Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Geçtiğimiz bölümde, bir Müslümanın, ilk bakışta Allah'ın elçilerine (Allah'ın salat ve selamı üzerlerine olsun) yönelik hüsnüzanla bağdaşmayan anlamlar çağrıştırabilecek ayetleri doğru anlamaya özen göstermesi gerektiğini belirtmiştik. Buna örnek olarak da Allah'ın peygamberi Lut'un (ona selam olsun) kavmiyle olan kıssasını zikretmiştik.
Bugün başka bir örnek daha zikredeceğiz.
Kardeşim, sen Allah Teala'nın şu buyruğunu okuduğunda ne anlıyorsun: "Nihayet resuller ümitlerini kesecek hale gelip de kendilerinin yalanlandıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız ulaştı; böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Bizim azabımız, suçlular topluluğundan geri çevrilmez." (Yusuf Suresi: 110).
Korkarım ki bazıları bundan, peygamberlerin Allah'ın yardımından ümit kestiklerini ve O'nun vaadi hakkında kötü zanda bulunduklarını anlıyor. Allah'ın elçilerini, Rableri hakkında böyle bir zanda bulunmaktan tenzih ederiz; aksine onlar, Allah'ın doğruluğuna ve vaadini yerine getireceğine dair kesin inanç konusunda tüm alemlerin örnek şahsiyetleridir.
Öyleyse ayetin manası nedir? Taberi tefsirinde rivayet eder ki; Müslim bin Yesar, Said bin Cübeyr'e (Allah ona rahmet etsin) bu ayeti sormuş, Said de şu şekilde tefsir etmiştir:
"Nihayet resuller ümitlerini kesecek hale gelince" yani: Kavimlerinin kendilerini tasdik etmelerinden ümit kestiklerinde. "Ve kendilerinin yalanlandıklarını sandıkları sırada" yani: Kendilerine peygamber gönderilen kavimler, peygamberlerin yalan söylediğini sandıklarında.
Cevabın püf noktası, "yalanlandılar/yalan söylediler" ifadesinin peygamberlere değil, onların kavimlerine yönelik olduğunu bilmektir. Kavimlerinden inkar edenler, aradan yıllar geçip de azap gelmeyince, peygamberlerinin "kafirlerin başına azap gelecek" sözüyle kendilerine yalan söylediklerini zannettiler.
Müslim bin Yesar, Said'den bu tefsiri duyunca ayağa kalkıp ona sarıldı ve şöyle dedi: "Benim sıkıntımı giderdiğin gibi Allah da senin sıkıntını gidersin." Yanlış anlaşılması kalbinde darlık yaratan bir ayeti anlamanın verdiği sevinci hayal edin.
Müfessirlerden Dahhak, Said bin Cübeyr'in bu açıklaması üzerine şöyle demiştir: "Sırf bu ayetin tefsirini öğrenmek için Yemen'e kadar yolculuk yapsaydın, bu bile az kalırdı." Doğrudur; Allah tarafından indirilen bir ayete karşı kalpte oluşan sıkıntıyı gideren böylesine şifa verici bir açıklama için mesafeler katetmeye ve zaman harcamaya değer.
Bugünlerde mesafeler katetmemize gerek yok; güvenilir bir internet sitesi aracılığıyla veya bir ilim ehline danışarak bir ayetin tefsirine saniyeler içinde ulaşabiliriz. Önemli olan, Rabbimizin kelamını anlama ve O'nun kitabına karşı kalbimizin selametini koruma konusunda dert sahibi olmamızdır.
Annemiz Aişe (Allah ondan razı olsun) ise ayeti şöyle tefsir etmiştir: Peygamberler, kendilerine inanan takipçilerinin kendilerini yalanladığını sandılar; çünkü peygamberlerin onlara vaat ettiği yardım gecikmişti. Bu da muhtemel bir anlamdır.
Önemli olan, ayetin dil kurallarına uygun ve peygamberlerin (Allah'ın salat ve selamı üzerlerine olsun) masumiyetini koruyan bir şekilde tefsir edilmesidir.
Allah'tan bizi dinimiz konusunda basiret sahibi kılmasını ve bizi Kur'an'ı öğrenen ve öğretenlerden eylemesini niyaz ederiz. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.