Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun değerli kardeşlerim. Felaket bölgelerindeki Müslümanların acılarını gördüğümüzde, Allah Teala'nın belayı ve imtihanı uzatmasındaki yüce hikmetlerden birini gözden kaçırabiliyoruz.
Bu hikmet şudur: Allah Teala, kullarının kendilerine güvenip gurura kapılmalarına, Allah'ın üzerlerindeki nimetini unutmalarına ve hatta zafer sarhoşluğuyla yeryüzünde zorbalık yapmalarına yol açacak kolay bir zafer kazanmalarını istemez. Bu sebeple Allah Teala, kullarına zafer nasip etmeden önce, nefislerini kıracak, onlara zayıflıklarını ve çaresizliklerini hissettirecek imtihanlar verir.
Buna delalet eden bir ayet hatırlıyor musunuz?
Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Andolsun, sizler güçsüz ve zayıf bir durumda iken Allah size Bedir'de yardım etmişti." [Al-i İmran: 123]. Allah Teala'nın "sizler güçsüz ve zayıf bir durumda iken" ifadesine dikkat edin.
İbn Kayyim, "Zadü'l-Mead" adlı eserinde Allah Azze ve Celle'nin kullarını eğitmesindeki hikmetlerden bahsederken; Allah onları mağlubiyet, kırgınlık ve yenilgiyle imtihan ettiğinde boyun eğip boyun büktüklerini ve böylece zaferi hak ettiklerini belirtir. Şöyle der: "Zafer hilatı -yani zafer hediyesi- ancak zillet ve kırgınlık makamıyla birlikte gelir." Allah Teala buyurmuştur ki: "Andolsun, sizler güçsüz ve zayıf bir durumda iken Allah size Bedir'de yardım etmişti."
Buna karşılık şöyle buyurmuştur: "Huneyn gününde de hani çokluğunuz sizi böbürlendirmişti de size hiçbir fayda sağlamamıştı." [Tevbe: 25]. Allah Teala bir kulunu yüceltmek, yarasını sarmak ve ona yardım etmek istediğinde, önce onu kırar. Ona olan yardımı ve desteği, kulun hissettiği zillet ve kırgınlık miktarınca olur. Allah ona rahmet etsin, sözü burada biter.
Dolayısıyla Huneyn günü Müslümanlar sayıca çokluklarıyla gurur duymuş, sayı ve teçhizat sarhoşluğuna kapılmışlardı; fakat bu onlara hiçbir fayda sağlamadı. Başlangıçta kayba uğradılar, ta ki Peygamber'in -Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun- etrafında, Allah'ın kendilerini kendi güç ve kuvvetlerine terk etmesinin acısını tadan az sayıda kişi toplanana kadar. O zaman kendi güçlerinden vazgeçip Allah'tan başka aziz kılan olmadığını anladılar ve Allah az olmalarına rağmen onlara zafer verdi.
Bedir günü ise sayıca az, teçhizatça zayıftılar. Muhacirler zulüm görmüş, işkenceye uğramış, evlerini ve ailelerini bırakıp Medine'ye sığınmaya zorlanmışlardı. Bu halleriyle onlar "zayıf ve boynu bükük" durumdaydılar. Ruhları izzetli olsa da, durumlarının zayıflığı onların büyüklük taslamasına, kibirlenmesine ve böbürlenmesine engel oluyordu. Allah bu zayıflıktan sonra onlara zafer nasip etti. "Andolsun, sizler güçsüz ve zayıf bir durumda iken Allah size Bedir'de yardım etmişti. O halde Allah'a karşı gelmekten sakının ki şükredebilesiniz."
Müslümanlar üzerindeki belanın uzamasının hikmetleri vardır ve bunlardan biri de şudur: Allah'a boyun eğip teslim olsunlar ki, Allah onları yücelttiğinde, zafer verdiğinde ve yaralarını sardığında eski zayıf hallerini hatırlasınlar. Böylece zorbalık yapmazlar, azgınlaşmazlar; aksine lütfu Allah Teala'ya nispet ederler ve daha sonra hakimiyet kurdukları halklara karşı Allah'tan korkarak adaletle davranırlar.
Allah'tan Müslümanları yüceltmesini, kırgınlık ve zayıflıklarından sonra yaralarını sarmasını niyaz ederiz. Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.