Bölüm 4 - Müslümanlar Son Sığınak
Gelişmiş dünyanın Arap Yarımadası'nda ortaya çıkan bir dine ihtiyacı var mı?
Gelişmiş dünyanın Arap Yarımadası'nda ortaya çıkan bir dine ihtiyacı var mı?
Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.
Geçtiğimiz bölümde, Müslümanların gerilemesiyle dünyanın neler kaybettiğini görmüştük. Bugünkü bölümde ise, insanlığın İslam'a ihtiyacı olup olmadığı konusunda bizi şüpheye düşüren nedenlerin neler olduğunu göreceğiz. Ardından şu itirazlara cevap vereceğiz: Neden insanlığın sorunlarını çözmeye yetkin tek sistemin ve tek sığınağın İslam olduğunu varsayıyorsunuz? Biz Müslümanlar da insanlığın geri kalanı gibi ahlaki bir çöküş içinde değil miyiz? Yaşadığımız zulüm ve baskıdan bizi kurtaracak birine asıl bizim ihtiyacımız yok mu?
İlk olarak; insanlık ulaştığı bu ilerleme seviyesiyle, Arap Yarımadası'nda ortaya çıkmış bir dine muhtaç mıdır? Eğer hala bu soruyu soruyorsanız, bilin ki bu, Musa ona hidayeti getirdiğinde: "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve altımdan akıp giden şu nehirler benim değil mi? Görmüyor musunuz? Yoksa ben, şu zavallı ve neredeyse meramını bile anlatamayan adamdan daha hayırlı değil miyim?" diyen Firavun'un mantığıdır.
Firavun, sanayi ve mimari açıdan Musa'dan daha ilerideydi. Onun emriyle devasa yapılar inşa ediliyordu: "Ey Haman! Benim için yüksek bir kule yap." Bunun ne kadar mühendis, işçi ve emek gerektirdiğini hayal edebilirsiniz. Piramitler, onun ve diğer firavunların saltanatının azametine bugün bile şahitlik etmektedir.
Allah'ın peygamberi Hud'un kavmi de medeniyet yönünden o kadar ilerlemişti ki: "Bizden daha güçlü kim var?" diyorlardı. Peygamberleri onlara şöyle demişti: "Siz her yüksek yere, eğlenmek için birer anıt mı dikiyorsunuz? Ebedi kalacağınızı umarak sağlam yapılar, fabrikalar mı inşa ediyorsunuz?" Onlar, meşhur yollar üzerindeki yüksek bölgelerde göz alıcı, sağlam binalar ve kaleler inşa etmekte ustalaşmışlardı.
Salih peygamberin (ona selam olsun) kavmine ise peygamberleri şöyle demişti: "Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz." İbn Abbas ve diğer müfessirler bunun "becerikli ve sanatkârane bir şekilde oymak" anlamına geldiğini söylemişlerdir.
Ancak Allah Teala, tüm bunların ve diğerlerinin durumunu zikrettikten sonra şöyle buyurmuştur: "Gördün mü? Eğer biz onları yıllarca faydalandırsak, sonra kendilerine vaat edilen azap gelse, o faydalandıkları şeyler onlara ne yarar sağlar?" Bu ayet, Rablerinin vahyinden yoksun olan bu boş medeniyetleri silip süpüren bir sel gibidir.
İnsanlığın bugünkü hali; Firavun, Haman ve Karun dönemindeki gibidir: Siyasi, ekonomik ve askeri güçten yararlanan nüfuzlu bir azınlık, refah içinde yaşayan bir kesim ve acı çeken, köleleştirilmiş, aşağılanmış bir çoğunluk. Ve onlara hayranlıkla bakıp: "Keşke Karun'a verilenin bir benzeri bize de verilseydi, doğrusu o çok şanslı biri" diyen insanlar.
