Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Kardeşlerim, bugün yaşadığım tecrübeden çıkardığım ikinci fayda hakkında konuşacağız. Bu tecrübe beni şu gerçekle yüzleştirdi: Allah'ı (Azze ve Celle) hiçbir şart gözetmeksizin sevmeliyim.
Açıklamaya başlamadan önce, size şu topluluk hakkındaki fikrinizi sormak istiyorum. Müslüman evlatlarından oluşan ve adına "Şartlı Sevenler Grubu" dediğim bir topluluk var.
Bu grup, kendi sözlüğünde Allah (Sübhanehu ve Teala) hakkında ne der? Şöyle derler: "Allah, bu dünya hayatında var olmayı bize takdir eden, üzerimize görevler yükleyen, haramları yasaklayan, mutluluğumuz veya mutsuzluğumuz elinde olandır. Ancak nefislerimiz bazı görevleri ağır buluyor ve bazı haramlara meylediyor. Bu yüzden Allah ile bir denge kurarak ilişki kurmalıyız; öyle ki, Allah'ın nimetlerinin devamını garanti altına alacak kadar görev yapalım ama nefsimize en az ağırlık verecek seviyede kalalım. Aynı şekilde, arzularımızı tatmin edecek kadar haram işleyelim ama bu, nimetlerin kesilmesine veya bir cezanın inmesine sebep olacak sınırı aşmasın."
Sizce bu grubun, insanın Rabbi ile olan ilişkisine dair yaptığı bu tanım sağlıklı mıdır? Bir Müslüman, kendisini ve duygularını Alemlerin Rabbi olan Allah'a bu şekilde mi teslim etmelidir?
Bu grubun kim olduğunu anladınız mı? Aslında onlar, İslam dünyasındaki kitlelerin büyük bir kısmıdır. Nefislerimizde öyle özellikler vardır ki, bunları nezaket veya dalkavukluk yapmadan, olduğu gibi teşhis edip ifade ettiğimizde tehlikesi ortaya çıkar. Belki bu tanımı kınar ve yadırgarız ama acı gerçek şu ki; bu anlayış nefislerimizde farklı derecelerde mevcuttur.
Bu yüzden, "şartlı sevgiyi" imtihanlarla ve bu bölümün başlığıyla ilişkilendirmeden önce, bu psikolojiyi derinlemesine analiz edelim ve içimizde bir yerlerde saklanıp saklanmadığını, ne derece var olduğunu görelim.
Şartlı seven kişi, Rabbi (Sübhanehu ve Teala) ile olan ilişkisinde kurnazlık yapmaya ve deneyler yürütmeye çalışır. Dünyevi nimetler kesilmeden arzularını doyurabileceği o denge noktasını bulmaya çalışır. Hayatına Allah'ın haram kıldığı bir günahı dahil ettiğinde beklemeye koyulur. Eğer Allah'ın nimetleri devam eder ve bir ceza gelmezse, hala denge noktasında olduğu sonucuna varır. Bu haramı bir "kazanım" olarak görür; hem arzusunu tatmin etmiş hem de nimetten mahrum kalmamıştır.
Ancak bu günah bir nimetin kesilmesine veya bir cezanın gelmesine sebep olursa, denge noktasını aştığını anlar ve hemen geri adım atarak o haramdan kurtulmaya çalışır. Yüce Allah şöyle buyurur: "Fakat kendisinden sıkıntıyı kaldırdığımızda, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç dua etmemiş gibi geçip gider." Yine buyurur ki: "İnsana bir nimet verdiğimiz zaman yüz çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğunda ise uzun uzun dua eder."
Asıl felaket şudur ki; şartlı sevenin psikolojisi zamanla bu dengeye programlanır. Öyle ki, içinde bulunduğu nimetlerin kendi hakkı olduğuna ve bunları hak ettiğine inanmaya başlar. "Eğer ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet tattırırsak, 'Bu benim hakkımdır' der." Yani; "Ben bu rahmeti hak ediyorum, bu nimetleri hak ediyorum, bu belanın kalkmasını hak ediyorum çünkü kurduğum bu dengeye göre üzerime düşeni yaptım" demek ister.
Şartlı seven kişi, Allah'ı ancak bu denge ve gel-gitler sayesinde nimetlerin süreceği ve belaların defedileceği inancıyla sever. Bu yüzden ona "şartlı seven" diyoruz; yani Allah'ı (Azze ve Celle) şartlı bir sevgiyle sever. Bu sevgi nimetlerin devamına ve dünyevi çıkarların sürmesine bağlıdır.
Eğer başına özellikle sevmediği bir bela gelirse, şartlı seven kişi her zamanki gibi o günahtan kurtulur ve "en yüksek alarm" durumuna geçer: Yalvarış, dua, istiğfar ve ibadetlere sarılır. Ancak Allah (Azze ve Celle) belanın devam etmesini ve şiddetlenmesini murat ederse, şartlı sevenin içinde şu soru yankılanmaya başlar: "Ben üzerime düşeni yaptım, peki neden Allah benim içimde yerleşmiş olan o denge kuralına göre beklenen karşılığı vermedi?" Ona göre, günahtan vazgeçip ibadete yöneldiğinde belanın kalkması ve Allah'tan aldığı "günlük harçlığın" geri gelmesi onun hakkıdır.
Beklentisinin tersi gerçekleştiğinde, Allah'a olan bu şartlı sevgisi çökecektir. Çökmesi de şaşırtıcı değildir; çünkü bu sevgi uçurumun kenarına inşa edilmiştir ve insanın Rabbi (Sübhanehu ve Teala) ile olan ilişkisinin çarpık bir anlayışı üzerine kurulmuştur.
Bölümün özeti şudur: Şartlı sevenlerden olmayın. Allah'a olan sevginizi dünyevi nimetler üzerine inşa etmeyin. Peki, sevgimizin hayatımızın hiçbir anında çökmemesi için Allah sevgisini neyin üzerine inşa etmeliyiz? Bunu Allah'ın izniyle bir sonraki bölümde öğreneceğiz. Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.