Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun, hayırlı sabahlar değerli kardeşlerim.
Bazı insanlar, Allah'ın varlığının delillerinin ve dininin doğruluğunun yeterince kesin ve net olmadığını zannederler. Bu söylem, bir ateistin ölümü gibi bir olay gerçekleştiğinde ortaya çıkar; bazı insanların ona rahmet dilediğini ve onun için bağışlanma istediğini görürsünüz. Onlara "Bu söz caiz değildir" dediğimizde, size şöyle cevap verirler: "Onun kalbinde ne olduğunu nereden biliyorsun? Belki denedi, araştırdı, çabaladı ama Allah'ın varlığına ikna olamadı; dolayısıyla kalbindekine hükmedemezsin."
Affedersiniz kardeşlerim, bu konu geniş ve dallı budaklı bir konudur, birkaç bölüm gerektirir; ancak burada kısaca ve hızlıca şunu söylüyorum: Biz, bir kafirin Allah'ı inkar etmesinde mazeretli olmadığını söylediğimizde, Allah hakkında hüsnüzan (iyi düşünce) beslemiş, Allah'ı inkar eden hakkında ise suizan (kötü düşünce) beslemiş oluruz. Oysa siz, "Belki hakkı aradı da bulamadı" dediğinizde, dikkat edin; O'nu inkar edene hüsnüzan besleyeyim derken, Allah hakkında suizan besliyor olabilirsiniz.
Allah'ın, varlığının delillerini yetersiz, eksik, belirsiz, anlaşılmaz ve hakkı samimiyetle arayanlar için bağlayıcı olmayan bir şekilde kılması; sonra da insanları Kendisine ve dininin doğruluğuna inanmakla yükümlü tutup buna göre cennete veya cehenneme koyması mümkün değildir. Allah, En'am Suresi'nde şöyle buyurmaktadır: "De ki: Kesin ve tam kanıt (el-huccetü'l-baliğa) Allah'ındır." "Baliğa" (ulaşan) kanıt ne demektir? Hedefine ulaşan, bağlayıcı, susturucu, apaçık, sağlam bir kalbe ve akla sahip olan herkes için tam ve eksiksiz olan kanıt demektir.
Bilin ki onlar sadece kendi heva ve heveslerine (arzularına) uymaktadırlar; onların teşhisi budur. Onlar hakkı arayıp da bulamayan insanlar değil, arzularının peşinden gidenlerdir. Allah ayeti şöyle tamamlar: "Allah'tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevasına uyandan daha sapık kim vardır? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." İşte olayların silsilesi budur: Onlar zalimdirler, kendilerine zulmetmişlerdir; bu yüzden Allah kalplerini mühürlemiştir. Öyle bir aşamaya gelmişlerdir ki artık ne doğruyu bulabilirler ne de Allah'ın elçisine (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) icabet ederler.
Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Bilakis, zulmedenler körü körüne (bilgisizce) kendi hevalarına uydular." Mesele bilimsel ve nesnel bir şekilde çalışıp "Tanrı yoktur" veya "İslam dini doğru değildir" sonucuna varmak meselesi değildir; aksine o, hevasına uymaktadır.
Onlarca yıl ateizme davet etmiş bir ateist için, "Kıyamet günü Allah'a şöyle diyebilir: Rabbim, ben filozof ya da ilahiyatçı değildim, ben bir fizikçiydim" diyerek mazeret üreten davetçileri görmek gerçek bir trajedidir. Allah'a iman etmek felsefe ve ilahiyat konusunda derin bir bilgi mi gerektirir? Hayır kardeşlerim, Allah'a iman etmek sadece iki şey gerektirir: Akıl sağlığı ve kalp sağlığı. Kur'an ve Sünnet'teki tüm metinler bu alanda buna delalet eder.
Eğer Müslümansanız, "Allah buyurdu ki" ve "Resulü buyurdu ki" ifadelerine ikna olursunuz. Yoksa bu delillere ikna değil misiniz? Tefsirinde yüzlerce yönü olan ayetlerden bahsetmiyorum; apaçık, kesin ve net ayetlerden bahsediyorum. Bu ayetler, Allah'ın kanıtının tam olduğuna ve Allah'ı inkar etmenin kibirden ve kalp hastalığından kaynaklandığına delalet eder.
Eğer bu ayetleri inkar ediyorsanız, buyurun "Yakin Yolculuğu"na (Yakin: Kesin Bilgi) çıkalım; Allah'ın varlığının apaçık, kesin ve sarsılmaz bir gerçek olduğunu, buna karşı ortaya atılan tüm şüphelerin ise Allah'ın lütfuyla detaylıca ispatladığımız gibi saçma, tutarsız ve değersiz olduğunu size adım adım gösterelim.
Ancak kendinizi İslam'a nispet edip sonra da kavramları birbirine karıştırmanız kabul edilemez. Biz size Allah'ın "Kesin kanıt Allah'ındır" ve "Bilin ki onlar sadece hevalarına uymaktadırlar" buyurduğunu söylüyoruz; siz ise Allah'ı inkar edene mazeret uydurup, dininin delillerini eksik kıldığı ve insanları buna rağmen hesaba çektiği imasıyla Alemlerin Rabbi hakkında kötü düşünüyorsunuz. O'nu inkar edene hüsnüzan beslerken aslında kendinizle çelişiyorsunuz.
Kardeşlerim, Kur'an'ı okuyun; göreceksiniz ki sorun kanıtın veya delilin eksikliğinde değil, onu alandadır. İman sadece duygusal bir teslimiyet meselesi değildir. "Ben Müslüman olmayı seçtim ama başkaları yüz yıl geçse de inanmadıkları için mazeretlidirler" demek bir trajedidir. Allah'ın elçileri onlara şöyle demiştir: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında mı şüphe var?" Bu, apaçık, fıtri, akli ve delile dayalı bir duruştur; sadece duygusal bir kabulleniş değildir.
Bu konuda zihninde karışıklık olanlara, inşallah tekrar yayınlayacağımız şu bölümü izlemelerini şiddetle tavsiye ediyorum: "Allah'ın gayb olması, varlığının kesin olmadığı anlamına mı gelir?". Maalesef İslam davetine mensup olan ve kitlesi bulunan bazı kişiler, "Biz inanıyoruz ama inanmayanlar mazeretli olabilir" fikrini yayıyorlar. Vallahi kardeşlerim, bu durum gelecek bölümlerde açıklayacağımız üzere Kur'an ve Sünnet metinleriyle açıkça çatışmaktadır.
Bu bölümün özeti şudur: Allah'ın kanıtının tam, ulaşıcı ve kesin olduğunu, varlığında şüphe olmadığını ve Kendisine giden yolları susturucu kıldığını gösteren apaçık ayetleri okuyup, sonra hala kafirlere mazeret uyduruyorsanız; dikkat edin, siz merhametli davranmıyorsunuz. Siz kafirlere hüsnüzan beslerken, Allah'ın varlığına dair delilleri eksik bıraktığını ima ederek Rabbiniz hakkında suizan besliyorsunuz.
Allah Teala'nın şu sözünü hatırlayın: "İnanmayan bir kavme ayetler ve uyarılar fayda vermez." Ayetler çok ve apaçıktır; evrendeki ayetler, Kur'an'daki susturucu, akli, bağlayıcı ve fıtri ayetler... Ancak bir kimse inanmama kararı almışsa, bunlar ona hiçbir fayda sağlamaz. En doğrusunu Allah bilir. Bahsettiğim bölümü takip edin. Allah'ın selamı üzerinize olsun.