Firavun, medeniyet üstünlüğü damarından vurur ve gafiller bundan etkilenir: "Kavmini küçümsedi (akıllarını çeldi), onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavimdi." İşleri sadece binaların yüksekliğiyle ölçmek ve insanın ne için yaratıldığını unutmak bir yoldan çıkmışlıktır. Eğer insan Ay'a ulaştı, okyanusların derinliklerine indi ve icatlar yaptı diye; insanı koruyan, onurlandıran, dünyasını ve ahiretini ıslah eden ilahi hidayete ihtiyacı kalmadığını sanıyorsak, bu bir sapkınlıktır.
Eğer ölçü dünyevi ise, muazzam teknolojik ilerlemeye rağmen insanlığın neler çektiğini, maddenin yücelip insanın nasıl alçaldığını ve değerinin nasıl düştüğünü geçen bölümde gördünüz. Ancak siz Müslümansınız; ölçünüz dünyevi değildir. Sloganınız "Ölürüz ve yaşarız, bizi ancak zaman yok eder" değildir. Aksine siz, şöyle buyuran bir Rabbe ibadet ediyorsunuz: "Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."
İnsanlığın İslam'a olan ihtiyacından şüphe ediyorsanız kendinize şunu sorun: Düşmanlarım, bahsettiğimiz yöntemlerle İslam'ı benim gözümde değersizleştirmeyi başardılar mı? Beni psikolojik olarak yenilgiye uğratıp, onları yüce, dinimi ise değersiz görmemi sağladılar mı? Hatta bakış açımı ve kriterlerimi değiştirip beni tamamen materyalist biri haline getirmeyi başardılar mı?
Hayatını Allah'ın yoluna davet etmeye ve kavramları düzeltmeye adamış Müslüman bir alim vefat ettiğinde, içimizden bazıları: "Bu adam insanlığa ne kattı ki?" diyebiliyor. Öte yandan, ilmini Allah'ın yolundan alıkoymak için kullanan ateist kılıklı biri öldüğünde, bir başkası: "Bu adam insanlığa tüm bunları sundu" diyebiliyor. Oysa biz daha önce bilimsel ve teknolojik üstünlüğün İslami kökenleri olduğunu ve günümüz Müslümanlarının da bu alanda üzerinde durulmayan pek çok katkısı bulunduğunu tartışmıştık.
İkinci olarak, kendi kendinize: "Neden özellikle İslam'ın insanlığı kurtarabileceğini varsayıyoruz?" diyorsanız, size derim ki: Korunmuş vahyi ile İslam'dan başka kim var?
İnsanlık gördüğümüz şekilde yolunu şaşırdığında; değerler, ahlak ve yasalar konusunda bocaladığında; bireyin kendisiyle, Rabbiyle ve başkalarıyla olan ilişkisini düzenlemeyi beceremeyip bu karanlıkta kaybolduğunda; Allah'tan başka size bir ışık getirecek hangi ilah vardır? Hala işitmeyecek misiniz?
İnsan kendi başına bırakıldığında şu sözün muhatabı olur: "Eğer Allah'tan bir yardım gelmezse gence, ona ilk zarar veren kendi çabası olur." Şöyle buyuran Allah'tan başka kim var: "Yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilendir, her şeyden haberdardır." Yine şöyle buyuran Allah'tan başka kim var: "Allah size (bilmediklerinizi) açıklamak, sizi sizden öncekilerin yollarına iletmek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister; şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapışla yoldan sapmanızı isterler. Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır."
Şehvetlerine uyanların etkisiyle insanlığın nasıl büyük bir sapışla yoldan saptığını gördüğünüzde, bu bataklıktan onu çekip çıkaracak ilahi hidayetten başka bir ip göremezsiniz. Bu, zayıf olan insanın sapmaması ve bedbaht olmaması için yükünü hafifletmek üzere yasalar koyan Allah'ın ipidir.
