Bölüm 3
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Değerli kardeşlerim, önceki bölümde birimizin münafıklıktan emin olabileceğini ve münafıklardan bahseden ayetlerin kendisine hitap etmediğini düşünebileceğini belirtmiştik. Çünkü münafıklığın dereceleri olduğu ve bir kişinin bünyesinde hem münafıklık hem de imanı barındırabileceği gerçeğini fark etmemiş olabilir. Buna delil olarak Yüce Allah'ın: "Onlar o gün, imandan çok küfre yakındılar" kavlini ve alimlerin bu konudaki tefsirini zikretmiştik. Bugün başka bir konuma değinmek istiyoruz; o da Allah Teala'nın Bakara Suresi'nde münafıkları vasfettiği şu buyruğudur: ((Onların durumu, bir ateş yakan kimsenin durumuna benzer. Ateş çevresini aydınlatınca Allah onların nurlarını giderdi ve onları karanlıklar içinde görmez bir halde bıraktı. (17) Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; artık geri dönmezler. (18) Yahut (onların durumu) gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek bulunan bir yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırım seslerinden parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah kafirleri kuşatmıştır. (19) Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini aydınlattı mı onda yürürler, üzerlerine karanlık çöktü mü kalakalırlar.)) İbn Kesir tefsirinde münafıkların kısımlarını açıklarken şöyle der: (Onlar iki kısımdır: Halis münafıklar ki ateş misali onlar için verilmiştir; ve tereddüt eden münafıklar ki bazen iman parıltısı onlara görünür, bazen söner. Bunlar su misali sahipleridir ve durumları öncekilerden daha hafiftir) -alıntı sonu-. Ateş misali ile Allah Teala'nın "Onların durumu bir ateş yakanın durumu gibidir" kavlini, su misali ile de "Yahut gökten boşanan bir yağmur gibi" kavlini kastetmektedir. "Bazen iman parıltısı onlara görünür" sözüyle de Allah Teala'nın "Önlerini aydınlattı mı onda yürürler" kavlini kasteder... Sanki kalplerinde zaman zaman iman parıldar ve Allah'a giden yolda yürürler, ancak çok geçmeden imanın nuru söner ve dururlar. Kendini bir tart... Kalbinde İslam'ın bazı hükümlerine karşı bir şüphe ve bazı şiarlarına karşı bir soğukluk var mı? Sonra İslam düşmanları ümmete her yeni bir zulüm yaptığında, hedef alındığını hissedip hak ile batıl arasındaki ayrımın sende netleşmesiyle imanın güçleniyor, Allah ve Resulü'ne (salat ve selam üzerine olsun) olan sevgin canlanıyor ve dinin için gayrete mi geliyorsun... Fakat çok geçmeden yine Allah Teala'nın bazı hükümlerine karşı ikna eksikliğine veya onlardan uzaklaşma haline mi dönüyorsun? Eğer durum böyleyse, bu ayetler karşısında kendimizi emniyette görmemeliyiz... Aynı şekilde bu ayetten, bir kişinin iman ile münafıklık arasında gidip gelebileceği anlaşılır: İman artıp azaldığı gibi, münafıklık da artar ve azalır. Bu değişkenliğe bir diğer delil Allah Teala'nın şu buyruğudur: ((İki arada bir derede bocalayıp dururlar; ne onlara ne de bunlara aittirler)) İbn Kesir tefsirinde şöyle der: (Onlardan bazılarına şüphe arız olur; bazen bunlara meylederler, bazen de şunlara meylederler) -alıntı sonu-. Zayıf imanlı kişi, düşmanlarla olan mücadelenin bir turunda müminlerin zafer kazandığını gördüğünde onlara meyledebilir. Ancak İslam düşmanlarının kefesi tekrar ağır bastığında, meseleleri sadece dış görünüşe göre değerlendirdiği ve dünyanın mükafat değil amel yurdu olduğunu unuttuğu için tekrar şüphe ve tereddüde döner. Öyleyse her birimiz nefsini hesaba çeksin: İmanına münafıklık bulaşıyor mu ve şartlara göre iman ile münafıklık halleri arasında gidip geliyor mu? Vakit geçmeden kalbinin hastalıklarını tedavi etsin. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.