Selamun aleykum ey değerli beyler ve hanımefendiler.
Kadın serisinin geçen iki bölümünde, "İslam ve Kadını Dövme" ile "Kavvame" (erkeklerin koruyup gözetmesi) konularını birlikte inceledik. Takipçilerin İslam'a yönelik kanaat ve duygularındaki değişimi görmek için her iki bölüm için de bir anket yaptık. Bugün bu iki anketin sonuçlarını sizlerle paylaşacağız. Ayrıca size İslam hakkındaki her türlü soruya ve hissettiğiniz her türlü soğukluğa karşı nasıl bir metodoloji ile yaklaşmanız gerektiğini anlatacağız. Son olarak da arkadaşım Yusuf'un oğlunun imanını pekiştiren ateist tarih profesörünün hikayesini göreceğiz.
Öncelikle "İslam ve Kadını Dövme" bölümünün sonuçlarına bakalım. Anketi dolduran yaklaşık yedi bin iki yüz takipçi, bölümün tamamını izlediklerini belirttiler. Bu kişiler, Yüce Allah'ın şu ayetinde geçen "onları dövün" ifadesine yönelik duyguları üzerindeki etki sorusunu cevapladılar: "Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara gelince; onlara öğüt verin, yataklarda onlardan ayrılın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür."
Sonuç şöyleydi: Bölümü izlemeden önce kalbinde bir sıkıntı veya rahatsızlık duyanların yaklaşık %92'sinin bu sıkıntısı bölümden sonra geçti veya azaldı. Bu kişilerin yaklaşık beşte dördünün kalbindeki sıkıntı tamamen ortadan kalktı.
"Erkeğin Kavvamesi Karşısında Özgürüm" bölümünün sonuçları ise şöyle: Bölümü tam izlediğini söyleyen yaklaşık 8600 kişi anketi doldurdu. Etki sorusuna cevap verdiler: Kavvame ayetlerine karşı bir rahatsızlık, huzursuzluk veya kavrayamama hissiniz var mıydı ve bu bölüm sizi nasıl etkiledi? Bu hisse sahip olanların %81'inin bu duygusu bölümden sonra geçti veya azaldı. Bunların üçte ikisinden fazlasının rahatsızlık veya anlayamama hissi tamamen yok oldu.
Bu iki bölümde yaptığımız şey, O'nun ibadet edilen gerçek bir Rab olduğuna dair daha fazla mutmain olmanız için bir nevi vaka incelemesiydi. Bu ilahi hükümleri, "kavramın kanıtlanması" dediğimiz şeyi gerçekleştirmek için tartıştık. Bir ayete veya şer'i bir hükme karşı duyulabilen rahatsızlığın, denklemin üç unsurundaki bozulmadan kaynaklandığı kavramını ele aldık: İlahi şeriatın imajı, modern cahiliyenin imajı ve ikisi arasında denge kuran terazi. Şeriatın imajı çarpıtıldı, cahiliye süslendi ve terazi bozuldu; sonuç olarak Allah'ın emri çirkin, cahiliye ise güzel görülmeye başlandı.
Size cahiliyenin gerçeğini ve şeriatın güzelliğini gösterdiğimizde, teraziyi hak ve adalet ölçülerine göre ayarladığımızda ve ayetleri doğru bağlama yerleştirdiğimizde, o rahatsızlık büyük ölçüde azaldı veya tamamen yok oldu.
Değerli dostlar, biz burada pratik uygulamadan değil, teorik bölümlerden bahsediyoruz. İslam'a yapılan en büyük haksızlıklardan biri, onun pratik bir gerçeklik olarak görülmemesidir. İnsanların İslam'ı bizzat yaşayarak tecrübe ettiklerinde durumun nasıl olacağını bir hayal edin. On yıllar boyunca sistemli çarpıtmalar ve yanlış uygulamalarla oluşmuş olumsuz kanaat ve duyguları değiştiren yarım saatlik bölümlerden bahsediyoruz. Müslümanlar İslam'ı gerçek anlamda yaşasalar neler olacağını siz düşünün.
