Doktor İbn Teymiyye (Allah ona rahmet etsin) şöyle derdi: "Dünyada bir cennet vardır ki, ona girmeyen ahiret cennetine de giremez." İmam İbrahim bin Edhem (Allah ona rahmet etsin) ise şöyle derdi: "Krallar ve kral çocukları içinde bulunduğumuz mutluluğu ve huzuru bilselerdi, onu elimizden almak için bizi kılıçlarla döverlerdi."
Ancak Doktor Bey, mutluluk meselesine gelince... Mesela bir kişi bir süredir devam ettiği ibadetlerinden geliyor, Allah'a şükür. Namaz bir Müslüman olarak hayatının temel taşı, onu asla ihmal etmiyor ve nafile ibadetleri de çokça yapıyor, Allah'a hamdolsun. Fakat Doktor Bey, buradaki soru şu: İnsan o beklediği mutluluğu, yani hayatın tadını tam olarak hissedemiyor. Birçok hoca, Müslüman bir kişinin Müslüman olmayandan daha mutlu olduğunu söylüyor. Oysa ben bazen üzgün ve sıkıntılıyken, yanımda kimya veya fizik dersinde Hristiyan bir arkadaşım şakalaşıyor, gayet huzurlu ve neşeli görünüyor. Bu durum dürüst olmak gerekirse insanın sinirini bozuyor.
Kaç yaşındasın Ala? 16 yaşındayım. Ah, biz 15 yaş sınırına kadar demiştik ama sen programa girmişsin. Nasıl kayıt oldun? 16 yaşında olduğun halde nasıl girdin? Kayıt oldum, link e-postama geldi. Peki, her halükarda hoş geldin Ala.
Şimdi bu mutluluk meselesine gelelim. Ala bize diyor ki; biz bir kişi namaz kıldığında ve Allah'a yaklaştığında, Allah'tan gafil olanlardan veya zaten Müslüman olmayan, Allah'ı inkar eden ve O'na ortak koşanlardan daha mutlu olmasını bekliyoruz. Ancak bazen bunu göremiyoruz.
Bunun cevabı birkaç noktadan oluşuyor. Birincisi: Mutluluğun tanımı nedir? "İyi bir hayatın" (Hayat-ı Tayyibe) tanımı nedir? Dikkat edin, Kur'an müminlere "iyi bir hayat" vaat etmiştir. Burada bahsedilen şey geçici bir haz veya coşku değildir. İyi bir hayat; insanın razı, mutmain (huzurlu) olması, panik ve isyan içinde olmaması, zorlukta sabredip bollukta şükretmesidir. Allah ile ünsiyet kurmak, O'na özlem duymak, kaza ve kadere rıza göstermek gibi kalbi ameller vardır. Kalbinde bir sebat hali olur; sevindirici şeylere sevinir, üzücü şeylere üzülür. İşte iyi hayat budur.
Bazı insanlar mutluluk veya iyi hayat denince sürekli bir neşe, coşku ve kahkaha hali hayal ediyorlar; oysa iyi hayat mutlaka bu demek değildir. Bazen günah işleyenlerin şarkı söylerken, dans ederken, haram işler yaparken veya gayrimeşru ilişkiler yaşarken gerçekten çok neşeli olduklarını görebilirsiniz. Ancak bu "iyi bir hayat" değildir. Özellikle bu tip insanlar, kendilerini mutlu eden o şeylerden mahrum kaldıklarında psikolojik olarak çökerler. Dolayısıyla onlar bir uçurumun kenarındadırlar; iç huzurları, sekineleri, zorluk anında rızaları ve sabırları, bolluk anında ise gerçek şükürleri yoktur. Bu yüzden bu, iyi bir hayat değildir.
Onlarda bir kaygı hali vardır. "Kim benim zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun için dar bir geçim vardır." Bu durum sizi asla aldatmasın. Evet, gençlik döneminde birini çok eğlenirken, hoplayıp zıplarken ve çok mutlu görünürken bulabilirsiniz. Ama gelin bir de ona bir hastalık isabet ettiğinde görün; "Kansersin", "Felç oldun veya felç başlangıcı var", "Kas erimesi var" dendiğinde ne hale geliyor. Çöküşü çok hızlı olur, doğrudan dibe vurur. Bu yüzden Allah'tan gafil olanların çokça gülmesi sizi aldatmasın.
