Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun kıymetli kardeşlerim. "Şeriatın Zaferi" serimizde sizlerle yeniden buluştuğum için mutluyum.
Zihninizde evlerine döndüklerinde içeride yangın çıktığını gören üç adam canlandırın. Her üç evdeki durum şu şekildedir:
Bahçedeki su azdır, yangını çıkaranlar ise ateşi harlamak için sürekli yakıt dökmektedir. Komşular yardım etmek istememektedir. Yangın çocukların odasına ulaşmıştır ve çocuklar mahsur kalmıştır; eşi ise dumandan boğulmak üzeredir. Ateş, ömür boyu biriktirilen birikimin olduğu kasaya doğru ilerlemektedir.
Üç adamın her biri şaşkınlık içindedir ve ne yapacağını bilemez haldedir. Yangını söndürmeye mi başlamalı? Azıcık suyla hangi ateşi söndürmeli? Yoksa ateşe yakıt dökenlerle savaşmaya mı odaklanmalı? Eşine mi yardım etmeli? Çocuklarını odadan mı çıkarmalı? Ömürlük birikimini mi kurtarmalı? Yoksa katı yürekli komşularını yardıma gelmeleri için ikna etmeye ve onlardan merhamet dilenmeye mi çalışmalı?
Burada üç adamın her biri farklı bir şekilde hareket etmiştir.
Birinci adam, boğulmak üzere olan eşini son nefesinde gördü ve onu kurtarmak için ev kıyafetleriyle dışarı çıkardı; çevredeki erkekler onu o halde görüyordu. Ayrıca ateşin ömürlük birikiminin olduğu kasayı yiyip bitirmesine izin verdi; çünkü o sırada ateşler arasında mahsur kalan çocuklarını dışarı çıkarmakla meşguldü.
Bu birinci adam hatalı mıdır? Elbette hayır, hatalı değildir. O, en önemli olandan başlayarak bir öncelik sırası gözetmiştir. Bir canı korumak, örtünmeden önce gelir; çocukların canını korumak ise malı korumaktan önce gelir.
İkinci adam, parasının olduğu kasaya yönelen ateşi söndürmekle meşgul oldu; boğulmakta olan eşini ve mahsur kalan çocuklarını bıraktı. Sonra iki rekat nafile namaz kıldı, secdeyi uzattı ve Allah'ın bir mucizeyle ateşi söndürmesi için dua etti.
Bu adam hatalı mıdır? Elbette hatalıdır; çünkü malı korumayı canı korumanın önüne geçirmiştir. Namaz, Allah'a en sevimli gelen ibadetlerden biri olsa da, bu durumda onu vaktin asıl görevi olan eşini ve çocuklarını kurtarmaktan alıkoymuştur. Bu durumda namaz kılması doğru değildir.
Üçüncü adamın eşi zaten sigara içiyordu, çocukları vakitlerini bilgisayar oyunlarıyla öldürüyordu ve komşuları, evinde danslı, şarkılı, içkili partiler yapmalarına izin vermediği için ondan nefret ediyordu. Şimdi ise ateşe yakıt döken çete, eşini bir geceliğine onlara vermesini talep ediyordu.
Eve girmeden önce eşine seslendi ve dedi ki: "Hanım, kendini kurtarmam için bana yardımcı ol, söz veriyorum bir daha sigara içmene karışmayacağım."
"Çocuklar, size yardım etmeme izin verin, söz veriyorum dilediğiniz kadar bilgisayar oynamanıza izin vereceğim."
"Komşular, gelin şu yangını söndürmeme yardım edin, size evin anahtarının bir kopyasını vereceğim, içeride dilediğinizi yaparsınız."
"Ey ateşi yakan çete, durun! Eşimi bir geceliğine size verme konusunu düşüneceğim."
Bu üçüncü adamın davranışı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Birinci, ikinci ve üçüncü adamla ne kastedilmektedir? Bugün birinci adamla başlayalım.
Günün birinde bir Müslüman ülkeyi yönetecek olan İslamcılardan beklediğimiz şey, birinci adam gibi olmalarıdır. İslamcılar bir gün bir ülkede yönetimi devraldıklarında, üzerlerinde devasa bir sorumluluk yükü olacaktır: Dış düşmana karşı direnmek, laikler, münafıklar ve ajanlar gibi şeriat karşıtlarını dizginlemek, iç fitneleri ve çatışmaları sona erdirmek, güçlü bir İslami ekonomik sistem inşa etmek, şeriata aykırı sözleşmeleri iptal etmek, faiz işlemlerini durdurmak, orduyu iman esasına göre eğitmek ve yozlaşmış liderlerini değiştirmek, silah üretmek ve hazırlık yapmak, şeriatla hükmeden bir yargı sistemi kurmak, açları doyurmak, sağlık hizmeti sunmak, stokçuluğu, rüşveti ve hileyi önlemek, işsizlere iş imkanı sağlamak, içki ve uyuşturucuyu ortadan kaldırmak, eğitim ve iş yerlerinde karma ortamları önlemek, nefislerin kışkırtılmadığı temiz bir genel atmosfer yaymak, eğitim müfredatını ve medyayı doğru bir İslami temelde yeniden şekillendirmek, suçları durdurmak, suçlular için İslami bir ceza sistemi kurmak, yozlaşmış tabaka tarafından gasp edilen malları topluma geri kazandırmak, insanlara dinleri ve dünyaları için gerekli olanları öğretmek ve daha nicesi.
Bunların tamamı "şeriatın uygulanması" terimine dahildir; bunların hepsi şeriatın bir parçasıdır. Herhangi bir İslami yönetim, tüm bunları bir kerede ve yönetime geldiği ilk günde yapabilir mi? Elbette hayır.
Peki ondan istenen nedir? Bunu Allah'ın izniyle bir sonraki bölümde öğreneceğiz.
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.