Sizce çözüm; özgürlük, eşitlik, hümanizm değerlerinde, uluslararası anlaşmalarda, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde, Cenevre Sözleşmesi'nde, Birleşmiş Milletler'de veya Güvenlik Konseyi'nde mi? Tüm bu sloganların ve kurumların, vahiyle bağları koptuğunda ve insanların arzularına bırakıldığında, nasıl insanlığın mutsuzluk kaynağına ve güç sahiplerinin elinde bir oyuncağa dönüştüğünü defalarca gördük.
Korunmuş vahyi ile İslam'dan başka kim insanlığı kurtarabilir? Ateizm, sapkınlık, hümanizm veya sahte bilim gibi her türlü akıma boyun eğen tahrif edilmiş dinlerin adamları mı? Onlar Allah'ı inkar eden ateistlere: "Cennete gitmek için Allah'a inanmanıza gerek yok" diyorlar. Ateistleri cennetle müjdeliyorlar; Tanrı'nın, ateistler de dahil herkesi İsa'nın kanıyla kurtardığını iddia ediyorlar. Eşcinsellerin "Tanrı'nın çocukları" olduğunu ve aile kurma hakları bulunduğunu söylüyorlar. Peki, bizim içimizde de onlar gibi din adamları yok mu?
Hayır, aynı değil. Bizim dinimizde batıla ayak uyduracak unsurlar yoktur. İslam'da Tanrı adına konuşan masum din adamları veya kişilere dayalı merkezi bir dini otorite yoktur. İslam'da ruhbanlık yoktur; hiç kimsenin Allah'ın kitabından bir şey silmeye, eklemeye veya metinleri keyfi yorumlamaya yetkisi yoktur. Din, hahamların veya rahiplerin inisiyatifine bırakılmamıştır. Din adamlarının helal kılma veya haram kılma gibi bir yasama yetkisi yoktur. "Yeryüzünde bağladığınız her şey gökte de bağlanmış olacak, yeryüzünde çözdüğünüz her şey gökte de çözülmüş olacak" gibi metinler İslam'da bulunmaz. Aksine İslam'da alimler, Allah'ın kitabına hükmeden değil, ona tabi olan kişilerdir: "Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah'a ve Resulü'ne arz edin." Eğer bir alim haramı helal, helali haram kılarsa, onun sözünün hiçbir değeri ve itibarı yoktur. Böylece İslam, değiştirilmekten ve batıla uymaktan korunmuş kalır.
İslam'da kul ile Rabbi arasında aracı yoktur. "Kimin günahlarını bağışlarsanız bağışlanmış olur, kiminkini tutarsanız tutulmuş olur" gibi metinler yoktur. Böylece dosdoğru yol, insanların müdahale edemeyeceği kadar net kalır. İslam'ın vahyi korunmuştur; ona ne önünden ne de arkasından batıl gelebilir. O, hüküm ve hikmet sahibi, her türlü övgüye layık olan Allah katından indirilmiştir. İçinde batıl veya tahrif yoktur. Bu sayede dinin temsilcileri batıl ehline "Siz bize karışmayın, biz de size karışmayalım" sloganı altında yaranmak zorunda kalmazlar.
İslam batıla boyun eğmez ve batılın peşinden gitmez. O, insanlığı büyük bir sapkınlığa sürükleyenlerin yoluna engel olabilecek tek güçtür. Korunmuş vahyi ile İslam’dan başka kim insanlığı kurtarabilir? Komünizm mi? Kapitalizm mi? Her ikisinin de insanlara neler yaptığını hep birlikte görüyoruz.
Tüm bu nedenlerden dolayı, evet, İslam insanlığın son sığınağıdır. İslam, Peygamber Efendimiz (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) ve Dört Büyük Halife döneminden gelen; değerler, ahlak, ibadet ve hukuk açısından zirve noktayı temsil eden tarihi bir uygulama mirasına sahiptir. Bu nedenle siyasi analist Dr. Ekrem Hicazi özetle şöyle demektedir: "İnsanlık düşmanları, sadece devletler ve toplumlar düzeyinde değil, bireysel düzeyde de Müslümanı parçalamak istedikleri bir savaşta İslam inancını çarpıtma, şüphe uyandırma ve bulandırma ile hedef alıyorlar. Ancak Allah Teala, Müslümanların güçlerini toplaması ve direnç kazanması için bu kader planı üzerinden onları hazırlıyor."
