kardeşlerim, sizce bu zamanlamada bu tür programlarla ne amaçlanıyor? Amaç basitçe; dinin kalıntılarını yerle bir etmek, İslam'a her yönden saldırmak, insanları Gazze'de olup bitenlerden uzaklaştırmak ve Aksa Tufanı ile sonrasının getirdiği her türlü imani izi silmek için insanları en başa döndürmektir.
Amaç; kanunla, hapisle ve fikri terörle korunan hayali kutsallar dışında hiçbir kutsalı olmayan nesiller yetiştirmektir. Amaç; dinine bağlı olanların bu tür boş programlar hakkında konuşup onları meşhur etmesi, böylece şeriatın küçümsenmesi, hükümlerinin inkar edilmesi ve Alemlerin Rabbi'ne karşı edepsizlik yapılmasının normalleşmesidir.
Bunlar resmi kanallarda ifade edilen "bakış açıları" ve "görüşler" haline getiriliyor. Eğer birisi bunun küfür olduğunu söylerse, ona: "Tekfirci, terörist, bu toplantıdaki vatandaşların duygularını incitti, fitne çıkardı. Yetişin ey siber suçlar birimi, haydi mahkemeye!" deniliyor. Çünkü bilindiği üzere, eğer bir kişi küfür kusan ve İslam'ı aşağılayan ucuz bir kiralıksa, korunması gereken hakları ve gözetilmesi gereken duyguları olan bir "vatandaş" haline geliveriyor.
Ne onları ne de boş programlarını meşhur etmek istemediğim için isim vermiyorum, ancak şu hususların vurgulanması gerekir kardeşlerim:
Birincisi: Kadın haklarını koruma bahanesiyle şeriata bu şekilde saldıran hiç kimse, çarpık kanaatlerinden dolayı değil, ucuzluk ve uşaklıktan dolayı konuşmaktadır. Eğer kadını önemseselerdi; mirasta erkeğin yarısını alıp almadığını değil, Gazze'de ezilen, tutuklanan, parçalanan, açlıktan ölen, dul kalan, yetim bırakılan ve bir yudum su ile bir lokma ekmek bulamayan kadınları önemserlerdi. Kadın-erkek miras eşitliği konusunda Batılı efendilerinin çöplerini ve yemlerini tekrarlayan her ucuz insan, gidip efendilerine Gazze'deki kadınlara karşı işledikleri suçları durdurmalarını söylesin.
İkincisi: Bu değersiz kişilerden herhangi biri çıkıp da: "Gelin bakalım filanca devletin anayasası adil mi değil mi? Filanca başkanın sözleri adil mi değil mi?" demeye cesaret edebilir mi? Oysa büyük bir rahatlıkla, sonucu şu kapıya çıkan sözler sarf ediyorlar: "Alemlerin Rabbi'nin sözü hakkında ne düşünüyorsunuz, adil mi değil mi? Eğer adil değilse, yerine daha adil hangi kanunu koyabiliriz?"
Üçüncüsü: "Kardeşim onlarla tartış, delile delille karşılık ver" demek asla doğru değildir. Bu saçmalıklara defalarca cevap verilmiştir. Bunların bu şekilde tartışmaya açılmasını kabul etmek bile, tüm bu ucuz karakterler için bir zaferdir. Yoksa akıl hastanesine kapatılmaları mı istenmeli? Allah'ın hakkı her şeyden daha büyüktür.
Müslüman ülkelerde Allah'ın hakkına ve şeriatına saldırılmak isteniyor ki siz nereden darbe alacağınızı şaşırasınız. Gazze'deki kardeşlerinize yardım etmeye mi çalışacaksınız, onları öldürenlere destek verenlere mi itiraz edeceksiniz? Onların yaraları üzerinde davul zurna çalıp dans edenlere mi, yoksa Allah'ın şeriatına karşı yapılan küstahlığa ve dinin hükümlerine karşı havlayanlara mı karşı duracaksınız?
Yanıltma, cahilleştirme, aç bırakma, fakirleştirme, imanı yok etme ve aşağılama ile meşgul ederek; hayatın gereklilikleri, hatta en basit ve boş işlerle sizi oyalıyorlar. Öyle ki hiçbir şeye yetişemediğinizi hisseder, umutsuzluğa kapılır ve toplumlarımız için istenen bu çarpıtmaya ve inkara teslim olursunuz.
Umutsuzluğa kapılmayın ve korkmayın. Sizi bu yıkımdan koruması için Allah'ın ipine, o en sağlam kulpa sımsıkı sarılın. "Allah, iman edenleri dünya hayatında da ahirette de sapasağlam sözle sabit kılar." Eğer Aziz ve Celil olan Rabbinizden uzaklaşırsanız, bu yıkımın kurbanlarından olursunuz.
Kardeşlerim, bu bir arınma ve imtihan zamanıdır. Sonra bizzat Alemlerin Rabbi'nden gerçek bir tasfiye gelecektir. O ki şöyle buyurmuştur: "Allah, murdarı temizden ayıklamak ve murdarları birbiri üzerine koyup hepsini bir yığın yaparak cehenneme atmak için böyle yapar. İşte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir."
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.