Bu arada, her iki bölümde de kalplerindeki sıkıntı tamamen geçenlerin oranı, bölümleri tam izleyenlerde, kısmen izleyenlere göre çok daha yüksekti. Bu da, bu tür metodolojik bölümleri sabırla takip etmenin ve tamamlamanın gerekliliğini göstermektedir.
Şunu da belirtmeliyiz ki, anketi dolduran örneklem grubunun toplumun genelini temsil etmesi şart değildir. Bölümün kuru bir akademik ders haline gelmemesi için korelasyon ve nedensellik detaylarına girmeyeceğiz, ancak bu sonuçlar şüphesiz önemli işaretler vermektedir.
Eğer tüm bunlar sadece teorik bir anlatımla oluyorsa, bir de doğru davranışlarımızla şeriat hakkındaki kalıplaşmış yargıları değiştiren yaşayan örnekler haline geldiğimizi düşünün.
Bu arada, bölümlerin olumlu etkisini gösteren bazı yorumları paylaştığımızda, "Neden bu seçicilik? Olumluları paylaşıp olumsuzları ihmal mi ediyorsunuz?" diyebilirsiniz. Hiçbir şeyi ihmal etmiyoruz. Aksine, işte sonuçları rakamlarla size gösteriyoruz. Kalplerindeki sıkıntı henüz geçmemiş olanların hidayetinden de ümidimizi kesmiyoruz ve Allah'tan bizi O'nun kitabının ve şeriatının sevgisinde birleştirmesini niyaz ediyoruz.
Öyleyse değerli beyler ve hanımefendiler; bir Müslüman kadının, Allah'ın kitabından bir ayete veya O'nun dinine nispet edilen bir şeye karşı hissettiği her türlü soru, soğukluk veya rahatsızlık karşısında izlemesi gereken metodoloji nedir?
Bu, "Yakin Yolculuğu" serisinde ele aldığımız imandır. Bu bilimsel ve ciddi iman oluştuğunda, yan meselelerle ilgili sorular size zarar vermez; çünkü teferruattaki bilgisizlik aslı (temeli) yıkmaz. Eğer bir ayet, bir hadis veya bir hüküm imanınızı sarsıyorsa, bu basitçe imanınızın sağlam temellere dayanmadığı içindir. Kadının hicabı, çok eşlilik veya diğer meseleler hakkında sorularınız olabilir. Evet, dövme ve kavvame konularında izlediğimiz metodolojik yolla cevapları arayın: Teraziyi düzeltmek, şeriatın üzerindeki tozları silkelemek ve cahiliyenin gerçek çirkinliğini kavramak.
Ancak tüm bunları, Allah'a Rab olarak ve İslam'a din olarak inanmadan önce bir şart olarak değil; imanınız sarsılmaz dağlar gibi temelleri üzerine oturmuşken, sadece "İnanmadın mı? dedi. (İbrahim) Hayır inandım, fakat kalbim mutmain olsun diye (dedi)" ayetindeki gibi imanınızı artırmak için yaparsınız. Alemlerin Rabbinin dinine olan yakininizi, taziminizi ve gururunuzu artırmak için yaparsınız.
Siz İslam manzumesi içinde Allah'a iman ettiğinizde; göklerin ve yerin nuru olan, göklerin ve yerin anahtarları elinde olan, yedi kat göğün, yerin ve içindekilerin kendisini tesbih ettiği, O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şeyin bulunmadığı, hak ile hükmeden, kelamı doğruluk ve adaletle tamamlanmış olan, yaptığından sual olunmayan fakat kulların sorgulanacağı, yaratmanın ve emretmenin kendisine ait olduğu, kullarının üzerinde mutlak güç sahibi olan, hüküm ve hikmet sahibi, rahmeti her şeyi kuşatan ve ilmiyle her şeyi kuşatmış olan bir Rabbe iman ettiniz.