Müslümanlar insanlığın son sığınağıdır ve yeryüzünde Allah'ın yarattıklarının emanetçileridirler. Onlar, ellerindeki "Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" buyuran vahiy ile bu göreve ehildirler. İnsanlığı büyük bir sapkınlığa sürükleyenlerin köleliğinden kurtarabilecek olanlar onlardır.
İnsanlığa dair sunduğumuz bu karanlık tabloların karşısında, yer yer merhamet, adalet ve insana değer verme belirtileri olduğunu inkar etmiyoruz. Ancak bu güzelliklerin kaynağı insanlık düşmanları değil, Allah'ın insanları üzerine yarattığı fıtratın kalıntılarıdır. Şu anki savaş, bu fıtrattan geriye kalanları da kökünden kazımak için fıtrata karşı yürütülmektedir. İnsanlar için bundan kurtuluşun İslam'ın korunmuş vahyinden başka bir sığınağı yoktur.
Şöyle diyebilirsiniz: "Fakat bahsettiğin tüm bu insani sorunlar biz Müslümanlarda da var. Ahlaki yozlaşma, hile, aldatma; onlar gibi biz de zulmediyor ve köleleştiriyoruz." Burada İslam'ın kendisi ve korunmuş asılları ile Müslümanların mevcut gerçeğini birbirine karıştırıyorsunuz. Mevcut acı durumumuzu kullanarak bizi dinimizden utandırmaya ve onu insanlığın kurtarıcısı olarak görmemizi engellemeye çalışanlardan etkilenmişsiniz.
Ayrıca, biz Müslümanlar ile ümmetin başına musallat olan, düşmanların kuyruğu gibi hareket eden, dinle savaşan, ümmeti Allah'ın düşmanlarına boyun eğdiren ve bir koltuk uğruna Müslümanların zenginliklerini yağmalatanları bir tutmak büyük bir haksızlıktır. Sonra kalkıp "Biz hapsediyoruz, biz köleleştiriyoruz, biz yağmalıyoruz" diyemeyiz. Bunlar bizden değildir, biz de onlardan değiliz. Onların günahına ancak onlara yardım eden, cürümlerine onay veren ve onlara dalkavukluk edenler ortak olur. "Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler ne de onlardan. Bilerek yalan yere yemin ederler."
İnsanlığı kurtarma projesinin bir parçası da kendimizi içinde bulunduğumuz zulüm halinden kurtarmaktır. Ümmetin kendi işlerini eline alması ve milletlerin hidayet bulacağı bir hak ve adalet örneği haline gelmesi için çabalaması gerekir. Mevcut kötü durumumuz, Müslümanların insanlığın sığınağı olduğu gerçeğine ikna olmamıza engel değildir.
Biliyor musunuz, içinde bulunduğumuz ezilmişlik ve zulmün en önemli sebeplerinden biri, insanlığı kurtarma görevimizi terk etmemizdir. Allah Teala şöyle buyurur: "Eğer seferber olmazsanız, Allah sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır." Neden seferber olmalısınız? İnsanlığa karşı görevinizi yerine getirmek ve düşmanların şerrini engellemek için.
Resulullah (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) şöyle buyurmuştur: "Eğer 'ıyne' yoluyla alışveriş yapar, sığırların peşine düşer (sadece dünya malına dalar), tarımla yetinir ve cihadı terk ederseniz; Allah üzerinize öyle bir zillet musallat eder ki, dininize dönünceye kadar onu üzerinizden kaldırmaz." Yani insanlığı İslam'a davet etme ve Müslüman olmayan nesillerin bile gerçekleri görerek kendi dinlerini ve yaşam sistemlerini seçebilecekleri temiz, fıtri bir ortam oluşturma görevinizi terk ederseniz bu zillet gelir. Biz onları davet etmeyi bıraktık, onların büyükleri bize musallat oldu ve Allah'ın üzerimize musallat ettiği o zilleti tattık; dinimize dönene kadar da bu zillet kalkmayacaktır.