Bazen bakarsınız, birisi kahkahalarla gülüyor ama bir öğrenci olarak ders çalışmıyor, bir çalışan olarak işini yapmıyor, bir iş sahibi olarak işini veya ticaretini başarıya ulaştırmak için gerekli sebeplere sarılmıyor. Sosyal ilişkilerinde insanlarla düzgün bağlar kuramıyor, onlara çabuk öfkeleniyor, arkadaşlık kurmaya çalışmıyor, arkadaşlarının hatalarına katlanamıyor ve bu yüzden dostlarını çabuk kaybediyor. Aynı zamanda şarkı dinlemiyor, dizi izlemiyor, Kur'an okuyor, camiye gidiyor ve "Tamam, ben dindarım, Allah'a itaat ediyorum, Allah'ın beni hayatımda mutlu etmesini bekliyorum" diye düşünüyor. Hayır, kusura bakma ama mutluluğun da sebepleri vardır, o sebeplere sarılman gerekir.
Dolayısıyla, sebeplere sarılmada kusurlu davranan, hayattaki görevlerini (ister öğrenci olsun ister iş sahibi) yerine getirmeyen ve sosyal ilişkilerini yönetemeyen birinin bir tür hüzün ve karamsarlık hissetmesi beklenir. Çünkü zaten sebeplere sarılmak ve üstlendiğin işlerde başarılı olmak, dindarlığının ve dininin bir parçasıdır. Ancak biz bazen dindarlığı dar bir köşeye sıkıştırıyoruz: "Şunu dinlemem, buna bakmam, şunu yapmam." İman sadece "tahliye" (kötülüklerden arınma) değildir; hem tahliye hem de "tahliye" (güzelliklerle süslenme)dir. Haramları terk edersin ve onların yerine salih amelleri koyarsın.
Örneğin, birçok genç haramlardan uzak durduğu için kendini dindar sayıyor ama okumuyor, kültürlenmiyor, kalbini imar edecek dini bilgileri öğrenmiyor, Kur'an ezberlemiyor, Kur'an üzerinde yeterince düşünmüyor. Bu da onda bir boşluk yaratıyor. Kalbi haramlarla meşguldü, onlardan temizlendi, Allah rızası için onları attı ama sonra bu boşluğu doldurmadı. Bu durumda bir tür can sıkıntısı ve kuruluk hissetmesi doğaldır.
Bir proje üretmeli, sebeplere sonuna kadar sarılmalı, insanlara karşı güzel ahlaklı ve nazik olmalı, insanların hidayeti için hırslı ve onlara karşı merhametli olmalı, sosyal ilişkiler kurmalı, dinini okuyup kültürlenmeli, Kur'an ve sünneti öğrenmeli ve Kur'an üzerinde tefekkür etmelidir. İşte o zaman, belalarla karşılaşsa bile hayatı mutlaka "iyi bir hayat" olacaktır.
Özetle cevabım şudur: Biz müminler olarak Allah'a itaat edersek "iyi bir hayat" ile müjdelendik. Allah'a itaat sadece "onu dinleme, buna bakma, şunu yapma" demek değildir. Hayır, kalbindeki o boşluğu dolduracak pek çok ibadet çeşidiyle o alanı doldurmalısın. İkinci olarak; Müslüman olmayanların veya Allah'tan tamamen gafil olan günahkar Müslümanların gördüğün mutluluğu seni aldatmasın; bu "iyi bir hayat" değildir, bu tehdit altında olan geçici bir mutluluktur. Tamam mı Ala?
Doktor Bey, sebeplere sarılma konusunu tekrar vurgulamak istiyorum. Ben bazen sınav kağıdının üzerine "Bismillahirrahmanirrahim" yazan öğrencileri görünce gerçekten üzülüyorum. Olacak iş mi? Neden biliyor musunuz? Bu öğrenci derslere gelmiyor, derste otururken kafası başka yerde oluyor, soru soruyorum cevap vermiyor, ders çalışmıyor. Sonra sınav günü geliyor, kağıda "Bismillahirrahmanirrahim" yazıyor ve bu sözün onu sınavda başarılı kılacağını bekliyor. Hayır, hayır, hayır! Bu bir ihmalkarlıktır. İhmalkarlığın yüzünden günaha girersin. Eğer günlerini ve gecelerini boşa harcıyorsan, ailene maddi yük oluyorsan ve sonunda sebeplere sarılmayıp sadece "iyi ve saygılı bir insan" olduğun için Allah'ın sana yardım etmesini bekliyorsan, bu tevekkül değil, tembelliktir.
Peygamber Efendimiz (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun), Rabbi tarafından desteklenen bir peygamber olmasına rağmen sebeplere sarılma konusunda herkesin önderiydi. Bu yüzden, eğer "iyi bir hayat" istiyorsak dindarlığı ve Allah'a itaati dengeli ve doğru bir şekilde anlamalıyız.