Siz Allah'a Rab olarak iman ettiğinizde, O'nun hikmetine, adaletine ve rahmetine dair elinizde sarsılmaz asıllar ve kanıtlar vardır. Eğer bir hükümdeki hikmeti kavrayamazsanız, onu bu asıllara döndürürsünüz. Anlamadığı bir ayet veya hoşuna gitmeyen bir hüküm yüzünden İslam'ı terk ettiğini ilan eden bir genç kız, aslında İslam'ı hiç tanımamış, ciddi imanı hiç tatmamıştır; duymaya başladığımız üzere Kur'an hafızı olsa veya namaz kılsa bile. Birçok insanın sorunu, Allah'ın hikmetine ve adaletine dair bu asılların ve kanıtların kendilerinde hiç bulunmamasıdır; bu yüzden imanları en küçük bir sebeple sarsılmaktadır.
Eğer içinizde bir ayete karşı bir rahatsızlık hissederseniz, bu duygunun tehlikesini hatırlayın. Ve Peygamberinizin (Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun) şu sözünü hatırlayın: "Hiçbiriniz, Allah Azze ve Celle hakkında hüsn-ü zan (güzel zanda) bulunmadan ölmesin." Rabbinize kavuşacağınız en yüce duygu, O'na, kelamına ve şeriatına karşı beslediğiniz güzel zandır.
Allah kâfirlerin en kötü özelliğini açıklamak istediğinde şöyle buyurmuştur: "Bu, Allah'ın indirdiğini kerih görmeleri (beğenmemeleri) sebebiyledir; bu yüzden Allah onların amellerini boşa çıkarmıştır." Buna karşılık müminlere olan büyük nimetini zikrederken şöyle buyurmuştur: "Fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu kalplerinizde süsledi; küfrü, fıskı ve isyanı ise size çirkin gösterdi. İşte doğru yolda olanlar bunlardır. Bu, Allah'tan bir lütuf ve nimettir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Eğer bir ayetten veya sahih bir hadisten nefret duyarsanız, bu nefretin peşinden sürüklenmeyin. Aksine, artık siz eleştirel bir düşünceye ve önceki iki bölümde etkisini gördüğünüz bilimsel bir metodolojiye sahipsiniz. Kendinizi ve duygularınızı muhakeme eder, benliğinizi yeniden şekillendirir ve ona şöyle dersiniz: "Şüphesiz o, eşsiz ve çok değerli bir kitaptır. Ona ne önünden ne de arkasından hiçbir batıl gelemez. O, hüküm ve hikmet sahibi, her türlü övgüye layık olan Allah katından indirilmiştir."
Medyadan ve cahilleştirici eğitimden etkilenen tüm ön yargılı kalıplardan zihnimizi ve duygularımızı tamamen temizleyecek bir "format" atma gerekliliğine dikkat etmeliyiz. Dinimizi incelemeye tarafsız bir şekilde yönelmeliyiz ki; Allah'ın adaleti, hikmeti ve rahmeti hakkındaki zihinsel iknalarımız, kalbi bir huzura ve O'nun kelamıyla kurulan bir ünsiyete dönüşsün. Pusulamızı Alemlerin Rabbinin rızasına göre ayarlamalıyız ve sloganımız şu olmalı: "Rabbim, Sen razı olasın diye Sana gelmekte acele ettim." "İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz, bağışlamanı dileriz; dönüş ancak Sanadır."
Önceki bölümlerden sonra artık anlıyorsunuz ki, bir ayetten duyduğunuz nefret onun aklınızla çatışmasından değil, aksine yerleşik, çarpıtılmış kalıplar ve yanlış bir anlayışla çatışmasındandır. Eğer nefsinizde Rabbinizin bir emrine karşı bir nefret bulursanız, sizi nefret ettireni suçlayın: "Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi isterler." Kendinizi suçlayın ve deyin ki: "Ben kalp aynamı günahlarla kirlettim, bu yüzden artık eşyayı hakikatiyle göremiyor." Ve şu sözün sahibi olan Rabbinize firar edin: "Öyleyse Allah'a koşun (firar edin)." Şu sözün sahibi olan Rabbinize yönelin: "Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini dosdoğru yola iletir."
