Ruhun imanla huzur bulması, gece vakitlerinde onu tilavet etmen, rıza pınarlarını ve mağfiret bulutlarını onunla yağdırman için Kur'an ile kalın. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Kardeşim, Allah'a sadece itaat etmen yetmez; aksine bu itaati onu severek yerine getirmen gerekir. Bu, zihinlerimizden uzak kalan çok önemli bir manadır. Bir ibadetin Allah katında makbul olması için, onu severek sunmamız şarttır.
Zekat vermen yetmez; bu ibadeti yerine getirdiğin için mutlu bir şekilde vermen gerekir. Doğru bir başörtüsü ve cilbab giymen yetmez; onu severek giymen gerekir.
Çoğu zaman, sunduğumuz ibadeti sevmediğimizi ele veren bir tarzda hareket ediyoruz ve bu durum ibadeti kusurlu hale getiriyor.
Bir adamın bana gelip şöyle sorduğunu hatırlıyorum: "Yeni evimi boyaması için bir boyacıya bir miktar para verdim, ancak boyacı beni dolandırıp kaçtı. Onun aldığı bu parayı zekatımdan sayabilir miyim?" Allah yardımcımız olsun! Zekat ibadeti bu ruh haliyle yerine getirilmez.
Kardeşlerim, Müslüman bir genç kız şer'i şartlarını bilerek başörtüsü takmak istediğinde, ne yazık ki bu şartlara uyanı az bulursunuz: Bol olması, içini göstermeyecek kadar kalın olması, süslü ve işlemeli olmaması gerekir. Şer'i tesettürden çeşitli yollarla bu kaçış çabası, senin bu ibadete olan sevgini mi gösterir?
Farz namazı vaktinin en sonunda kılan ve sanki spor egzersizi yapıyormuş gibi hızlıca yatıp kalkan kimse, namazı seviyor mudur?
Kardeşlerim, konu ciddidir; çünkü bu durum ibadetin kabul edilmesi veya reddedilmesi ile ilgilidir.
Buna delil nedir? Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Harcamalarının onlardan kabul edilmesini engelleyen tek şey, Allah'ı ve Resulü'nü inkar etmeleridir." Bu durum (inkar) çok şükür bizde yok, ancak sonrasını dinleyin; amelin kabulüne engel olan diğer hususları dinleyin.
Yüce Allah şöyle buyurur: "Namazı ancak üşene üşene kılarlar, infakı da ancak istemeye istemeye yaparlar." Namazı tembellikle ve sevmeden kılarlar, zekatı ise yerine getirmekten hoşlanmayarak verirler. Demek ki, ibadetten hoşlanmamak onun kabulüne engeldir.
Dikkat edin, sözümüz ibadete eşlik eden meşakkati (zorluğu) ağır bulmak hakkında değildir. Örneğin, uyuyan birine sabah namazına kalkmak ağır gelebilir ve bu durum onun imanından bir şey eksiltmez. Ancak kalkıp abdest alıp namaza başladığında, namazını sever ve Rabbine itaat ettiği için mutlu olur. Bu kişi ile namazı tembellikle kılan, namazında Allah'ı çok az anan ve namaz bittiğinde sanki sırtından ağır bir yük atmış gibi hisseden kişi arasında dağlar kadar fark vardır.
Doğru bir şekilde örtünen kadın, bazı gafiller kendisine laf attığında üzülebilir; ancak örtünün kendisini sever, Rabbinin emrine uyduğu için sevinir ve Allah'ın bunu kendisi için meşru kılmasındaki hikmeti hisseder. Bu kadın ile kimse bir şey demese bile doğru tesettürden nefret eden ve ondan daralan kadın arasında büyük fark vardır.
Öyleyse kardeşlerim, Allah Azze ve Celle'ye ne zaman bir ibadet sunsak kendimize soralım: Biz bu ibadeti seviyor muyuz? Göğsümüzün ferahlaması ve Allah'ın emrini en güzel şekilde yerine getirmemiz bize cevap verecektir. Eğer cevap farklıysa, Allah'ın izniyle başka bölümlerde bize ibadeti sevdirecek çareleri öğreneceğiz.
Unutmayın ki, bazı insanların amellerinin kabul edilmesini engelleyen şey şudur: "Namazı ancak üşene üşene kılarlar, infakı da ancak istemeye istemeye yaparlar." Allah'tan kalplerimizi ıslah etmesini ve amellerimizi kabul etmesini dileriz. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.