Tarih boyunca Müslümanların dünyaya daldığı ve milletleri davet etmekten geri durduğu zamanlarda, Haçlılar ve Tatarlar gibi kavimlerin onlara musallat olduğunu, İslam beldelerini istila edip şehirleri yok ettiklerini ve Müslümanlara büyük acılar çektirdiklerini görürsünüz. Oysa büyük hedefler azmi yükseltir ve birliği sağlar. Müslümanlar tarih boyunca ekonomik krizler, salgınlar ve iç çatışmalar yaşamışlardır; ancak cihad görevini ve daveti yerine getirdiklerinde tüm bunlar kontrol altına alınmıştır.
Son olarak, 2017 yılında yayınlanan bir belgesel, Avrupa ve Amerika'daki okullarda "cinsel eğitim" adı altında çocuklara çok kirli bir şekilde ahlaksızlığın nasıl öğretildiğini, uluslararası kuruluşların ve büyük devlet liderlerinin buna nasıl suç ortağı olduğunu gözler önüne sermektedir. Güney Amerika, Doğu Avrupa ve Afrika'daki ülkelerin bu müfredatları zorla kabul etmeleri için krediler yoluyla nasıl tehdit edildiği; insanlık düşmanlarının bundan maddi kazanç sağlayan kürtaj ve cinsiyet değiştirme pazarını nasıl büyüttükleri anlatılmaktadır. Hatta Afrika'daki derslerde, AIDS hastası birinin bunu karşı tarafa söylemeden ilişkiye girebileceğinin nasıl aşılandığı, böylece hastalık yoluyla insanlardan kurtulmaya çalışıldığı anlatılıyor. Bu, fıtrata karşı savaş açan, değerleri yok ederek insanları kapitalizmin devlerine köle yapan sistemli bir suçtur.
Belgeseldeki bazı görüntüler yayınlanmaya uygun değildir ancak önemli kısımlarını inşallah paylaşacağız. Fransız bir psikiyatrist, birçok öğrencinin bu eğitim adı altında maruz kaldıkları mahremiyet ihlali ve utanç verici durumlardan nasıl şikayetçi olduklarını anlatıyor. Öğrenciler bundan nefret ediyor. Psikiyatrist soruyor: "Bu lobiler koca devletlerin politikalarını nasıl etkileyebildi?" Biz de basitçe diyoruz ki: Çünkü pusula kayboldu ve bu toplumların Yaratıcıları ile bağı koptu. Bu durumda suçluların onları büyük bir sapkınlığa sürüklemesi çok kolaydır.
Bir dostum belgesel hakkında şöyle dedi: "Sadece bu film bile şu başlığı hak ediyor: Müslümanların gerilemesiyle dünya neler kaybetti?" İşte tüm bunlardan dolayı ey aziz dostlar, evet, Müslümanlar insanlığın son sığınağıdır.
Şöyle diyebilirsiniz: "Peki benden beklenen nedir? Bu sorumluluk duygusu hayatıma nasıl yansıyacak?" Veya: "Ben ikna olsam bile, bahsettiğin bu insanlık, medeni ve ahlaki olarak bu kadar geride kalmışken beni mi dinleyecek?" Ya da: "Görevimizi yapmazsak hep günahtan bahsediyorsun, hiç müjde yok mu? İnsanlığa karşı sorumluluk duymak sadece ağır bir yük müdür?" Aksine, bunun aynı zamanda büyük bir nimet olduğunu söylüyorum. Nasıl mı? Bu soruların cevaplarını inşallah bir sonraki bölümde vereceğiz, bizi takip etmeye devam edin.
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.