Aklınızın ve fıtratınızın gösterdiği gerçeklere boyun eğerek tüm varlığınızla şöyle seslenin: "Sizin için hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için şer olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz." Rabbinizin şu sözüne iman edin: "Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır." Haberlerde doğruluk, hükümlerde ise adalet.
Peygamberinizin (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) şu sözüne iman edin: Sahabe hanımlardan Umeyme bint Rukayka, bir grup kadınla birlikte bazı konularda biat etmek üzere Allah Resulü'ne gelmişti. Allah Resulü (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) şöyle buyurdu: "Gücünüzün yettiği ve takat getirebildiğiniz ölçüde." Bunun üzerine Umeyme şöyle dedi: "Allah ve Resulü bize, bizim kendimize olan merhametimizden daha merhametlidir." Yani Allah veya Resulü bir işe hükmettiğinde, biz eminiz ki o işte bizim çıkarlarımızı gözeten, kendimize acımamızdan daha büyük bir rahmet vardır. Allah'ın yasalarındaki rahmetine mutlak bir iman ve güven.
Bu seride sizinle birlikte yürüdük ey değerli hanımefendi; Allah'ın önce insanlığınızla, sonra İslam ile onurlandırdığı kişi. Sizinle birlikte yürüdük ki, eğer bir insan size zulmederse çözümün insanların Rabbinin şeriatında olduğunu bilesiniz. Allah sizin hasmınız değil, sığınağınızdır. Rabbinize karşı gergin bir sinir yapısına veya şüpheci bir bakışa sahip olmayın; aksine mutlak bir hüsnüzan ve sarsılmaz bir yakine sahip olun. Allah sizin hasmınız değil, sığınağınızdır.
Bu seride sizinle birlikte yürüdük, ancak size "din adına söylenen her şeye teslim olun ve boyun eğin" demek için değil. Biz, Allah'ın kitabını tevatürle, Peygamberinin sünnetini ise hadis ilmiyle koruyarak şereflendirdiği bir ümmetiz. Ölçü, kaynağın sahihliği ve mananın doğruluğudur.
Eğer bir metin ve onun delaleti sabitse ve bu sizin hak ve adalet gördüğünüz şeye aykırıysa, kendinizi sorgulayın ve "belki de kusur bendedir" deyin. Ancak dikkat edin; her durumda kendinizi suçlamanız gerekmez, çünkü size söylenen şey gerçekten İslam'dan olmayabilir. Geçen bölümde size belirttik ki; İslam'ın gerçekleştirdiği mutlak hükmedici ölçütler "hak ve adalet"tir, "özgürlük ve eşitlik" değil. Eşitlik bazen batıl ve zulüm olabilir, bu yüzden ölçü alacağınız bir cetvel olmaya uygun değildir.
Peki, İslam'a hak ve adalete aykırı görünen bir şey atfedilirse ne yapmalı? İslam'a batıl ve zulüm gibi görünen bir şey nispet edilirse? Onu sadece hak ve adalete aykırı olduğu iddiasıyla reddetmeyin; çünkü sizin hak ve adalet değerlendirmeniz doğru olmayabilir. Bilgi sisteminizi kontrol edin ve doğruluğunu teyit etmeden geçirmeyin; zira bu durum sizde daha sonra sebebini bilmediğiniz gizli bir şeriat nefreti oluşturabilir.
Tanınmış bazı alimlerin, bazı kaynaklarda gerçekten var olan bir hikayeyi insanlara anlattığını görebilirsiniz: Zubeyr bin Avvam (Allah ondan razı olsun) bir keresinde iki eşine kızmış, onları saçlarından birbirine bağlamış ve şiddetli bir şekilde dövmüş. Eşlerinden biri olan Esma bint Ebi Bekir, babasına şikayete gitmiş, babası ise ona şöyle demiş: "Kızım sabret, çünkü Zubeyr salih bir adamdır, umulur ki cennette de eşin olur. Bana ulaştığına göre bir adam bir kadınla ilk kez evlenirse cennette de onunla evlenir." Bu durumda kalbinize Ebu Bekir'in bu zulme sustuğu düşüncesi düşer, hatta "belki de bu Peygamber (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) döneminde oldu" dersiniz. Böylece hikaye zihninizde Peygamber'in onayı damgasını alır ve sonuçta eşe karşı bu muamele sizin için dinin bir parçası haline gelir.
Hayır! Aksine bu sözü söyleyene şöyle dersiniz: "Eğer doğru söyleyenlerdenseniz delilinizi getirin." Bu durum Zubeyr'den sahih bir şekilde nakledilmiş mi? Bu olay Peygamber ve sahabe tarafından sorgulanmadan mı geçti? Zubeyr hakkında zikredilen bu rivayetin sahih bir zinciri yoktur; hadis ilmi açısından sahih değildir. Dolayısıyla ondan duyduğunuz nefret dine karşı bir nefret değil, sahih olmayan bir habere karşı duyulan haklı bir nefrettir. Sabit olsaydı bile bu, Peygamber'in bunu onayladığı veya bunun İslam'dan olduğu anlamına gelmezdi. Yine de tekrar ediyoruz ki; bu haber sahih değildir.
Bu nedenle eleştirel düşünceyi sadece şeriat düşmanlarına karşı değil, onun adına konuşanlara ve istemeden de olsa ona kötülük edebilecek destekçilerine karşı da kullanmalısınız. Sizi davet ettiğimiz şey, Allah'a ve O'nun şeriatına teslim olmanızdır; İslam'a araştırılmadan atfedilen her şeye değil.
Şöyle diyebilirsiniz: "Ama kardeşim, bu zor bir yolculuk. Kalıpları silmek için format atmak, ilim talep etmek, şeriatı ona batıl yere nispet edilenlerden ayırmak, eleştirel düşünmek, nefsi suçlamak... Bu zor bir yol."
Evet zordur; eğer bu yolda sadece zekanıza ve yeteneklerinize güvenirseniz zordur. "Eğer Allah'tan gence bir yardım gelmezse, onu helak eden ilk şey kendi çabası olur." Bu yüzden şu ayeti okurken bu manaları kalbinizde canlandırın: "Bizi dosdoğru yola ilet." Bu yolculukta Allah'ın yardımını mı istiyorsunuz? "Ey iman edenler! Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız (takva sahibi olursanız), O size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış (furkan) verir." Hak ile batılı birbirinden ayıracağınız bir furkan.
Namazınızı, hicabınızı, ilişkilerinizi ihmal ettiğinizde; Allah'ın razı olmayacağı şeyleri dinleyip izlediğinizde ve buna rağmen "ben salih ameller işliyorum, iyilikler kötülükleri giderir" dediğinizde, kendinizi mahrum bıraktığınız o büyük lezzetleri hatırlayın: Sizi yaratan, rızıklandıran ve dönüşünüzün kendisine olacağı Zat'ın kelamını sevme lezzeti; O'na itaat ettiğinizde, nefsinizle ve şehvetlerinizle cihat ettiğinizde kalbinize yerleştireceği nurun lezzeti. "Bizim uğrumuzda cihat edenleri elbette yollarımıza iletiriz. Şüphesiz Allah, iyilik yapanlarla beraberdir."
Lütfen büyüklenmeyin, günahı meşrulaştırmayın ve onu savunmayın; çünkü bunların hepsi zulümdür. "Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." İbadetlerinizde Allah'tan yardım isteyin ki, günahlarınızın ve hatalarınızın uğursuzluğu sebebiyle sizi kelamını ve şeriatını sevme lezzetinden mahrum bırakmasın.
Tüm bunlardan sonra ey değerli hanımefendi, eğer hala nefsinizde bir şer'i hükme veya bir ayete karşı bir soğukluk hissederseniz, Allah için ağlayın, ağlamaya çalışın, O'na yalvarın ve deyin ki: "Rabbim, ben Seninim, beni bana geri çevirme." Deyin ki: "Ey Hayy ve Kayyum olan! Rahmetinle yardım diliyorum, her halimi düzelt ve beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsime bırakma." Ve Allah Teala'nın Kudsi Hadis'teki şu sözünü hatırlayın: "Ey kullarım! Benim hidayet ettiklerim dışında hepiniz sapıklıktasınız. Öyleyse Benden hidayet isteyin ki sizi hidayete erdireyim."
Eğer tüm bunları yaptıysanız, hayır üzerindesiniz demektir. Sakın inanç vesvesesine kapılmayın; şeytan size Allah'ı sevmediğinizi veya O'nun hükümlerinden birine karşı içinizde bir şeyler olduğu için Allah'ın sizi sevmediğini fısıldamasın. Aksine, bu hoşnutsuzluğa karşı mücadele ettiğiniz ve kalbinizi samimiyetle Rabbinizin şeriatına boyun eğdirmeye çalıştığınız sürece hayır üzerindesiniz. Önemli olan, bu soğukluğa kapılıp gitmemeniz ve bunun dile getirdiğiniz, savunduğunuz yerleşik bir inanç haline gelmemesidir.
Müslim tarafından rivayet edilen hadiste, Allah'ın elçisinin (Allah'ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun) ashabından bazı insanlar gelip ona şöyle sordular: "İçimizde öyle şeyler hissediyoruz ki, birimizin bunu konuşması bile ona çok ağır geliyor." Peygamberimiz, "Bunu gerçekten hissettiniz mi?" diye sordu. Onlar "Evet" dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz, "İşte bu, apaçık imandır; işte bu, apaçık imandır" buyurdu. Siz Allah'ı yücelttiğiniz ve O'nun bir hükmüne karşı hissettiğiniz soğukluğun kötü bir şey olduğunu bildiğiniz sürece, bu durum imanınızın bir göstergesidir; bu yüzden vesveseye düşmeyin.
Değerli hanımefendi, bu seride sizinle birlikte ciddi bir imana, kulun Alemlerin Rabbi olan Allah'a karşı kulluk makamını anladığı bir imana ulaşmanız için yürüdük. Maddiyatın kutsandığı ve insanın ilahlaştırıldığı bu çağda, İslam'a mensup olanlar arasında bile birçok kişide kulluk ve iman bilinci zayıfladı.
Çok sevdiğim bir dostumun Yusuf adında bir oğlu var. Yusuf Amerika'da doğup büyüdü, ardından zihninde bazı sorular belirdi ve İslam'a olan inancı sarsıldı. Yusuf, üniversitedeki ateist hocasıyla, ki kendisi bir tarih profesörüdür, bu konuyu konuştu.
Profesör Yusuf'a, "Soruların neler?" diye sordu. Yusuf, başta "Yakin Yolculuğu" serimizde ele aldığımız evrim konusu olmak üzere sorularını anlattı. Ateist profesör ona, "Peki, bu sorularla ne yapacaksın?" dedi. Yusuf dürüstçe, "Eğer cevap bulamazsam, belki de Müslüman olarak kalmam" dedi. Bunun üzerine ateist profesör, "Hayır, hayır, bu çok aptalca" dedi ve şöyle devam etti: "Dininde tüm bu sorulara cevaplar ve seni ikna edecek onca şey varken, sadece birkaç soru yüzünden dinini mi terk edeceksin? Ya hesap günü geldiğinde, inandığın o İlah sana şöyle derse: 'Sana bunca cevap verdim, sonra hikmetini anlayamadığın veya seni imtihan ettiğim bir ya da birkaç soru yüzünden İslam'ı mı terk ettin? Elinde bunca güçlü ve tatmin edici cevap varken, bir soru için mi vazgeçtin?'" Sonra ateist profesör ekledi: "Dininden ayrılma, cevapları aramaya devam et; eğer bulamazsan bil ki dinde teslimiyet vardır ve İlah seni sınıyordur." Yusuf o an ona, "Keşke Müslüman olsaydın, harika bir imam olurdun" dediğini anlattı.
Bu ateist profesör, Allah'a inanmamasına rağmen imanın felsefesini İslam'a mensup bazı kişilerden daha iyi kavrıyor. Ciddi bir imanın ne demek olduğunu anlıyor: Eğer insanın kökeni, varoluş amacı ve kaderi gibi büyük varoluşsal sorulara cevap veren bütünsel bir dini sistemi kabul ettiyseniz, anlamadığınız veya nefsinize ağır gelen yan bir mesele yüzünden bu dini terk etmek ciddiyetsizliktir.
Belki de bu ateist profesör, eğer kendisine karşı dürüstse, kendi ateizminin çelişkili olduğunu, tutarlı bir temeli bulunmadığını ve büyük varoluşsal sorulara ikna edici cevaplar sunmadığını fark ediyordur; tıpkı "Yakin Yolculuğu"nun fıtrat bölümlerinde açıkladığımız gibi. Allah'tan bu adama hidayet dileriz.
Elbette mesele, bu profesörün sözlerinden anlaşılabileceği gibi sadece İslam'ın cevapladığı soruların sayısı değildir; aksine İslam'ın delilleri, kanıtları, tüm detay ve hükümlerindeki tutarlılığı ve tüm bunlarda selim akıl ve fıtratla çelişmemesidir. İslam, diğer dinlerin aksine, bizi akıl ve fıtratla çelişen bir şeye teslim olmaya asla zorlamamıştır.
Sonuç olarak değerli beyler ve hanımlar, anketlerimize katılanların çoğunun ne "İslam ve kadının dövülmesi" ne de "aile reisliği" (kavvamlık) konularında bir rahatsızlığı vardı. "Ben Özgürüm" bölümüyle ilgili anketi yayınlamadan önce, değerli bir kardeşimiz bizi uyararak şöyle dedi: "Benim bu bölümlerden önce de bir rahatsızlığım yoktu, ancak bölümleri izleyince Allah'ın hikmetine olan yakinim ve imanım arttı, delillerim güçlendi. Eğer seçeneklere 'olumsuz bir hissim veya rahatsızlığım yoktu ama bölümden faydalandım' şıkkını eklerseniz iyi olur." Biz de bu seçeneği ekledik.
"Ben Özgürüm" adlı aile reisliği bölümünün sonucu şuydu: Daha önce rahatsızlığı olmayanların yaklaşık %99.9'u bu bölümden faydalandığını belirtti.
Faydalananlara ve Allah'ın lütfuyla rahatsızlığı giderilenlere diyoruz ki: Bu faydayı yayın ve Allah'ın size iyilik ettiği gibi siz de iyilik edin. Bu bilgiyi yayın ve sadece kendinizde tutmayın. Bölümü paylaştığınızda, ondan ne anladığınızı ve üzerinizdeki etkisini de yorum olarak ekleyin. "Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun" ayeti gereğince hayrı yaymaya yardım edin. İnsanlara yardım edin ki, ne malın ne de evladın fayda vermediği, ancak Allah'a tertemiz bir kalple gelenlerin kurtulacağı o günde mutlu olsunlar.
Değerli dostlar, bu bölüm bir son gibi görünse de, bunu Allah'ın izniyle "Kadın ve Kendini Arayış" başlıklı çok önemli bir final bölümü takip edecek.
Bugünün özeti: Eğer ciddiyseniz, imanınız da ciddi olsun. Allah'ın emirlerinden biri hakkında içinizde bir sıkıntı hissederseniz, kulluk makamını ve Mabud'un (Allah'ın) azametini hatırlayın. İlim talep edin, ölçülerinizi düzeltin, cahiliyenin süslerini ve şeriatın üzerindeki karalama tozlarını silip atın. Şöyle buyuran Rabbinize dua edin: "Ey kullarım, benim hidayet verdiklerim dışında hepiniz sapıklıktasınız; benden hidayet isteyin ki sizi doğru yola ileteyim." Rabbinize itaate ve O'na karşı gelmekten sakınmaya devam edin ki size doğruyu yanlıştan ayıracak bir anlayış versin. İyilik yapın ki, imanı kalbinize sevdirmek suretiyle size merhamet etsin; "Şüphesiz Allah'ın rahmeti iyilik edenlere yakındır."
Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.